TMMOB 49. DÖNEM GENEL KURULU GERÇEKLEŞTİRİLDİ

08.06.2026

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 49. Dönem Olağan Genel Kurulu 5-6 Haziran 2026 tarihlerinde Kocatepe Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi. 7 Haziran Pazar günü ise TMMOB Yönetim Kurulu, Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu üyelikleri için seçimler yapıldı.

Genel Kurul‘da ilk olarak Divan oluşturuldu. Divan Başkanlığına Mehmet Soğancı (MMO), Başkan yardımcılıklarına Rahime Petek Ataman (GIDAMO), Nadir Avşaroğlu (MADENMO), yazman üyeliklere Eylem Oktay (ZMO), Anıl Kılınç (İMO), Dilfuroz Şahin (ŞPO) ve Ezgi Subaşı (BMO) seçildi.

Saygı duruşu ve Anıtkabir Çelenk Komisyonunun seçimi sonrası TMMOB çalışmaları üzerine bir video gösterimi gerçekleştirildi ve ardından açılış konuşmalarına geçildi. TMMOB 48. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, "Bu kürsüler rant çevrelerinin ve gerici yapılanmaların değil, bilimin, kamuculuğun kürsüleridir" dedi. Ülkedeki baskı rejiminin boyutlarına dikkat çeken Koramaz, seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması, kayyum politikaları ve milletvekillerinin tutuklanması üzerinden halk iradesinin gasp edildiğini vurguladı. Son olarak CHP Genel Kurulu’na yönelik Bölge Adliye Mahkemesi’nin verdiği karara değinen Koramaz, bu kararın hukuki değil siyasi olduğunu ve doğrudan toplumsal muhalefeti hedef aldığını belirtti. 

Mühendis, mimar ve şehir plancılarının yaşadığı ekonomik yıkıma, emeğin değersizleştirilmesine ve liyakatsizliğe değinen Koramaz, iktidarın rant politikalarını hedef alarak “Mühendis ve mimarların kazancı artık bir aileyi geçindirmekten, temel ihtiyaçları karşılamaktan çok uzaktır. Altyapısız ve istihdam planlaması olmadan açılan bölümler, teknik eğitimin içini boşaltırken işsizliği tırmandırmaktadır. Bilim ve teknik, kamu yararı gözetmek yerine piyasanın kısa vadeli çıkarlarına ve rant mekanizmalarına hizmet eden bir araç haline getirilmek istenmektedir.

Bizim en büyük trajedimiz, AKP’nin bu zorba düzenini alaşağı edememiş olmamızdır. Oysa yan yana geldiğimizde, birleşerek sokakları doldurduğumuzda önümüzde hiçbir barikatın duramayacağını Gezi’de de gördük. Barikatları yıkan o gençlerin kararlılığı bize yolu gösteriyor."

İktidarın muhafazakârlık ve din olgusunu toplumu kutuplaştırmak, itaatkâr bir toplum yaratmak için kullandığını belirten Koramaz, cemaat ve tarikatların kamusal alanı kuşattığına dikkat çekti. Laikliği savunmanın meslek odaları için artık hayati bir mücadele başlığı olduğunu söyleyen TMMOB Başkanı, şu çarpıcı uyarıda bulundu: "Bu gerici dalga, meslek odalarımızın içinde bile kendini göstermeye başlamıştır. Son dönemde İMO İstanbul Şubesi seçimlerinin ardından sergilenen tekbirli görüntüler, meslek örgütlerimizin hangi anlayışla dönüştürülmek istendiğinin çarpıcı bir örneğidir. Tekbirlerle verilen mesajlar, meslek odalarını ideolojik bir gösteri alanına çevirme çabaları, TMMOB'nin tarihsel kimliğiyle asla bağdaşmaz. Hiç kimse TMMOB'yi gerici bir hattın parçası haline getiremez."

Konuşmasında küresel sermayenin ve emperyalizmin Ortadoğu, Latin Amerika ve Afrika’daki savaş ve sömürü politikalarına da geniş yer ayıran Koramaz, Türkiye’nin emperyalist stratejilerin merkezi haline getirilmesine izin vermeyeceklerini vurguladı. Temmuz ayında Ankara’da gerçekleştirilecek NATO zirvesine karşı DİSK, KESK ve TTB ile birlikte barışın sesini yükseltme çağrısı yapan Koramaz, sözlerini şöyle tamamladı:

"NATO’nun olduğu yerde halklar için barış değil; yıkım, sömürü ve yoksulluk vardır. NATO’dan derhal çıkılmalı, tüm yabancı üsler kapatılmalıdır. Bizler Amerikan donanmasına secde edenlerin değil, 6. Filo’yu denize döken anti-emperyalist gelenekten gelen Denizlerin, Mahirlerin mirasçılarıyız. Bizim yolumuz eşit, özgür, bağımsız, laik ve demokratik bir Türkiye yoludur. Yaşasın TMMOB örgütlülüğü!"

Açılış konuşmalarında Divan Başkanı Mehmet Soğancı TİP Hatay Milletvekili ve Mimarlar Odası Hukuk Müşavirimiz Can Atalay'ın el yazısıyla gönderdiği yazıyı okudu. Ardından konuklar Cumhuriyet Halk Partisi Ankara Milletvekili Gökhan Günaydın, DEM Parti Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, Sol Parti Sözcüsü İsmail Hakkı Tombul, Türkiye Komünist Partisi İl Başkanı Banu Üver, KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz ve TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap birer konuşma yaptılar.

