
TMMOB 9. KADIN KURULTAYI "EŞİTLİK İÇİN ÖRGÜTLEN, DİREN, DEĞİŞTİR" SONUÇ BİLDİRGESİ YAYIMLANDI
"Eşitlik İçin Örgütlen, Diren, Değiştir" temasıyla 6-7 Aralık 2025 tarihinde MMO Eğitim ve Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen TMMOB 9. Kadın Kurultayı Sonuç Bildirgesi yayımlandı.
TMMOB 9. KADIN KURULTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ
6-7 Aralık 2025, Ankara
TMMOB 9. Kadın Kurultayı, 6-7 Aralık 2025 tarihlerinde Ankara’da MMO Eğitim ve Kültür Merkezi Toplantı Salonunda "Eşitlik için Örgütlen, Diren, Değiştir” başlığıyla, 281 kadın mühendis, mimar ve şehir plancı delegenin katılımıyla gerçekleştirilmiştir.
Kurultay öncesinde Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Mardin ve Trabzon olmak üzere toplam 8 İKK Kadın Çalışma Grubu tarafından yapılan Yerel Kurultaylarda aşağıda belirtilen konu başlıkları çerçevesinde mühendis, mimar ve şehir plancı kadınların toplumsal ve mesleki sorunları tartışılmış ve merkezi kurultaya taşınmıştır.
Kurultay Konu Alt Başlıkları:
- TMMOB'de Kadın Örgütlülüğü
- TMMOB’li Kadınların Laiklik, Eğitim, Özgürlük ve Eşitlik Mücadelesi
- Yerel Kurultaylarda yerellerdeki kadın sorunları üzerinden başlıklar oluşturulması,
- Dijital Çağda Kadınlar: Teknoloji, Yapay Zekâ, Dijital Şiddet ve Yeni Tehditler
Olarak belirlenmiştir.
Kurultayımızı hukukun siyasallaştırıldığı, parlamentonun etkisizleştirildiği, anayasa ve yasaların anlamsızlaştırıldığı, aklın ve bilimin yerini hurafelerin, liyakatin yerini parti ve din devleti anlayışının aldığı bir iklimde; ekonomisi tamamen çökertilmiş olan ülkemizde özelleştirme ve serbestleştirme politikaları ile ülkemizin üretim altyapısının bitirilmesinin bedelinin, önce kadınlara sonra tüm topluma işsizlik, pahalılık, yoksulluk ve yoksunluk olarak ödetildiği bir dönemde gerçekleştiriyoruz.
Bu olumsuz koşullara ek olarak iktidarın baskıcı politikaları, hukuku ve adaleti yok sayan uygulamaları da hayatımızı yakından ilgilendiriyor.
Kayyım pratiğini doğu ve güneydoğu illerinden başlatarak metropollere kadar dalga dalga büyüten ve seçme seçilme hakkının ortadan kaldırılmasına yönelik girişimlerini adeta öğrenilmiş çaresizliğe dönüştüren iktidar, yargı eliyle parti kongrelerini iptal ederek, seçilmiş belediye başkanlarını, siyasileri, bürokratları, gazetecileri, öğrencileri tutuklatarak, sosyal medyada yapılan paylaşımları, uzatılan bir mikrofona yapılan yorumları dahi suç sayarak toplumu sindirmeye, susturmaya çalışıyor.
Bir yandan toplumsal barışın inşası için yeni bir süreç yürütülürken diğer yandan yürütülen bu baskıcı politikalarla mevcut sorunlar derinleştiriliyor.
Kadın haklarına yönelik çok boyutlu saldırılar her geçen gün artıyor. 2025 yılı, yargı paketleri, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hutbeleri, kamu görevlilerinin tutum ve davranışlarıyla kadınların temel hak ve özgürlüklerinin sistemli biçimde hedef alınmaya devam edildiği, eşitsizliğin ve kadın düşmanlığının daha da derinleştiği bir yıl oldu. Yıl boyunca kadınların siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlardaki temel hak ve özgürlüklerinin sınırları daha da daraltıldı.
