Çalışma Programı

TMMOB 49. DÖNEM ÇALIŞMA PROGRAMI

TMMOB 49. DÖNEM ÇALIŞMA PROGRAMI

DÜNYADA DURUM

Dünya, kapitalist sistemin yapısal krizlerinin derinleştiği çok boyutlu bir bunalım ve istikrarsızlık döneminden geçmektedir. 1980’li yıllardan itibaren egemen kılınan neoliberal politikalar kamusal alanın tasfiyesi, emeğin değersizleştirilmesi ve doğanın sınırsız sömürüsü üzerine kurulu yapısıyla bugün, küresel ölçekte bir tıkanma ve çözülme eğilimi göstermektedir. Kapitalizmin “büyüme”, “refah” ve “özgürlük” vaatlerinin yerini; derinleşen eşitsizlikler, yaygın yoksulluk, savaşlar ve otoriter yönetim biçimleri almıştır.

Gelinen aşama, yalnızca neoliberal politikaların yarattığı bir kriz değil; emperyalizmin yeni araçlarla yeniden yapılandığı tarihsel bir dönemi ifade etmektedir. Emperyalizm, askeri işgallerin ötesine geçerek dijital teknolojiler, veri tekelleri, küresel üretim ağları, finansal mekanizmalar ve ideolojik araçlar üzerinden işleyen çok katmanlı bir tahakküm sistemi haline gelmiştir.

Küresel sistem, ABD hegemonyasının göreli olarak zayıfladığı; Çin başta olmak üzere yeni güç odaklarının yükseldiği çok kutuplu bir yapıya evrilmektedir. Bu dönüşüm teknoloji, enerji, hammadde ve stratejik coğrafyalar üzerinden yürütülen sert bir hegemonya mücadelesini derinleştirmektedir. Küresel üretimin “değer zincirleri” üzerinden parçalanması, gelişmekte olan ülkeleri düşük katma değerli üretim basamaklarına sıkıştırırken yüksek teknoloji ve kâr üretimi, emperyalist merkezlerde yoğunlaşmaktadır. Böylece bağımlılık ilişkileri yeniden üretilmekte ve eşitsizlikler kalıcı hale getirilmektedir.

Bu çok katmanlı rekabetin en görünür ve en yıkıcı sonucuysa savaşların kalıcı hale gelmesidir. Ukrayna, Rusya, Afganistan, Filistin, Suriye, Lübnan, İran, Irak, Yemen, Sudan başta olmak üzere birçok ülkeye kadar geniş bir coğrafyada yaşanan çatışmalar, basit bölgesel gerilimler değil küresel güç dengelerini yeniden şekillendirmeye yönelik müdahalelerdir.

Ortadoğu’da süren yıkım ve istikrarsızlık; askeri müdahaleler, vekâlet savaşları ve siyasal yönlendirmeler aracılığıyla derinleştirilmekte, toplumlar parçalanmakta ve laik, kamucu birikimler tasfiye edilmektedir. Bu müdahaleler; askeri işgaller, vekâlet savaşları, ekonomik kuşatma ve siyasal yönlendirme araçlarıyla yürütülmekte, mezhepçi ve şeriatçı güçlerin desteklenmesi yoluyla toplumlar laiklikten uzaklaştırılarak gerici bir toplumsal düzene ve adeta orta çağ karanlığına sürüklenmektedir. Halkların yaşam hakkını hedef alan yıkım, yerinden edilme ve kitlesel kıyımlar ise bu sürecin en ağır sonuçları olarak ortaya çıkmaktadır.

Latin Amerika’da da benzer bir müdahale hattı izlenmektedir. Venezuela’ya yönelik uzun süredir devam eden ekonomik kuşatma ve yaptırımlar doğrudan siyasal iktidarı hedef alan müdahalelerle derinleşmiş, devlet başkanının zorla alıkonularak ülke dışına çıkarılması ulusal egemenliğe ve halk iradesine açık bir müdahale olarak ortaya çıkmıştır. Bu durum, emperyalizmin yalnızca ekonomik baskı araçlarıyla değil siyasal yapıları doğrudan belirlemeye dönük müdahalelerle hareket ettiğini göstermektedir.

Küba’ya yönelik onlarca yıldır sürdürülen ambargo ise ekonomik kuşatma ve izolasyon politikalarının en süreklilik kazanmış örneklerinden biridir. Temel ihtiyaçlara erişimin engellenmesi ve ülkenin sistematik biçimde dışlanması bu politikayı bir halkı topyekûn cezalandırmaya ve adeta soykırıma dönüştürmüş, uzun süreli bu kuşatma yapısal bir yıkım niteliği kazanmıştır.