Konuk konuşmalarının tamamlanmasının ardından Yönetmelikler Komisyonu, Mali İşler ve Bütçe Komisyonu, Genel Kurul Sonuç Bildirgesi Komisyonu ve Kararlar Komisyonu oluşturuldu.

Verilen aranın ardından TMMOB Saymanı, Genel Sekreter Vekili Özgür Topçu 48. Dönem çalışmalarına ilişkin raporunu sundu. Denetleme Kurulu Raporunu, Denetleme Kurulu Üyesi Mustafa Tevfik Kızgınkaya sundu. Onur Kurulu Raporununu, Yüksek Onur Kurulu Üyesi Ayşe Işık Ezer'in sunumunun ardından raporların görüşülmesine geçilerek 48. Dönem çalışmaları üzerine görüşmelere devam edildi. Söz alan Delegelerin konuşması sonrası ilk gün tamamlandı.

İkinci gün Yönetim Kurulu üyesi Ayşegül Oruçkaptanın konuşmasıyla başladı. TMMOB 49. Olağan Genel Kurulu'nda Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz'ın cevap konuşmasının ardından 48. Dönem Yönetim Kurulu, oybirliğiyle aklandı.

TMMOB 49. Olağan Genel Kurulu'nda Komisyon Raporlarının görüşülmesi ve karara bağlanmasına geçildi. Mali İşler Komisyonu sözcüsü Haydar Şahin raporu sundu ve Genel Kurul delegelerince tüm maddeler oylandı.

Ardından Yönetmelikler Komisyonu adına sözcü Serkan Sebat raporu kürsüden sundu. Maddeler delegelerince oylandı.

Sonuç Bildirgesi Komisyonu adına Ezgi Kılıç sözcülüğünde maddeler okunarak Genel Kurula sunuldu ve delegelerince oylandı. Divan Başkanı, Sonuç Bildirgesi'ne eklemeler konusunda Delegelere söz vererek kürsü kullandırdı. Konuşulanlar hususunda Sonuç Bildirgesi Komisyonuna çalışması için oy birliğiyle yetki verildi.

Sonrasında Kararlar Komisyonu'nun çalışmalarına geçildi. Kararlar Komisyonu adına sözcü Gülsüm Sönmez önergeleri sundu ve delegelerce oylandı.

Genel Kurul'da ikinci günün sonuna yaklaşırken TMMOB Yönetim Kurulu, Denetleme Kurulu ve Yüksek Onur Kurulu adaylarının isimleri Divan Kurulu Başkan Yardımcısı Nadir Avşaroğlu tarafından okundu.

TMMOB 49. Olağan Genel Kurulu'nun ikinci gününde son olarak dilek ve temenniler için delegelere söz verildi.

TMMOB 49. Dönem kurullarının belirleneceği seçimler 7 Haziran 2026 Pazar günü TMMOB Teoman Öztürk Öğrenci Evi ve Sosyal Tesisi`nde yapıldı. Birlik Genel Kurulundaki oylama sürecinin tamamlanması neticesinde, TMMOB 49. Dönem Yönetim Kurulu, Yüksek Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeleri belirlendi.

Yönetim Kurulu önümüzdeki günlerde toplanarak Başkan, II. Başkan, Sayman ve Yürütme Kurulu üyelerini seçecek.

 

TMMOB 48. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz‘ın Genel Kurul Açılış Konuşması:

Sayın Divan,

Emek-meslek örgütlerimizin, siyasi partilerimizin, demokratik kitle örgütlerinin değerli başkan ve yöneticileri,

Ülkemizin en karanlık günlerinde, her zorluğun içerisinde TMMOB mücadelesine ve örgütlülüğüne sahip çıkan sevgili delege arkadaşlarım,

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 49. Olağan Genel Kuruluna hepiniz hoş geldiniz.

Varlığınız ve desteğiniz bize onur ve güç veriyor.

TMMOB Yönetim Kurulumuz adına hepinizi sevgi, saygı ve dostlukla selamlıyorum.

Sevgili Arkadaşlar,

Genel Kurul tarihlerimizin denk geldiği ay itibariyle neredeyse bir alışkanlık oldu bize,

2013 yılından bu yana gerçekleştirdiğimiz her Genel Kurulumuz, tarihimizin en şanlı, en görkemli direnişlerinden olan Gezi Direnişi ’ne bir selam göndermeyle başlar.

Çünkü biliriz ki Gezi’ye yolladığımız selam ülkemizin eşitlik, özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinde tüm yitirdiklerimize bir selamdır.

Çünkü biliriz ki Gezi’ye yolladığımız selam, tam 13 yıl önce bu ülkenin doğasına, deresine, kıyısına, ağacına sahip çıkmak için sokaklara çıkan o cesur kalabalıklara bir selamdır.

Çünkü biliriz ki Gezi’ye yolladığımız selam, eşit, özgür, adil, gerçekten bağımsız bir ülkeye ve yarınlarımıza bir selamdır!

Selam olsun insan onuru için mücadele edenlere!

Selam olsun Can Atalay’a, selam olsun Tayfun Kahraman’a; Gezi Davasında yargılanan, tutsak edilen, ceza alan tüm arkadaşlarımıza!

Selam olsun yitirdiğimiz en güzel evlatlarımıza… Abdocan’a, Mehmet’e, Ethem’e, Ali İsmail’e, Medeni’ye, Ahmet’e, Hasan’a, Berkin’e bin selam olsun!

Şair diyor ya hani;

“Gör, nasıl yeniden yaratılırım
namuslu, genç ellerinizle…

Kızlarım, oğullarım var gelecekte;
Her biri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası”

Gezi Direnişi gibi tertemiz alınlarından öpüyorum hepsini… Bir umudumuz onlarda saklıdır hala!