Medeni Kanuna, nafaka hakkına, soyadı hakkına, boşanma sürecindeki yasal güvencelere yönelik yasa hazırlıkları ile kadınların eşit yurttaşlık statüsünü oluşturan tüm hukuki temele yönelik saldırılar hız kazandı.
İçeriği iç hukukun parçası olan, ulusal ve uluslararası hukuk ve içtihat gereği uygulanması gereken, tek kişinin hukuka aykırı işlemiyle çekildiğini duyurduğu İstanbul Sözleşmesi bu dönem de uygulanmadı. Sadece İstanbul Sözleşmesi’nin değil, CEDAW’ın ve 6284 sayılı kadına karşı şiddetin önlenmesi yasasının gerekleri de yerine getirilmedi.
Yargı paketleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hutbeleriyle kadınların kıyafet özgürlüğü, miras hakları ve yaşam tarzları hedef alındı.
31 Temmuz 2023 tarihi ve öncesinde suç işleyenlere infaz indirimi adı altında “af” getiren 11. Yargı Paketindeki kadınlara ve çocuklara karşı işlenen bazı suçlar tepkiler sonucu kapsam dışı bırakılsa da istisnalar dışındaki kasten öldürme ve yaralama suçları, yağma, hırsızlık, dolandırıcılık, uyuşturucu ticareti gibi birey ve toplum güvenliğini ortadan kaldıran suçları işleyen failler serbest bırakıldı.
Şimdi de gündemde 12. Yargı Paketi bulunmaktadır. Paket kapsamında gündeme getirilen nafaka sınırlamaları, kadınların boşanma sonrasında ekonomik şiddet karşısındaki tek güvencelerinden birini hedef almaktadır.
12. Yargı Paketi ile Medeni Kanun ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Neredeyse 100 yıllık kazanımımız olan Medeni Kanun laikliğin, eşit yurttaşlığın ve aile içi ilişkilerde kadın lehine bir asgari güvencenin temelidir.
Öte yandan “aile arabuluculuğu” söylemleri, şiddet içinde yaşayan kadınları faille masaya oturmaya zorlayacak tehlikeli bir adımdır. “Hızlı boşanma” diye sunulan değişiklik önerisi erkeklerin lehine olurken kadınların aleyhine işleyecektir. Hızlı yargılama vaadi çoğu zaman usul güvencelerinin ortadan kaldırılması anlamına gelir.
Oysa kadınların adalete erişimi için hız değil, güvenceye ihtiyaç vardır. Hızlandırılmış yargılama adı altında yapılmaya çalışılan değişiklikler, kadınların boşanma sürecinde ve sonrasında güvenli ve şiddetten uzak bir yaşam sürdürme hakkını, maddi ve manevi varlıklarını ve ekonomik haklarını tehdit etmektedir.
Bu yıl yalnızca ilk altı ayda dahi 300’den fazla kadın erkek şiddeti sonucu hayatını kaybetti yüzlercesi kayıp ya da “şüpheli ölüm” olarak kayıtlara geçti.
Medyada geniş yer bulan Rojin Kabaiş’in ölümü, tıpkı daha önce Rabia Naz’da, Güleda Cankel’de, Şule Çet ve sayısız kadın cinayetinde olduğu gibi, gerçeği gizleyen, failleri koruyan, adaleti geciktiren bu çürümüş düzeni bir kez daha gözler önüne serdi.
Kayıplarımızın isimleri bir istatistik değil, her biri bir yaşam, bir umut, bir gelecekti.