Üretimden koparılarak oluşturulan spekülatif piyasalar ile küresel borç stoku artırılarak güçsüzleştirilen ülkeler yapısal olarak emperyalist merkezlere bağımlı kılınmaktadır.

Kapitalist sistemin yarattığı kriz yalnızca ekonomik ve siyasal alanla sınırlı değildir. Ekolojik yıkımlar nedeniyle su kaynakları üzerinde oluşturan baskılar ile gıda güvencesizliği yaratılarak ortak geleceğimiz tehdit edilmektedir. Temiz enerji ve "yeşil dönüşüm" maskesi adı altında kobalt, lityum gibi kritik madenlere sahip olabilmek için gelişememiş ülkelerin doğasının ve emeğinin sömürülmesi planlanmaktadır.

Dijital teknolojilerin yaşamın her alanına nüfuz ettiği günümüzde, büyük veri, yapay zekâ ve dijital platformlar yalnızca ekonomik faaliyetlerin değil, aynı zamanda toplumsal ilişkilerin, kültürel üretimin ve siyasal süreçlerin de temel belirleyicileri hâline gelmiştir ve yapay zekâ, büyük veri ve algoritmik yönetimin toplumsal etkileri üzerine değerlendirmeler giderek daha fazla önem kazanmaya başlamıştır.

Kâr odaklı üretim ilişkileri ve rekabetçi sistem mantığı, sorunlara kalıcı ve adil çözümler üretmekten uzaktır.

Bugün gelinen noktada kapitalizm eşitsizliklerin, savaşların, göçlerin ve ekolojik yıkımın temel kaynağı olarak daha güçlü biçimde sorgulanmalı, tüm dünyada halklar kamucu, eşitlikçi ve demokratik bir toplumsal düzen arayışını büyütmelidir.

ÜLKEMİZDE DURUM

Dünyada yaşanan bu yıkım sürecine paralel olarak ülkemizdeki tablo da son derece ağırdır. Birliğimizin geçtiğimiz çalışma dönemi, 2023 Mayıs seçimlerinin ardından Türkiye’nin siyasal, ekonomik ve toplumsal açıdan daha derin bir kriz sürecine sürüklendiği bir döneme eşlik etmiştir. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken ülkemiz, ilerleme ve demokratikleşme yönünde bir adım atmak yerine birikmiş tüm kazanımların aşındırıldığı, kamusal yapının zayıflatıldığı ve toplumsal yaşamın her alanda geriye itildiği bir sürecin içine çekilmiştir.

24 yılı bulan AKP iktidarı boyunca uygulanan politikalar ülkeyi üretimden uzaklaştırmış, rant ve borçlanmaya dayalı kırılgan bir ekonomik yapıya bağımlı hale getirmiştir. Bugün gelinen noktada ekonomik kriz gündelik yaşamın belirleyici unsuru haline gelmiştir. Yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında geniş halk kesimleri geçinemez durumdadır. Barınma, beslenme, sağlık ve eğitim gibi en temel ihtiyaçlara erişim her geçen gün zorlaşmakta, emekçiler düşük ücret, güvencesiz ve esnek çalışma koşulları altında yaşam mücadelesi vermektedir. Gençler açısından ise işsizlik, geleceksizlik ve ülkeyi terk etme düşüncesi artık yaygın bir gerçekliktir.

Eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamusal hizmetler adım adım piyasaya açılmakta, yurttaşların en temel hakları alım gücüne bağlı hale getirilmektedir. Sosyal devlet anlayışı zayıfladıkça toplum güvencesizliğe ve belirsizliğe daha fazla itilmekte, kamusal koruma mekanizmaları ortadan kaldırılmaktadır.

Siyasal alanda ciddi bir meşruiyet ve yönetim krizi mevcuttur. İktidar, toplumsal desteğini kaybettikçe baskı ve zor aygıtlarına daha fazla başvurmaktadır. Son dönemde artan tutuklamalar; belediye başkanlarından siyasetçilere, gazetecilerden akademisyenlere kadar toplumun geniş kesimlerini hedef almakta, yargı açık biçimde siyasal bir araç olarak kullanılmaktadır. Seçilmiş yerel yöneticilerin görevden alınarak yerlerine kayyum atanması, halkın iradesinin yok sayılmasının en somut göstergelerinden biridir. Kent hakkı ve kamu yararı mücadelesine önemli katkılar sunan; yerel yönetimlerde üstlendikleri sorumlulukları mesleki etik ilkelerimiz doğrultusunda yürüten meslektaşlarımızda bu baskı ortamından etkilenmektedir. Ülkemizin demokratik geleceği açık bir tehdit altındadır.