Sevgili Arkadaşlar,

Bugün ülkemizde yalnızca Gezi tutsakları değil; halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanları, siyasetçiler, bürokratlar, gazeteciler, öğrenciler, sendikacılar ve demokratik haklarını kullanan yurttaşlar da baskıcı uygulamalar karşısında özgürlüklerinden mahrumdur.

Buradan bir selam da onlara gönderelim.

Selam olsun gerçekleri yazmaktan geri adım atmayan gazetecilere…

Selam olsun gelecekleri, üniversiteleri ve özgürlükleri için direnen gençlere…

Selam olsun emeğin hakkını, insanca yaşam koşullarını savunan sendikacılara ve emekçilere…

Selam olsun halkın oylarıyla seçildikleri halde görevden alınan, tutuklanan, baskıyla susturulmak istenen belediye başkanlarına, siyasetçilere ve bürokratlara…

Sevgili Dostlar,

Bir selam da bilimin ve tekniğin ışığında görevini yapan, kamu yararını savunduğu için baskıyla karşı karşıya bırakılan meslektaşlarımıza gönderiyorum.

Deprem gerçeğini anlattığı için… Rant projelerine itiraz ettiği için… Kenti, doğayı, yaşam alanlarını savunduğu için… Meslek etiğine ve kamu yararına sahip çıktığı için soruşturulan, yargılanan, tutuklanan tüm meslektaşlarımıza selam olsun!

Bilsinler ki asla yalnız değiller. TMMOB tarihi boyunca olduğu gibi bugün de bilimin ve tekniğin halktan yana kullanımını savunmaya devam edecektir.

Sevgili dostlar,

Baskı, korku ve zulüm üzerine kurulmuş bu düzen de yaşanalar, basit bir yönetim krizi değil, AKP’nin ilk yıllarından itibaren planlı bir şekilde adım adım inşa edilen tek adam rejiminin kaçınılmaz sonuçlarıdır.

Bu rejimin  ülkeyi uçuruma sürükleyeceğini biliyorduk. Bu kürsülerden, bu salonlardan defalarca uyardık.

12 Eylül 2010 referandumu öncesinde uyardık: “Bu referandum 12 Eylül’le hesaplaşmak için değil, Yüksek yargı organlarını ele geçirme için yapılmaktadır, o yüzden hayır diyoruz” dedik ve bunun için mücadele ettik.

2016 yılında OHAL ilan edildiğinde uyardık: “OHAL’in amacı FETÖ’yü tasfiye etmek değil, Emek ve Demokrasi güçleri üzerinde baskıyı sürekli hale getirmektir” dedik ve buna karşı mücadele ettik.

16 Nisan 2017 referandumu öncesinde uyardık: “Bu değişiklik yönetimde istikrar için değil, tek adam rejimini kurmak için yapılmaktadır, o yüzden hayır diyoruz” dedik ve bunun için mücadele ettik.

Bugün gelinen durumda ise,  ne yazık ki, olmasından korktuğumuz, olmaması için mücadele ettiğimiz her şey birer birer başımıza geldi.

Uzunca  süredir hukukun işlemediği, hukuksuzluğun egemen olduğu bir ülkede yaşıyoruz.

Ülkemiz artık bir kişinin sözü ve iradesinin; anayasanın, yasaların ve halk iradesinin üzerinde tutulduğu bir ülke haline getirildi.

Hukukun siyasallaştırıldığı, parlamentonun işlevsizleştirildiği, anayasa ve yasaların iktidarın ihtiyaçlarına göre eğilip büküldüğü; tüm karar alma mekanizmalarının tek merkezde toplandığı bir ülke gerçekliği ile karşı karşıyayız.

Böyle bir ülkede huzur olmasının, istikrar olmasının, güven olmasının imkanı yok. Böyle bir ülkenin olağan biçimde yönetilmesinin imkanı yok.

Zaten yönetilemiyor da…

Siyasi ömrünü çoktan tamamlayan, ülkeyi yönetme kabiliyetini tümüyle kaybeden iktidar partisi, iktidarını korumak ve kendi tükenişine ülkeyi de ortak etmek için elinden gelen her şeyi yapıyor

Bir parti organı gibi kullandığı yargı eliyle ve polis gücüyle, tüm muhalefeti, tüm toplumu zapturapt altında tutuyor. Hukuk adı altında, yargı sopasıyla kendisine dikensiz gül bahçesi yaratmaya çalışıyor.

Bir taraftan demokratik Anayasa, Terörsüz Türkiye, Kürt sorununda demokratik ve barışçıl çözüm nutukları atarken, diğer taraftan bırakın AHİM kararlarını AYM kararlarını dahi uygulamıyor. Mevcut Anayasa ve yasaları işine geldiği gibi yorumluyor.

OHAL döneminde, HDP’li belediye başkanlarını görevden alarak, yerlerine kayyumlar atayarak başlattıkları kayyım rejimi, bugün tüm Türkiye’de bütün CHP’li belediyeleri hedef alan bir baskı uygulaması olarak sıradanlaştırıldı.

Yine aynı dönemde HDP’li milletvekillerini, belediye başkanlarını, eşbaşkanlarını tutuklayarak başlattıkları muhalefeti sindirme rejimi, bugün ana muhalefet dahil Türkiye’deki tüm muhalif siyasetçileri hedef alan bir zorbalık haline geldi.

Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere HDP’li siyasetçiler 2016 yılından bu yana adeta birer siyasi tutsak olarak cezaevinde tutuluyor. Şimdi aynı şeyi Ekrem İmamoğlu için yapmak istiyorlar. Yine aynı yöntemlerle, birbiri ardına açılan mesnetsiz davalarla, ana muhalefet partisinin Cumhurbaşkanı adayı cezaevinde tutuluyor.