Siyasi iktidarın rant odaklı politikaları gereği mühendislik, mimarlık ve şehir planlama hizmetlerine verdiği önemin azalması sonucu mesleklerimiz toplum nezdinde değersizleştirilmektedir. Meslek alanlarımızın bilinçli bir şekilde daraltılması nedeniyle genç işsizliği ve kadın işsizliği genel işsizliğe oranla kat kat artmıştır. Bu atmosferde kadın meslektaşlar işe alım süreçlerinde daha çok ayrımcılığa uğrarken, kadınlar ilk işten çıkarılanlar olmaktadır.
Cinsiyetçi politikalar kadın meslektaşlarımızı çalışma yaşamlarında ücret eşitsizliği ve ayrımcılık gibi birçok engelle karşı karşıya bırakmakta, kadın meslektaşlarımız çalışırken yalnızca fiziksel zorluklarla değil, iş yerlerinde karşılaştıkları ayrımcılık, mobbing ve eşitsizlikle de mücadele etmek zorunda kalmaktadır.
Esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılması, kamu istihdamında liyakat alanlarının daraltılması, bakım hizmetlerinin kamusal sorumluluk olmaktan çıkarılıp kadınların omuzlarına bırakılması, kadınların işgücüne katılımını sınırlayan temel sorunlar olarak derinleşmektedir.
Sendikal hakların geriletilmesi, bakım emeğinin tamamen görünmez bırakılması ve kamusal istihdamın daraltılması; kadınların istihdamdaki varlığını daha kırılgan hale getirmektedir.
İstihdam politikalarında kadına yönelik ayrımcılık halen devam etmektedir. TMMOB ve bağlı Odaların üyeleri başta olmak üzere, toplumun tüm kesimlerine yönelik cinsiyet ayrımcılığına karşı bilinçlendirme, toplumsal cinsiyet eşitliği ve farkındalığının içselleştirilmesi yönünde çalışmalara devam edilmelidir.
Kadın öğrencilerimiz staj yeri bulamama sorununun yanı sıra bir de işyerlerinin cinsiyete dayalı stajyer seçimi sorunuyla uğraşıyor. İhmalkârlık ve kayıtsızlık nedeniyle KYK yurtlarının bakımsızlığı gündemdeki yerini korurken, sayıca yetersizliği nedeniyle kadın öğrencilerin çoğu barınma sorunu yaşamaktadır. Gerek ekonomik zorluklar gerekse barınma sorunu kadın öğrencilerin eğitim hayatına devam etmesini engelleyen etkenlerdir.
TMMOB’li kadınlar olarak talep ediyoruz:
- Kamu ve özel sektör istihdam oranlarında ve yönetim kademelerinde cinsiyet eşitliğini sağlayacak önlemler derhal devreye sokulmalıdır.
- Ücret eşitsizliği ortadan kaldırılmalı, eşit işe eşit ücret politikaları hayata geçirilmelidir.
- İşyerlerinde şiddet, mobbing, cinsel taciz ve ayrımcılığı ortadan kaldırmaya yönelik zorunlu işyeri politikaları hayata geçirilmeli ve bunların takibi için bağlayıcı mekanizmalar oluşturulmalıdır.
- Kadınların ve LGBTİ+ bireylerin güvenceli ve eşit çalışma koşullarına ulaşabilmesi için çalışma yaşamında şiddet ve tacize son vermeyi amaçlayan ILO’nun 190 sayılı “İşyerinde Şiddet ve Taciz Sözleşmesi”ne bir an önce taraf olunmalıdır.
Aile meselesi kadınlar, gençler, çocuklar, LGBTİ+’lar için daima bir sorunsal olarak yüzlerce yıldır ataerki tarafından tartışma konusu edilmiştir. Günümüzde aile, sömürünün, baskı ve şiddetin, itaatkâr öznelerin üretilmesinin bir alanı olarak iktidarın önemli aygıtlarından biridir.