Bu tabloya eşlik eden bir diğer önemli gelişme ise devlet yapısındaki çözülmedir. Liyakatin yerini sadakatin aldığı, tarikat ve cemaat yapılanmalarının kamusal alan üzerindeki etkisinin arttığı, mafyatik ilişkilerin giderek görünür hale geldiği bir süreç yaşanmaktadır. Kamu yönetimi şeffaflıktan uzaklaşmakta, denetim mekanizmaları zayıflatılmakta ve devlet ile gayriresmî güç odakları arasındaki sınırlar belirsizleşmektedir.

Dış politikada izlenen müdahaleci ve militarist yaklaşım, ülkeyi bölgesel gerilimlerin doğrudan tarafı haline getirirken bu tercihler ekonomik yükleri artırmakta ve ülkenin bağımlılık ilişkilerini daha da derinleştirmektedir.

Laiklik ilkesinin aşındırılması ve özellikle eğitim alanında dinselleşmenin yaygınlaşması, gericiliğin toplumsal yaşamda daha belirleyici hale gelmesine neden olmaktadır. Bilimsel ve kamusal eğitim anlayışı geri plana itilmekte, akıl ve bilimin yerini dogmatik yaklaşımlar almaktadır. Cumhuriyetin en temel kazanımlarından biri olan laiklik sistemli biçimde geriletilirken toplumun geleceği açısından ciddi bir tehdit ortaya çıkmaktadır.

Ülkemiz doğası sermayenin sınırsız kullanımına sunulmuştur. Vahşi madencilik politikaları ile doğal alanlar yok edilerek su kaynakları kirletilip kullanılamaz hale getirilirken kalan kısmı da ticari hale getirilmektedir. Bu süreç ülkeyi geri dönülemez bir ekolojik yıkıma sürüklemektedir.

Tüm meslek alanlarında olduğu gibi, mühendislik, mimarlık ve planlama gibi meslek alanlarında kamusal denetim yetkileri sonlandırılmaktadır. Bilimsel liyakattan uzaklaşılmasına bağlı olarak diplomalar değersizleşerek çalışanların ücretleri düşmekte ve yoksulluk derinleşmektedir.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılına böylesi bir tabloyla girilmiş olması kabul edilemez. İçinden geçtiğimiz süreç, yalnızca ekonomik bir kriz değil; aynı zamanda siyasal ve toplumsal bir yönelim sorunudur. Bu nedenle Cumhuriyetin temel değerlerine, kamuculuğa, laikliğe, bilime ve demokrasiye sahip çıkma mücadelesi her zamankinden daha büyük bir önem taşımaktadır.

1. TEK ADAM REJİMİNE VE ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNE KARŞI MÜCADELE

Ülkemizin içine sürüklendiği çok yönlü siyasal, ekonomik ve toplumsal kriz koşullarında siyasi iktidar, ömrünü uzatmak ve Tek Adam Rejimini kalıcılaştırmak amacıyla “Yeni Anayasa” tartışmalarını yeniden gündeme taşımaktadır. İktidar tarafından gündeme taşınan “Yeni Anayasa” tartışmaları, kamusal üretim ve denetim mekanizmalarının tamamen ortadan kaldırıldığı; tarikatların, sermaye gruplarının ve rant odaklarının iktidar eliyle devletin her kademesinde kurumsallaştırıldığı bir Türkiye ortamında cereyan etmektedir. Tek Adam Rejiminde bütün erkler Saraya bağlanmış; yasama, yargı, yürütme ve devletin tüm kademeleri Sarayın yönetim ve denetimi altına girmiş; hukukun üstünlüğü, yerini Sarayın kararları ve “üstünlerin hukuku”na bırakmıştır. Her türlü demokratik itiraz ve direnişin yasadışı ilan edildiği, insan haklarının ihlal edildiği, demokratik ve kültürel faaliyetlerin yasaklandığı bir baskı rejiminde, Cumhuriyet tüm değer ve kurumlarıyla ortadan kaldırılmaya, çağdışı siyasi referanslara dayalı dinsel yönetim tarzı kurumsallaştırılarak kalıcılaştırılmaya çalışılmaktadır.

