
TMMOB COP31 RAPORU KAMUOYUYLA PAYLAŞILDI
TMMOB'nin COP31 Raporu "Sıfır Emisyon mu, Emisyon Ticareti mi? Karbon Piyasalarının Gölgesinde COP31" başlığıyla 27 Ekim 2026 tarihinde yapılan basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaşıldı.
Toplantının açılışında TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, şöyle konuştu:
"Değerli Basın Emekçileri, Değerli Arkadaşlar,
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği adına sizleri dostluk ve dayanışmayla selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz.
Bugün sizlerle COP31 sürecine ilişkin hazırladığımız değerlendirme raporumuzu paylaşmak üzere bir araya geldik. Ancak öncelikle ülkemizde giderek ağırlaşan hukuksuzluklara ve demokratik hak ve özgürlüklere yönelik saldırılara değinmek istiyorum.
Ülkemizde siyasi iktidarın toplumsal muhalefetin bütün kesimlerine yönelik sürdürdüğü baskı ve sindirme politikaları adeta bir cadı avına dönüşmüş durumdadır. Seçilmiş belediye başkanlarından siyasetçilere, gazetecilerden akademisyenlere, öğrencilerden sendikacılara kadar toplumun farklı kesimleri gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya bırakılmaktadır.
Bu baskı politikalarının önemli hedeflerinden biri de basın emekçileridir. Gazetecilerin yaptıkları haberler nedeniyle gözaltına alınması ve tutuklanması, basın kuruluşlarına yönelik müdahaleler, sansür ve erişim engelleri, halkın haber alma hakkına yönelik açık bir saldırıdır.
Buradan bir kez daha ifade ediyoruz: Gazetecilik suç değildir. Basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı engellenemez. Hukuksuz biçimde tutuklanan gazeteciler, siyasetçiler, seçilmiş yöneticiler ve tüm yurttaşlar derhal serbest bırakılmalı; demokratik hak ve özgürlüklere yönelik baskılara son verilmelidir.
TMMOB olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ve temel hak ve özgürlükleri savunmaya, tüm basın emekçileriyle dayanışma içerisinde olmaya devam edeceğiz. Ülkemizin eşit, özgür, demokratik ve laik geleceği için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Değerli Arkadaşlar,
Bildiğiniz üzere, COP31 toplantısının Türkiye'de yapılmasına karar verilmesinin ardından, ülkemiz genelinde iklim değişimi gündemli toplantılar ve etkinlikler yoğunlaşmıştır. TMMOB olarak bu süreci ve gündeme taşınan politika önerilerini yakından izlemekteyiz.
Ancak otuz yılı aşkın süredir devam eden COP sürecinin iklim değişimiyle mücadele adı altında ortaya koyduğu politikaların sonuçlarının, karbon piyasaları başta olmak üzere geliştirilen araçların ve bunların toplum üzerindeki etkilerinin eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği açıktır.
COP toplantılarının ilk kez gerçekleştirildiği 1995 yılından bu yana geçen otuz yılı aşkın süredir devam eden süreç farklı boyutlarıyla kamuoyunun gündemine getirilmiştir. Ancak bu süreçte öne çıkan söylemlerin, uygulamaların ve topluma sunulan çözüm önerilerinin kamu yararı, toplumsal etkileri ve kamu politikaları açısından kapsamlı biçimde değerlendirilmesine ihtiyaç bulunduğu açıktır.
TMMOB 49. Olağan Genel Kurulu, aldığı kararla, Yönetim Kuruluna COP31 süreci ve iklim değişimi politikalarına ilişkin bir değerlendirme raporu hazırlanarak kamuoyu ile paylaşılması görevini vermiştir. Yönetim Kurulumuz tarafından oluşturulan komisyon, örgüt birikimini birarada toplayarak kısa sürede yürüttüğü çalışmayı bir rapor haline getirmiştir.
Bugün sizlerle, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya'da gerçekleştirilecek olan COP31 öncesinde gündemi meşgul eden başlıklara ilişkin hazırladığımız "Sıfır Emisyon mu, Emisyon Ticareti mi? Karbon Piyasalarının Gölgesinde COP31" başlıklı değerlendirme raporunu paylaşmak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz.