İstanbul Sözleşmesinden çekilme, 2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmesi, 15 Nisan’da Sağlık Bakanlığının, tıbbi zorunluluk bulunmadıkça sezaryen doğumların önlenmesini amaçlayan "Normal Doğum Eylem Planı"nı hazırlaması ve yeni bir yönetmelikle tıp merkezlerinde planlı sezaryen uygulamalarının yasaklanması, biyolojik cinsiyet dışındaki kavramların kullanımına sınır getirilmesi, LGBTİ+’ların varlığının yok sayılması gibi söylemler aslında ailenin kutsallığı üzerinden yürütülen, beden politikalarını güçlendirmeye yönelik tahakküm uygulamalarıdır.
2006 yılında sermayedarların ‘’meslek lisesi memleket meselesi’’ projeleri kapsamında meslek liselerinin sayıları hızla arttırılmıştı. 2016 da çıraklık merkezlerinin MESEM adıyla zorunlu eğitim merkezleri kapsamına alınmaları da yine sermayedarların talepleriyle gerçekleşmiş ve MESEM’ler çocuk işgücü sömürüsünün kılıfı haline getirilmişti.
Gelinen noktada MESEM uygulaması ve genel olarak mesleki eğitim politikaları, çocukların eğitime erişimini ve gelişim hakkını korumak yerine onları erken yaşta, düşük ücretle ve güvencesiz biçimde çalışmaya zorlayan bir mekanizmaya dönüşmüştür. Bu sistem, sermaye çevrelerinin ucuz işgücü ihtiyacını karşılamakta; çocuk işçiliğini yaygınlaştırmakta; ağır çalışma koşulları, iş kazaları ve ölümlerle sonuçlanan ciddi hak ihlallerine yol açmaktadır.
Bu nedenle MESEM’in tüm sonuçlarıyla birlikte kaldırılması, çocuk işçiliğine karşı etkin mücadele edilmesi ve kamusal, nitelikli, bilimsel bir eğitim sisteminin yeniden inşa edilmesi gerekmektedir.
Kısa bir süre önce Milli Eğitim Bakanlığı tarafından zorunlu eğitimin 11 yıla düşürülmesine yönelik bir çalışma yapıldığı açıklandı. MEB’in zorunlu eğitimi kısaltma planı, lise eğitimini 3 yıl ya da 2 yıl zorunlu hâle getirecek modeller içeriyor ve çocukların daha erken okuldan ayrılmasını mümkün kılıyor. Ülkemizde halen zaten 611 bin çocuğun zorunlu eğitime rağmen okula devam etmediği düşünülürse bu değişikliğin çocuk işçiliğini artırabileceği, özellikle kız çocuklarının okullaşma oranını düşürebileceği, eğitim eşitsizliğini büyütebileceği ve okulun çocuklar için sağladığı sosyal–psikolojik korumayı zayıflatabileceği kaygılarını taşıyoruz.
TMMOB’li kadınlar olarak BM Çocuk Hakları Sözleşmesi ve ILO Sözleşmesine taraf olan ve çocukları korumakla, onlara en iyi eğitim olanaklarını sunmakla yükümlü devleti yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırıyoruz.
Ahmet Mattia Minguzzi’nin öldürülmesi, Türkiye’de çocuk politikalarının nasıl çöktüğünü çocukların güvenliğinin, çocuklara yönelik destek mekanizmalarının ve sosyal politikaların yıllardır nasıl ihmal edildiğini, örgütlü suç ağlarının çocukları nasıl hızla yuttuğunu hepimize en çarpıcı şekilde gösterdi. Ancak tartışmalar bilinçli olarak yanlış adreslere yöneltildi ve devletin yasal yükümlülüklerini yerine getirmediği gerçeği görünmez kılındı. Bilinmelidir ki çocukların suça sürüklenmesi yoksulluk, eşitsizlik, sokak şiddeti, eğitime ve sosyal hizmetlere erişememe, örgütlü suç ağlarının kontrol alanlarının genişlemesi, denetimsiz çalışma koşulları gibi yapısal nedenlerle ilgilidir. Bu nedenlere çözüm üretilmeden cezaları artırmak suçu değil, çocuğu hedef almaktır.