TMMOB olarak bizler nasıl ki; HDP’li belediyelere yönelik ilk kayyum uygulamasından itibaren “İrademe Dokunma” diyerek Diyarbakır, Mardin ve Van başta olmak üzere tüm bölge halkıyla birlikte olduğumuzu gösterdiysek, CHP’li belediyelere yönelik kayyımlara karşı da aynı kararlılıkla davrandık, bundan sonra da tüm antidemokratik uygulamaların karşısında olmaya devam edeceğiz.

Diyarbakır’ın, Mardin’in, Hakkari’nin sokaklarında nasıl yürüdüysek, İstanbul’un, Adana’nın sokaklarında da halk iradesi için yürümeye devam edeceğiz.

Sevgili Arkadaşlar,

Seçilmiş belediye başkanlarını görevden alarak, milletvekillerini tutuklayarak, yurttaşların seçme ve seçilme hakkına gasp ederek, yenildikleri seçimleri yok sayarak demokrasiye vurdukları yetmemiş gibi, şimdi de ana muhalefet partisini yargı kararı eliyle dizayn etmek istiyorlar.

Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP genel kurulunu yok sayan kararının hukuki değil, siyasi olduğunu herkes biliyor.

Bu kararın sadece CHP’ye yönelik bir darbe olmadığını da herkesin bilmesi gerekir.

Bu karar demokrasiyi, seçme ve seçilme hakkını, toplumsal muhalefeti hedef alan bir karardır.

Bütün kararların arkasında olduğu gibi bu kararın arkasında da bizzat tek adam rejimi bulunmaktadır.

Tüm bu yaşananlar ülkemiz demokrasi tarihine kara bir leke olarak düşmüştür ve halkımızın hafızasından asla silinmeyecektir.

Kendi siyasal çıkarlarını, halkın iradesinin ve çıkarlarının önüne koyan siyasal iktidarları ve onların işbirlikçilerini bu ülke halkı asla affetmeyecektir.

Sandıkta kaybedileni demokrasi dışı yollarla gasp etmeye çalışmak, bunu yapanların siyasal ahlak düzeyinin ve çaresizliklerinin de göstergesidir.

Çaresizler, Çünkü:

Tek adam rejimi iktidara öyle bir bağımlı hale geldi ki, iktidarı kaybettiği anda her şeyini kaybedeceğini biliyor.  

Halka öyle büyük kötülükler yaptı ki, iktidarı kaybettiğinde bunların hesabının sorulacağını biliyor.

Öyle büyük yolsuzluklar, öyle büyük hırsızlıklar yaptı ki, iktidarı kaybettiğinde elinde avucunda ne varsa alınacağını biliyor.

O yüzden de iktidarı kaybetmemek için her şeyi göze almış durumda. Sandığı getirmemek için, seçimleri adil bir biçimde yaptırmamak için her şeyi yapmaya hazır durumda.

Çünkü tek adam rejimi artık halkın desteğiyle değil, ABD’nin, Trump’ın desteğiyle, onun verdiği meşruiyetle iktidarda duruyor. O yüzden tek adam rejiminin sadakati halkına değil, Amerika’daki Trump’a.

O yüzden enflasyonlar mücadele altında halkı yoksulluğa mahkûm ediyor.

O yüzden milyonlarca emekliyi açlık sınırının altında yaşam mücadelesi vermeye mahkûm ediyor.

O yüzen milyonlarca genci, işsizlikle, gelecek kaygısıyla yaşamaya mahkum ediyor.

O yüzden emekçilerin alın terinin gasp edilmesine, madencilerin haklarının ellerinden alınmasına, milyonlarca kişinin güvencesiz-güvensiz koşullarda çalıştırılmasına, emeğinin, alın terinin sömürülmesine ses çıkarmıyor.

Bizler, TMMOB bileşenleri de bu acı tablonun dışında değiliz.

Ülke genelinde düzenlediğimiz Mühendislerin, Mimarların ve Şehir Plancılarının Güncel Sorunları Merkezi Kurultayı’nda da ortaya koyduğumuz gibi, bu karanlık tablo meslek alanlarımızı da derinden etkilemektedir.

Bir zamanların saygın, aranan ve ülke kalkınmasının lokomotifi olarak görülen mesleklerimiz, ne yazık ki bugün kronik işsizlik, düşük ücretler, meslek dışı alanlarda istihdam ve güvencesiz çalışma ile anılır hale gelmiştir.

Günümüzde bir mühendisin veya mimarın kazancı, artık bir aile geçindirmek, çocuk okutmak, temel sosyal ihtiyaçları karşılamak için yeterli olmaktan bile oldukça uzaktır.

Dahası, mesleğimizin özüne aykırı bir şekilde, mühendislik ve mimarlık bilgisi, toplum yararını gözeten kamusal bir sorumluluk olmaktan çıkarılmakta; piyasanın kısa vadeli çıkarlarına, siyasi iktidarın keyfi projelerine ve rant mekanizmalarına hizmet eden bir teknik araç haline getirilmek istenmektedir.

Plansızlık, denetimsizlik ve liyakatsizlik meslek alanlarımızı tahrip ederken emeğimiz sistematik olarak değersizleştirilmektedir.

Gerekli fiziksel ve akademik altyapı oluşturulmadan, istihdam boyutu düşünülmeden açılan bölümlerle bir yandan teknik eğitimin içi boşaltılırken diğer yandan da işsizlik tırmandırılmaktadır.