Bu süreçte temel soru oldukça açıktır.
Sıfır emisyon mu, emisyon ticareti mi?
Bugün dünyanın karşı karşıya bulunduğu temel tartışma yalnızca iklim değişimi değildir.
Asıl tartışma; iklim değişimini gerekçe göstererek oluşturulan politikalardan kimin yarar sağladığı ve kimin bedel ödediğidir.
Özellikle altını çizmek isteriz:
İklim değişimi bilimsel bir gerçektir. Dünya, doğal sistemlerinin dinamik yapısı nedeniyle tarih boyunca sürekli bir değişim ve dönüşüm içerisinde olmuştur. Ancak insan kaynaklı faaliyetlerin bu süreç üzerinde önemli ve belirgin bir etkisi bulunmaktadır. Bu konuda herhangi bir tereddüdümüz yoktur.
Bu gerçeği kabul etmek, bu gerçek etrafında geliştirilen tüm politikaları sorgusuz kabul etmek aynı şey değildir. Bizim itirazımız tam da bu noktadadır.
Bugün küresel ölçekte yürütülen iklim politikalarının önemli bir bölümü, çevresel sorunların çözümünden çok yeni finansal mekanizmaların kurulmasına hizmet etmektedir. Raporumuzda özellikle Emisyon Ticaret Sistemi, karbon piyasaları ve Net Sıfır hedefleri bu açıdan değerlendirilmiştir.
Değerli Arkadaşlar,
İlk COP toplantısı 1995 yılında yapılmıştır.
Aradan otuz yılı aşkın süre geçmiştir. Bu süreç boyunca Kyoto Protokolü yürürlüğe girmiş, Paris İklim Anlaşması imzalanmış ve karbon piyasaları kurulmuştur.
Küresel emisyon miktarı, 1995 yılında yaklaşık 33 milyar ton seviyesinden 2025 yılında yaklaşık 54 milyar ton seviyesine yükselmiştir. Bu artış devam etmektedir.
Kısaca ifade etmek gerekir ise, bütün bu süreç sonunda küresel emisyonlar azalmamış, artmıştır. Çevresel sorunlar katlanarak artmaya devam etmektedir.
Burada şu soruyu sormak gerekir.
Otuz yıldır uygulanan sistem gerçekten emisyon azaltmak için mi kurulmuştur, yoksa karbon üzerinden yeni bir ticari alan mı oluşturulmuştur?
Değerli Arkadaşlar,
Raporumuzda dikkat çektiğimiz ikinci konu küresel adaletsizliktir.
Günümüzde iklim değişimi tartışmaları çoğu zaman toplam emisyon miktarları üzerinden yürütülmektedir. Ancak kişi başına düşen emisyonlara bakıldığında çok farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır.
İklim politikalarının adil ve gerçekçi biçimde değerlendirilebilmesi için toplam emisyonların yanı sıra kişi başına emisyonlar ve ülkelerin tarihsel sorumlulukları da dikkate alınmalıdır.
Bir başka önemli konu ise çevre sorunlarının nedenlerinin doğru tanımlanmasıdır.
Bugün yaşanan her çevresel sorunlar doğrudan iklim değişimi ile açıklanmaktadır.
Oysa birçok sorunun temelinde; Plansız kentleşme, Yanlış arazi kullanımı, Su havzalarının tahribi, Orman alanlarının daraltılması, altyapı eksiklikleri ve denetimsizlik bulunmaktadır.
Bir dere yatağını yapılaşmaya açarsanız, meydana gelen taşkının nedeni iklim değişimi değildir.
Bir göl havzasındaki suyu kontrolsüz tüketirseniz, yaşanan sorunu iklim değişimine bağlayamazsınız.
Bir kenti betonlaştırır ve hava koridorlarını kapatırsanız, ortaya çıkan sıcaklık artışının tamamını küresel süreçlerle açıklayamazsınız. Bu nedenle, yaşanan çevre sorunlarının nedenlerini atmosferik olaylarda değil, aynı zamanda yeryüzündeki planlama ve yönetim süreçlerinde aranması gerekir.