Yerel Kadın Kurultaylarımızdan merkezi kurultayımıza taşınan konular aşağıda özetlenmiştir:
Bölgesel ekonomik koşullar kadın mühendis, mimar ve şehir plancılarını olumsuz etkilemektedir. Örgütlülüğün zayıflaması, şiddet türlerinin görünmezliği, kadın temsiliyetinin azalması başlıca sorunlar olarak öne çıkmakta, TMMOB ve Odalardan bu bağlamda çözüm odaklı çalışmalar beklenmektedir.
TMMOB kadın örgütlülüğü 2011 yılında güçlü bir başlangıç yapmış, çok sayıda kadın yönetici ve başkanın bulunduğu bir dönem yaşanmıştır. Ancak 2025 yılına gelindiğinde ekonomik kriz ve göç nedeniyle kadınların büyük kısmı ofislerini kapatmış, işsiz kalmış ve kent değiştirmiştir. Bu durum kadın örgütlülüğün güçlenmesine engel olmuş kurultay çalışmalarının devamlılığına zarar vermiştir.
Kurultaylarda alınan kararlar takip edilmediği için yeterince hayata geçirilememektedir. Bu durum TMMOB ve bağlı Odalarına yönelik “çalışmaların sonuçsuz kaldığı” eleştirisini güçlendirmektedir. Kadın örgütlülüğümüzün gelişerek büyümesi için gerek TMMOB ve bağlı Odalarına gerekse TMMOB örgütlülüğün bir unsuru olan TMMOB’li kadınlara önemli sorumluluklar düşmektedir. TMMOB ve bağlı Odaları kadın üyelerin bilgi edinme hakkını önemsemeli, Kadın Çalışma Gruplarının etkinlik ve duyurularını zamanında kadın üyelere ulaştırmalıdır.
Psikolojik şiddet iş yaşamında normalleştirilmektedir. Kadınlar çoğu zaman şiddet failinin “meslektaş” olması nedeniyle yalnızlaşmaktadır. TMMOB içi mekanizmalar şiddetle mücadelede yeterli değildir. CATS teorik olarak var ama pratikte işlememektedir. Bu durum TMMOB’de kadına yönelik suçların çözümüne ilişkin mekanizmaların dönüşüm ihtiyacını ortaya koymaktadır. Her yılın sonunda Cinsiyet Ayrımcılığı Takip Sekreteryasına yapılan başvurulara ilişkin istatistiki veriler (başvuru sayısı, süreçler, yapılan işlemler) yayımlanmalı, CATS dışında doğrudan Odalara yapılan başvurular ve sonuçları da rapora eklenmelidir.
Devlet kurumları şiddet verilerini açık ve şeffaf olarak paylaşmamaktadır. Bu nedenle politika üretimi engellenmekte, STK’lar kendi sayaç ve gözlem sistemlerini kurmak zorunda kalmaktadır.
Başta yapay zekâ uygulamaları olmak üzere dijitalleşme de kadınlar için yeni bir tehdit alanıdır.Dijitalleşme taciz ve zorbalığa zemin yaratır. Yapay zekâ kadınları hem güçlendirebilir hem de yeni eşitsizlikler yaratabilir. Bu tespitler dijital çağda kadınların iki yönlü risk–fırsat ilişkisini ortaya koyar.
Dijital şiddet türleri olarak sıralanabilecek siber taciz, ısrarlı takip, kişisel bilgileri toplamak ve açık etmek (doxing), derinsahte (deepfake) araçlarıyla yanıltıcı içerikler oluşturmak, pornografi, gizlilik ihlali, çevrimiçi nefret, kimlik hırsızlığı gibi durumlarda hukuksal süreçlere başvurulabilmelidir.