Türkiye’de yaşayanlar olarak bizim en büyük trajedimiz, AKP’nin bu zorba düzenini al aşağı edememiş olmamızdır.

Bu zorbalığa karşı birleşip, birlikte mücadele edip, adım adım geldiğini gördüğümüz bu büyük kötülüğün başını en başından ezemememizdir.

Oysa yan yana geldiğimizde, birleşerek sokakları doldurduğumuzda, omuz omuza yürüdüğümüzde önümüzde hiçbir barikatın duramayacağını hepimiz biliyoruz. Bunu 13 yıl önce Gezi’de de görmüştük, daha geçen yıl 19 Mart’ta Beyazıt’ta da gördük.

Barikatları yıkan, tüm ülkeye umut ve direnç taşıyan o güzel gençlerin kalabalığı, kararlılığı ve gözü karalığı bu karanlık günleri aşmanın yolunu hepimize göstermiştir.  Hepsini yürekten alkışlıyorum. Tüm toplumsal muhalefetin gençlerden öğrenecek çok şeyi var.

Sevgili Arkadaşlar,

Cumhuriyet’in bir asrını geride bıraktığımız tarihsel bir dönemdeyiz.

Halkın kendi yaşamı ve geleceği hakkında söz ve karar sahibi olduğu bir yönetim biçimi olarak Cumhuriyet, insanlık tarihinin en büyük kazanımlarından biridir.

Bugünden geriye dönüp bakınca daha da iyi görüyoruz ki ülkemizde bundan yüz yıl önce ilan edilen Cumhuriyet, ülkemiz için bağımsızlık, demokrasi, laiklik ve çağdaşlaşma yolunda atılan en önemli adımlardan biri olmuştur.

Yani Cumhuriyet, bir adım gerisine düşmenin dahi, ülke ve halk düşmanlığı ile birlikte anılacağı en temel değerleri kapsamaktadır.

Bu temel değerler eşit, özgür, demokratik bir ülke yaratma hedefi ve mücadelemizin de olmazsa olmazı ve asgari başlangıç noktasıdır.

Ancak bir asır önce büyük umutlarla kurulan Cumhuriyet, son çeyrek yüzyılda adım adım aşındırılmıştır.

Kalkınma, üretim, bilim ve teknoloji hedefleri rafa kaldırılmış, kurumlarıyla, laik ve bilimsel değerleriyle ters yüz edilen bir yönetim anlayışı egemen kılınmıştır.

Kamu yararı anlayışı yerini piyasacı politikalara, planlama anlayışı rant odaklı yağmaya, üretim anlayışı ise ithalata ve dışa bağımlılığa bırakmıştır.

Kentlerimiz, kıyılarımız, ormanlarımız, su kaynaklarımız sistemli bir yağmanın konusu haline getirilmiştir. Bu yağmaya baskıyla, şiddetle, cezaevleriyle sindirilmek istenmiştir.

Ülkemiz yıllardır, liyakatin değil sadakatin esas alındığı, hukukun değil keyfiliğin egemen olduğu, bilimsel aklın değil dogmaların yön verdiği bir anlayışla yönetilmektedir.

Muhafazakârlık ve din, toplumu kutuplaştırmanın itaatkâr ve kanaatkâr bir toplum inşa etmenin aracı olarak kullanılmakta, sosyal devletin tasfiyesiyle boşalan alanlar, cemaat ve tarikatlarla doldurulmaktadır.

Özellikle eğitim alanında yaşananlar bu sürecin en yakıcı sonuçlarından biridir.

Parasız, kamusal, bilimsel ve laik eğitim anlayışı sistemli bir biçimde tasfiye edilirken; okullarımız eşitsizliğin, şiddetin, güvencesizliğin derinleştiği alanlara dönüştürülmekte, tarikat ve cemaat yapılarıyla, çeşitli vakıf görünümlü oluşumlar üzerinden kurulan ilişkilerle kuşatılmaktadır.

Urfa’da ve hemen ardından Maraş’ta yaşanan acılar, eğitim alanında sürdürülen bu gerici ve piyasacı politikaların nasıl ağır sonuçlar yarattığını bir kez daha ortaya koymuştur.

Ülke öyle bir noktaya sürüklenmiştir ki, hilafet ve şeriat çağrılarına karşı çıkmak ve laikliği savunmak dahi suçlama konusu yapılabilmektedir.

Bunun en yakın örneğini bu salonda pek çok arkadaşımla beraber yaşadık.

Laiklik konulu bir pankart astıkları için bir parti mensuplarının ev hapsi cezasına maruz bırakılmasına tepki göstererek "Laikliği Birlikte Savunuyoruz" başlıklı bildiriyi kamuoyuyla paylaşan, aralarında bizlerin de bulunduğu 168 meslek odası yöneticisi, sanatçı, aydın yazar ve akademisyene devletin en yetkili ağızları tarafından ağza alınamayacak hakaretlerle saldırıldı ve hakkımızda soruşturma başlatıldı.

Yine üzülerek şahitlik ediyoruz. Bu gerici dalga, yalnızca sokaklarda ve tarikat yapılanmalarında değil, meslek odalarımızın içinde bile kendini göstermeye başlamıştır.

Son dönemde İMO İstanbul Şubesi seçimlerinin ardından sergilenen tekbirli görüntüler, meslek örgütlerimizin hangi anlayışla dönüştürülmek istendiğinin çarpıcı bir örneğidir.

Bu durum, laiklik ilkesinin ne denli derin bir saldırı altında olduğunu ve bu ilkeyi savunmanın artık meslek odaları için dahi ne denli hayati bir mücadele konusu haline geldiğini göstermektedir.