Değerli Arkadaşlar,
Türkiye açısından COP31 süreci ayrıca dikkatle değerlendirilmelidir. Ülkemiz bu zirveye ev sahipliği yapacaktır. Kuşkusuz bu durum diplomatik açıdan önemlidir.
Ancak COP31 sonrasında Türkiye'nin karşı karşıya kalacağı ekonomik ve hukuki sonuçlar da tartışılmalıdır.
Karbon piyasaları, karbon vergileri, sınırda karbon düzenlemeleri, emisyon ticaret sistemleri, özellikle sanayi kuruluşlarını, organize sanayi bölgelerini, ihracatçı sektörleri ve enerji üretim yapısını doğrudan etkileyecektir.
Bu nedenle şu soruları sormak durumundayız:
- Yeşil dönüşüm diye ifade edilen nedir? Bu dönüşüm nasıl bir yapıyı işaret etmektedir?
- Bu maliyetlerin karşılanmasında büyük finans kuruluşları nasıl bir görev üstlenmiştir?
- Maliyet, sanayiciye, üreticiye, çiftçiye ve nihayetinde vatandaşlara mı yansıtılacaktır?
Atık yönetiminde asıl başarının ölçütü, üretilen atıkların ne kadarının toplandığı veya geri kazanıldığı değil, ne kadar az atık üretildiğidir.
Buna karşın, sıfır atık politikalarının uygulamalarının birçok örneği, tüketim kalıplarını değiştirmek ve atık üretimini azaltmaktan çok, atıklar üzerinden yeni ticari faaliyetler ve piyasa mekanizmaları yaratmaya odaklandığı görülmektedir.
Değerli Arkadaşlar,
Bizim yaklaşımımız çok nettir. Su kaynaklarını, Ormanları, Tarım alanlarını kısaca doğayı korumak zorundayız.
Çevre politikalarının yeni bağımlılık ilişkileri üretmesine, doğanın bir ticaret nesnesine dönüştürülmesine ve çevresel sorunların piyasa mekanizmalarına teslim edilmesine de karşı çıkmak zorundayız.
Bu nedenle raporumuzun temel çağrısı;
Kamusal planlama, yerel üretim, havza temelli yönetim, doğal varlıklardan koruma temelli yararlanma, toplumsal fayda ve bilimsel yaklaşımın güçlendirilmesidir.
Sözlerimi raporun temel yaklaşımını özetleyen bir cümleyle bitirmek istiyorum:
İklim değişimi bilimsel gerçektir. Ancak çevre sorunlarının çözümü, karbon piyasalarının ve finansal araçların insafına bırakılamaz. Çözüm; kamusal yararı esas alan, bilime dayalı, toplumun ve doğanın çıkarlarını birlikte koruyan politikalardadır.
9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya'da gerçekleştirilecek COP31 toplantısı, daha önce şekillenmiş kararlara meşruiyet kazandırılacak platform olduğundan organizasyon kapsamında resmi ve yan etkinlikleri içerisinde bulunmayacağız.
Ortaya konulan politika önerilerini ve alınacak kararların toplumsal etkilerini kamu yararı doğrultusunda izlemeye ve kamuoyu ile paylaşmayı sürdüreceğiz.
Resmi program dışında düzenlenen alternatif etkinliklerde yer alan kurumların, bilim insanlarının, meslek örgütlerinin ve sivil toplum temsilcilerinin ortaya koyduğu emek ve çabayı da önemli bulduğumuzu özellikle ifade etmek isteriz.
Şimdi Raporun ana hatlarını Yönetim Kurulu Üyemiz İsmail KÜÇÜK sunacaktır.
Katılımınız için hepinize bir kez daha teşekkür ediyorum."
Konuşmanın ardından TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Küçük TMMOB COP31 Raporu'nu sundu. Küçük sunumda, COP gibi küresel zirvelerin somut gerçekleri nasıl örtbas ettiğine, bu zirvelerin plansız kentleşme ve yapı üretimi, betonlaşma, yanlış havza yönetimi gibi yapısal ve politik sorumlulukları görünmez kılmak için değişik yöntemlere başvurduğuna değinerek yeşil tahviller, fonlar ve iklim finansmanı adı altındaki tüm kararların, finans tekellerinin yeni çıkar alanları açma stratejilerine göre şekillendiğine dikkat çekti.