AKP iktidarı “Yeni Anayasa” söylemini; halkın gerçek sorunlarını görünmez kılmayı, yoksullaşmayı, hukuksuzluğu ve emek karşıtı politikaları perdelemeyi amaçlayan siyasal bir yönelim olarak kullanılmaktadır. TMMOB, iktidar tarafından gündeme getirilen “Yeni Anayasa” tartışmalarında tereddüt etmeksizin “Hayır” diyerek bu sürece karşı emek, meslek ve demokratik kitle örgütleriyle ortak mücadele hattının geliştirilmesi için sorumluluk almaya devam edecektir.

2. SİYASALLAŞAN HUKUK KARARLARI VE ÜSTÜNLERİN HUKUKUNA KARŞI MÜCADELE

Tek Adam Rejimi, bütün erkleri tekeline almış; yasama, yargı, yürütme, tüm devlet işleyişi Sarayın kararlarına bağlanmış, “hukukun üstünlüğü” anlayışı terk edilerek “üstünlerin hukuku” geçerli kılınmıştır. Yargı, halk adına adalet dağıtan bağımsız bir mekanizma olmaktan çıkarılarak siyasal iktidarın toplumu dizayn etme araçlarından biri haline getirilmiştir.

Tek Adam Rejiminin istikrarsızlığı yalnızca ekonomik göstergelerle değil, parlamentonun etkisizleştirilerek halk iradesinin görmezden gelinmesi, güçler ayrılığının ortadan kaldırılarak denge-fren mekanizmalarının ortadan kaldırılması, yargı bağımsızlığının ortadan kaldırılarak hukukun üstünlüğü anlayışının bitirilmesi, izlenen kayyum siyaseti ile de somutlanabilmektedir. Seçilmişlerin yerine kayyum atanması, muhalif siyasetçilerin, gazetecilerin, akademisyenlerin, sendikacıların ve toplumsal muhalefet temsilcilerinin yargı eliyle susturulmaya çalışılması demokratik yaşamı hedef alan sistematik bir siyasal müdahaleye dönüşmüştür.

Başta İBB, Gezi ve Kobane davaları olmak üzere siyasi iktidarın güdümünde verilen yargı kararları halkın vicdanında karşılık bulmamıştır. Verilen siyaset güdümlü kararlar, milyonlarca insanın demokratik haklarını kullanmalarının ve demokratik istemlerinin bastırılmasına yol açmakta olup kamu idaresinin bir çeşit öç alma ve cezalandırma hamlesidir. Toplumsal muhalefeti sindirmeyi amaçlayan gözaltı, tutuklama ve yargı süreçleri; halkın örgütlü mücadelesini bastırmaya dönük bir korku düzeni yaratma arayışının parçasıdır.

TMMOB, hukukun siyasallaşması ve üstünlerin hukukunun verdiği kararların karşısında; yasaklara, hukuksuz cezalara, baskıya, ranta, talana, yalana, tüm ayrıştırma politikalarına karşı emek, meslek ve demokratik kitle örgütleriyle yan yana durmayı, dayanışma faaliyetleri içinde bulunmayı sürdürecektir.

3. AKIL VE BİLİM TEMELİNDE KAMUCU DEMOKRATİK PLANLAMA İÇİN MÜCADELE

1980’li yıllardan itibaren uygulanmaya başlayan neoliberal politikalar, devletin kamusal sorumluluklarını ve faaliyetlerini tamamen dışlayan bir yönetim anlayışını hâkim kılmıştır. Kamu yararını esas alan planlama anlayışı terk edilmiş, Özelleştirme, piyasalaştırma ve kuralsızlaştırma politikalarıyla birlikte ülkemizin üretim kapasitesi zayıflatılmış; kamusal birikimler sermaye çevrelerine aktarılmıştır. Bugün içinde yaşadığımız Tek Adam Rejimi ve inşa edilen parti devleti anlayışı, kamuyla örtüşen devlet anlayışının âdeta tersyüz edilmiş biçimidir. Bu dönemde tarım üreticisiyle tüketiciler arasında piyasa/fiyat oluşturan, ulusal sanayinin ve daha genel anlamda ulusal ekonominin ve halkın ihtiyaçlarını karşılayan ve kâr amacı gütmeden yapan düzenleyici/tedarikçi kuruluşlar olan kamu kuruluşları ya küçültülerek ya da özelleştirilerek, tasfiye edilmiş ve kapatılmıştır. Ülke sanayisinin ihtiyacı olan hammadde ve ara mallarını kâr amacı gütmeden tedarik eden ve teknolojik dönüşüm potansiyeli olan KİT’lerin tasfiye edilmesiyle, dışa bağımlılığı azaltacak bir sınai/teknolojik atılım yapılmamıştır. Önceki dönemlerde ağırlıklı olarak kamu sanayi atılımlarında somutlanan Türkiye’nin sanayileşme süreci, planlama-sanayileşme-kalkınma üçlüsünün terk edilmesiyle birlikte kesintiye uğratılmıştır. Bu sürecin son 24 yılına damgasını vuran AKP iktidarı döneminde, sanayi düşük teknolojili üretimle, emek yoğun sektörlerle finansal spekülasyonlar ve rant odaklı sermaye birikim modeliyle kuşatılmış durumdadır.