Buradan bir kez daha ifade ediyorum.

Tekbirlerle verilen mesajlar, meslek odalarını ideolojik bir gösteri alanına çevirme çabaları, TMMOB'nin tarihsel kimliğiyle asla bağdaşmaz.

Anayasal bir ilkeyi savunduğumuz için asla geri adım atmayız. Laik, eşit ve aydınlık bir Türkiye mücadelesinden asla vazgeçmeyiz.

TMMOB ve bağlı odalar hiçbir siyasi partinin arka bahçesi değildir. Bu odalar mühendislerin, mimarların ve şehir plancılarının bilimi ve tekniği halkımızın hizmetine sunma mücadelesiyle büyümektedir.

Bu kürsüler rant çevrelerinin ve gerici yapılanmaların değil; bilimin, tekniğin, kamuculuğun ve kamu yararına yapılan faaliyetlerin kürsüleridir.

Hiç kimse TMMOB'yi gerici bir hattın parçası haline getiremez. Hiçbir anlayış, bu örgütün laik, demokratik ve toplumcu çizgisini değiştiremez.

Hepimiz biliyoruz ki, artık ülkemiz bir yol ayrımındadır.

Ya baskının, yoksulluğun, gericiliğin, emperyalist boyunduruğun, kurumsallaştığı, seçimlerin dahi göstermelik hale getirildiği bir monarşiyi kabulleneceğiz ya da eşit, laik, özgür ve demokratik bir gelecek için hep beraber mücadele edeceğiz.

Bu ülkenin mühendisleri, mimarları, şehir plancıları olarak bizim yolumuz mücadele yoludur! Bizim yolumuz, direniş yoludur. Bizim yolumuz eşit, özgür, bağımsız, laik ve demokratik bir Türkiye’de bir arada kardeşçe yaşamın yoludur!

Sevgili Arkadaşlar, Değerli konuklar

Ülkemizde yaşanan bu karanlık tablo, dünya çapındaki daha büyük bir karanlığın parçasıdır.

Bugün dünya, emperyalist politikaların ve uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda savaşların, işgallerin, sömürünün, talanın ve yıkımın gölgesinde şekilleniyor.

Halkların emeği, doğanın varlıkları ve ülkelerin kaynakları sermayenin sınırsız kâr hırsına teslim ediliyor.

Dünya uzun süredir emperyalist sistemin derinleşen krizinin etkisi altında yeni bir güç ve paylaşım dengesi arayışı içinde.

Enerji kaynakları, ticaret yolları ve stratejik geçiş hatları üzerinden yürütülen bu mücadele, bölgesel çatışmaları daha geniş ve daha tehlikeli bir zemine taşımaktadır.

Ortadoğu’da artan gerilim ve en son İran’a dönük saldırganlık, bu sürecin en kritik başlıklarından biridir.

ABD ve İsrail’in yürüttüğü saldırgan politika; yıllardır bölge halklarını savaşa, yıkıma ve istikrarsızlığa mahkûm eden anlayışın devamıdır.

Artık şunu herkes biliyor ki, “güvenlik” ve “tehdit” söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışılan bu müdahalelerin ardında yatan gerçek, Ortadoğu’nun enerji kaynakları ve stratejik geçiş hatları üzerindeki hâkimiyet mücadelesidir

Afganistan’dan Suriye’ye, Filistin’den İran’a kadar pek çok bölge ülkesinde şahit olduğumuz üzere, bu emperyalist müdahaleler yalnızca üniter devletleri parçalamakla sınırlı kalmamakta, rejim değişikliği adı altında laik ve kamusal birikimi tasfiye eden, gerici yapıları güçlendiren sonuçlar üretmektedir.

Bölge halkları yoksulluk, savaş ve zorunlu göçle karşı karşıya bırakılırken, emperyalist sömürü daha da katmerleştirilmektedir.

Aynı emperyalist müdahale mantığını Latin Amerika’dan Afrika’ya, Doğu Avrupa’dan Asya’ya kadar pek çok coğrafyada görmek mümkündür.

Venezuella ve Küba örneğinde yaşandığı üzere artık sadece askeri müdahalelerle de yetinilmemektedir. Bu saldırılar, ağırlaştırılan ekonomik, ticari ve finansal abluka politikalarıyla, enerjiye erişimin engellenmesinden sağlık ve üretim süreçlerinin felce uğratılmasına kadar uzanan sonuçlarıyla adeta bir soykırım uygulamasına dönüştürülmektedir.

Bu savaş düzenin en temel araçlarından biri de hiç kuşkusuz NATO’dur.

Emperyalist ülkelerin çıkarları doğrultusunda hareket eden NATO, yıllardır dünyanın pek çok bölgesinde gerilimi artıran, halkların iradesini baskılayan ve militarist politikaları büyüten bir rol üstlenmektedir.

Biliyorsunuz, NATO temmuz ayında Ankara’da bir zirve gerçekleştirecek.

Tam da bu nedenle DİSK, KESK ve TTB ile birlikte; tüm emek, demokrasi, barış ve yaşam savunucularını, dünyanın dört bir yanındaki sendikaları ve dost örgütlerimizi NATO zirvesine, savaş politikalarına ve emperyalist saldırganlığa karşı barışın sesini birlikte yükseltmek için bir çağrıda bulunduk.

Savaş örgütü NATO’nun Türkiye’yi; emperyalist savaş stratejilerinin, bölgesel kuşatma politikalarının ve saldırgan güvenlik konseptlerinin merkezlerinden biri haline getirmesini kabul etmiyoruz.