TMMOB’nin tüm kadın etkinliklerinin belgelenmesi gerekmektedir. TMMOB’nin kadın MMŞP’lere yönelik geçmiş tüm etkinlikleri derlenerek bir arşiv oluşturulmalı ve oluşturulan arşiv temel alınarak odalarda kadınlara yönelik etkinliklerde kullanılacak eğitim materyalleri hazırlanmalıdır. Bu eğitimleri vermek üzere eğitici eğitimleri planlanmalıdır. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eğitimi ilkokuldan başlayarak eğitim müfredatına zorunlu ders olarak eklenmelidir. İKK’lar bünyesinde Kadın öğrenciler için çalışma grupları kurulmalıdır.
Barış, anadili, kadın emeği, ekokırım, kayyım rejimi, savaş politikaları gibi pek çok başlık kadın mücadelesi içinde değerlendirilmelidir.
Barış, yaşamın temelidir. Bu temelin dinamikleri eşitlik, adalet, özgürlük ve demokrasidir.
Herkesin anadiliyle, kültürüyle ve doğasıyla özgürce yaşayabildiği bir düzen barışın vazgeçilmez koşuludur.
Kadınlar yaşamın sürekliliğini temsil eden doğayı simgeler; buna rağmen erkek egemen zihniyet tarafından oluşturulan ve devlet-sermaye eliyle yeniden üretilen sistemler, kadınları yalnızlaştırmış, güçsüzleştirmiş ve görünmez kılmıştır.
Kentsel çatışmalar, toplumsal dokuyu, kültürel hafızayı ve kimlikleri derinden tahrip ederken kadınların yaşam alanlarıyla olan bağını da kesintiye uğratmıştır.
Tüm bu baskı ve yıkıma rağmen kadınlar kendi öz güçleriyle mücadelelerini sürdürmüş; tekçi sisteme, erkek egemen yapılara ve kapitalist sömürü düzenine karşı güçlü bir özgürlük ve varoluş hattı oluşturmuştur.
Mimar, mühendis ve şehir plancılarının sorumluluğu yalnızca teknik üretim yapmak değil toplumun ihtiyaçlarını ve kimliklerini gözeten katılımcı bir planlama anlayışını savunmaktır. Bu bağlamda, anadilinin kamusal alanda tanınması, yerel halkla sağlıklı iletişim kurulması ve projelerin toplumsal kabulü için hayati öneme sahiptir.
Barış süreçlerinin başarılı olabilmesi için tarihsel yüzleşme, hukuki ve siyasi adımlar ve toplumun çözüm iradesinin güçlendirilmesi gereklidir. Kürtlerin kolektif kimlik hakkı olan anadillerinin önündeki engeller, barışın inşasında aşılması gereken temel meselelerdendir. Dilin ideolojik boyutu da hesaba katıldığında gruplar arası ilişkilerde “barış dili”nin kullanılması; dışlamayan, önyargısız ve karşı tarafın perspektifini anlamaya çalışan bir yaklaşımı zorunlu kılar.
Bizler, TMMOB’li kadınlar olarak tüm gücümüzle haykırıyoruz:
Barışın sadece talepçisi değil yürütücüsüyüz.
Barış olmadan kent olmaz.
Eşitlik olmadan güvenlik olmaz.
Ekoloji olmadan yaşam olmaz.
Bizler yaşamı kuran elleriz. İnsanları birbirine bağlayan köprüleriz.
Yaşamlarımıza, emeğimize, geleceğimize sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceğiz.
Feminist mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.
Eşitlikten, özgürlükten, kazanılmış haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz.
Gerici karanlığı kabul etmiyoruz; laik, eşitlikçi, özgür bir ülke talebimizden vazgeçmeyeceğiz
Hep birlikte başaracağız.
Özgür, eşit ve barış içinde bir geleceği hep birlikte kuracağız...
EŞİTLİK İÇİN ÖRGÜTLEN DİREN DEĞİŞTİR...
YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI!
YAŞASIN TMMOB ÖRGÜTLÜLÜĞÜ!