NATO’nun olduğu yerde halklar için barış değil; yıkım, sömürü, yoksulluk, göç ve baskı vardır.

Bugün emperyalist merkezlerden yapılan açıklamalar da bu anlayışın sürdüğünü göstermektedir.

ABD’li diplomat Tom Barrack’ın Ortadoğu ve Türkiye için monarşiyi öven yaklaşımı da halk iradesini ve cumhuriyet değerlerini hiçe sayan anlayışın açık bir göstergesidir.

Buradan bir kez daha altını çiziyorum; ülkemiz emperyalist odakların arzularına göre şekillendirilecek, monarşi heveslerine teslim edilecek bir ülke değildir.

Bu ülke bir avuç sermayedarın, şeriat sevdalısının ülkesi değildir.

Bu ülke emperyalizme karşı verdiği bağımsızlık mücadelesini cumhuriyetle taçlandıran, alın teriyle, emeğiyle, gelecek güzel günler için mücadele eden insanların ülkesidir.

Bizler, Amerikan donanmasına secde edenlerin değil, Dolmabahçe’de demirleyen 6. Filo’nun askerlerini denize döken, 6. Filo Defol sloganını tarihe yazan antiemperyalist geleneğin, Denizlerin, Mahirlerin mirasçılarıyız.

TMMOB olarak tarihimizin her döneminde olduğu gibi bugün kahrolsun emperyalizm yaşasın halkların kardeşliği demeye, emperyalist zorbalığa direnen tüm halkların, ülkeleri ve gelecekleri için yürüttükleri onurlu mücadelenin yanında olmaya devam edeceğiz.

Savaşa karşı barışı, sömürü ve ambargolara karşı bağımsızlığı, gericiliğe karşı aklı ve bilimi savunmayı sürdüreceğiz.

NATO’dan derhal çıkılmalıdır! Ülkemizdeki tüm NATO ve ABD üsleri kapatılmalıdır.

Sevgili Arkadaşlar,

Bu duygu ve düşünceler sadece benim duygu ve düşüncelerim değil, geçtiğimiz aylarda tamamladığımız ODA Genel Kurullarında ortaya çıkan ortak fikirlerimizdir.

Oda Genel kurullarımızı demokratik teamüllere uygun, odalarımızın ve mesleğimizin saygınlığına yakışır bir biçimde tamamlandık.

Odalarımızın seçim sonuçlarına baktığımızda, örgütümüzün temel değerlerine sahip çıkan, meslek örgütlerinin aynı zamanda birer demokrasi mevzisi olması gerektiğini savunan, bilimi ve tekniği halkın hizmetine sunma yaklaşımını sürdüren, kamucu ve toplumcu çizgimizi koruyan anlayışların Oda yönetimlerinde bir kez daha karşılık bulduğunu görüyoruz.

Bu vesileyle, Genel Kurul süreçlerinde görev alan, sorumluluk üstlenen ve emek veren tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Oda ve Şube yönetimlerine, Oda üst kurullarına seçilen tüm arkadaşlarımızı kutluyorum ve çalışmalarında başarılar diliyorum.

Bildiğiniz gibi TMMOB Genel Kurulu, iki yıllık çalışma döneminin muhasebesi ışığında örgütlülüğümüzün bütünlüklü olarak kendisini değerlendirdiği, ortak aklını oluşturduğu ve geleceğe dönük çalışmalarını şekillendirdiği en önemli zeminlerden biridir.

Birlik Yönetim Kurulu olarak Çalışma dönemimize ilişkin hazırladığımız faaliyet raporunu geçtiğimiz hafta WEB sayfamız aracılığıyla sadece üyelerimizin değil kamuoyunun da paylaşımına açmış bulunuyoruz.

Açılış konuşmalarından sonra Birlik Genel Sekreter vekilimiz bu konuda bir sunum da yapacak.

Ben sadece şu kadarını söylemekle yetineyim:

Hepinizin bildiği üzere TMMOB olarak bizler, birlikte karar alma, birlikte üretme,birlikte yönetme temel ilkesini ve demokratik merkeziyetçi çalışma anlayışını esas alan bir örgütlenmeyiz.

Bu kolektif çalışma anlayışımız gereği her çalışma döneminde olduğu gibi 48. Dönem Çalışma Programımızı da Genel Kurul Sonuç Bildirgemizin ve Genel Kurul’da alınan kararların yol göstericiliğinde, Oda başkanlıklarımız ve İKK sekreterlerimizle yaptığımız ortak toplantılardan süzülen görüşlerle hep birlikte oluşturduk.

Çalışma programımızda, mühendis, mimar ve şehir plancılarının çalışma hayatlarında karşılaştıkları sorunların çözümünden lisans eğitimi ve meslek içi eğitime, mesleki denetimden sanayi, tarım, enerji, iletişim, bilişim, madencilik, denizcilik, kentleşme, gıda, ormancılık ve çevre politikalarına, Kürt sorunun demokratik çözümünden laiklik ve demokrasiye, işçi sağlığı ve iş güvenliğinden cinsiyet ayrımcılığına kadar uzanan bir yelpazede 31 mücadele başlığında çalışmalar yürütmeyi ve bu mücadele başlıklarının her birine yönelik olarak da kongre, sempozyum,kurultay veya çalıştay düzeyinde birer etkinlik düzenlemeyi önümüze hedef olarak koymuştuk.

Bir kısmı Odalarımızın sekretaryasında, bir kısmı ise TMMOB ve İKK’lar bünyesinde düzenlemesi planlanan bütün bu etkinliklerin tamamına yakınını, yine birlikte yönetme anlayışımızın gereği olarak hep birlikte yaşama geçirdik.

Hemen her meslek ve çalışma alanımızda düzenlenen bu kongre, kurultay, sempozyum ve çalıştayların yanı sıra çalışma gruplarımız tarafından hazırlanan sanayi,afetler, enerji, eğitim, mesleki denetim, iş güvenliği, yerel yönetimler ve çevre sorunlarına ilişkin raporlarla ve yaptığımız açıklamalarla kamucu toplumcu politikaların önemini ısrarla dile getirdik.

Orman yangınlarından sel felaketlerine, iş cinayetlerinden, çevre katliam ve talanlarına kadar nerede bir acı varsa tüm örgütlü gücümüzle oradaydık.

Geçmiş çalışma döneminde olduğu gibi, bu çalışma dönemimizde de bir yandan toplumsal mücadelelerin aktif bir bileşeni olurken, mesleki bilgi ve birikimlerimizin ülke ve halk yararına seferber edilebilmesi için çabamızı da sürdürdük.

Tek adam rejimine karşı halk egemenliğini, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü; çevre ve halk düşmanı rant projelerine karşı doğayı ve toplumu; ırkçı-gerici-faşist politikalara karşı laikliği, barışı ve kardeşliği; kayyumlara ve hukuksuzlara karşı haklarımızı; sömürü düzenine karşı emeği ve alın terini; ayrımcı, cinsiyetçi, dışlayıcı politikalara karşı eşitlik ve özgürlükleri savunduk.

Yine bu dönemde açtığımız davalar ve yürüttüğümüz hukuki mücadele ile şehirlerimizin, kıyılarımızın, madenlerimizin, tarihi eserlerimizin, kültürel mirasımızın yağmalanmasına karşı önemli davalar kazandık.

Üyelerimizin haklarını koruma ve teknik yönetmeliklerin mesleki ilkelere uygunluğu noktasında önemli kazanımlar elde ettik.

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı olarak, şunu açıkça ifade edebilirim ki; geçtiğimiz dönemde belirlediğimiz çalışma programının gereklerini, tüm zorluklara ve ülkenin içinden geçtiği ağır koşullara rağmen büyük ölçüde yerine getirdiğimize yürekten inanıyorum.

Bu süreçte ilgiden eyleme kadar çalışma dönemimiz boyunca TMMOB çalışmalarına katkı sunan tüm Oda ve Şube yöneticilerimize, İKK sekreterliklerimize örgütlü üyelerimize, TMMOB dostlarına ve örgüt çalışanlarımıza, TMMOB‘nin onurlu yürüyüşünü ve dik duruşunu sürdürenlere yürekten teşekkür ediyorum.

İyi ki varsınız, iyi ki bir aradayız.

Sevgili Arkadaşlar,

Ülkemizin, halkımızın, mesleğimizin ve meslektaşlarımızın içerisinde bulunduğu bu zorlu koşullarda önümüzdeki çalışma döneminde Oda ve TMMOB organlarında görev alan arkadaşlarımızı son derece zor bir çalışma süreci bekliyor olacak.

Ancak bu zor dönemi de başarıyla göğüsleteceğimize tüm kalbimle inanıyorum.

Çünkü, TMMOB’nin 70 yılı aşan  tarihi, tam da böylesi dönemlerde sorumluluk almaktan geri durmayan, baskılar karşısında geri çekilmeyen, mesleğine ve ülkesine sahip çıkan kadroların tarihidir.

Çünkü bu örgüt  bizlere, bir çanta, bir daktilo ile TMMOB’ yi sırtlayan, TMMOB’nin halktan, emekten yana yurtsever ve toplumcu çizgisini oluşturan ve bugünlere taşıyan unutulmaz Başkanımız Teoman Öztürk ve yol arkadaşlarının mirasıdır.

Bu mirasa güveniyorum.

Zamanını, emeğini ve hatta özel yaşamını ortaya koyarak bu örgütü ayakta tutan tüm arkadaşlarıma, Birlik Yönetim Kurulumuz ve şahsım adına içtenlikle teşekkür ediyorum.

Bu inanç ve kararlılıkla, Türkiye’nin içinden geçtiği bu karanlık dönemde, ülkemize, mesleğimize ve değerlerimize sahip çıkmak konusunda en ufak bir tereddüt yaşamadan mücadele eden tüm arkadaşlarımızı dostlukla kucaklıyorum.

Oda ve TMMOB çalışmalarında emeği geçmiş tüm değerlerimizi, bağımsızlık, eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yitirdiğimiz tüm yoldaşlarımızı özlem ve saygıyla anıyorum.

Sözlerimi hepinizin sevdiğini bildiğim, sağlık sorunlarıyla mücadele eden sevgili Ahmet Telli’nin dizeleriyle bitirmek istiyorum...

“Tuzağa düşmüş bir ceylanın
bakışındaki hüzün değildir umut
Kınalı keklik gibi ürkek
bir kuş da değildir

Ne yalvar yakar olmuştur
zulmün pençesinde
ne de düşürmüştür
kırların ve türkülerin
onurunu yere

Baharda bir tomurcuk
gibi patlayan öfkedir umut
barajını yıkan bir ırmaktır
açılır serpilir”

Umudumuzu büyüttüğümüz, güzel günleri hep beraber yaşamak dileğiyle Genel Kurulumuzun eşit, özgür ve demokratik bir Türkiye mücadelemize; üreten, sanayileşen ve hakça bölüşen bir ülke özlemimize katkı vermesi umuduyla hepimize kolaylıklar diliyorum.

Yaşasın TMMOB Örgütlülüğü, Yaşasın Mücadelemiz!