Yürütülen özelleştirmeci politikalar sonucunda son derece önemli olan enerjide dışa bağlılığımız ve dış açık her gün büyümeye devam etmektedir.

Üretim ekonomisinden uzaklaşan siyasal iktidar; ülke kaynaklarını kamusal yarar doğrultusunda değerlendirmek yerine, rant projeleri, özelleştirmeler, teşvik politikaları ve borçlanma mekanizmaları üzerinden sermaye çevrelerine aktarmayı tercih etmektedir. Bugün ülkemizde devlet, kamuyla ve kamusal olanla âdeta savaş halinde olan bir devlet idaresi haline gelmiştir. TMMOB ise bu savaşta, kamusal yararı esas alan bir anlayışla kamunun haklarını, varlıklarını, zenginliklerini ve çıkarını koruyan taraftadır. AKP’nin Tek Adam Rejimiyle tasfiye etmeye çalıştığı en önemli kamusal değerimiz Cumhuriyettir.

Yalnızca yüksek katma değer ve yüksek teknoloji kriterlerine bağlanmış yatırım teşvik politikalarının ülke ekonomisini gerçek anlamda 21. yüzyıla götüremeyeceği açıktır. Diğer yandan iktidarın alacağı her borç, yapacağı her kredi anlaşması, faiz yükleriyle birlikte yine halkımızın ve gelecek kuşakların sırtına yüklenmektedir. Hem nihai malın üretilmesi için gerekli olan girdilerin mümkün olanlarının ülkede üretilebilmesinin hem de ara malı üreten sektörler dahil olmak üzere ülke genelinde sektörel ve bölgesel sanayi planlaması gereklidir. Kamucu planlamadan uzaklaşıldıkça işsizlik, yoksulluk, dışa bağımlılık ve bölgesel eşitsizlikler daha da derinleşmektedir.

Birliğimiz, kuruluşundan bu yana, mesleki ve toplumsal konulara bu kamusal sorumluluk ve bilinçle yaklaşmaktadır.

TMMOB, emperyalizmden ve piyasa güçlerinden bağımsızlığı sağlayacak bir siyasi iradenin oluşumu; kamucu-toplumcu planlama-kalkınma politikaları ve her alanda kamusal katılım ve denetim ağlarının hâkim olmasında, bu yöndeki halk egemenliğinin tesis edilmesi için akıl ve bilim temelinde, kamucu-toplumcu bir planlama anlayışı doğrultusunda mücadeleyi büyüterek sürdürecektir. Sanayileşmenin, kalkınmanın, bilimsel üretimin ve teknolojik gelişmenin halk yararını esas alan kamusal politikalarla mümkün olduğu anlayışını savunmaya devam edecektir.

4. LAİKLİK İÇİN GERİCİLİĞE KARŞI TAVİZSİZ MÜCADELE

Laikliğe karşı kurumsallaşmış gerici saldırılar, hayatın tüm alanlarını dinsel referanslarla düzenlemek amacıyla her geçen gün artmaktadır. Siyasal iktidarın yıllardır sürdürdüğü gericileştirme politikaları; eğitimden yargıya, kamusal yaşamdan devlet kurumlarına kadar ülkenin bütün yapısını dinsel referanslarla yeniden şekillendirmeyi hedeflemektedir. Tarikat ve cemaat yapıları kamusal yaşamın içine yerleştirilmekte; eğitimden barınmaya, sosyal politikalardan kamu kurumlarına kadar birçok alan bu yapıların etkisine açılmış bulunmaktadır. Son dönemde laikliğin savunulmasını suç gibi gösteren, laiklik talebini kriminalize etmeye çalışan, laikliği savunanları hedef gösteren açıklamalar sadece Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı değil aynı zamanda işçi sınıfının, emekçilerin tarihsel ve evrensel kazanımlarını da tehdit etmektedir. Laikliği savunan yurttaşlar, öğrenciler, eğitimciler ve demokratik kitle örgütleri baskı altına alınmakta, soruşturmalarla, gözaltılarla ve cezalandırma politikalarıyla susturulmak istenmektedir.

Bilindiği üzere başta eğitim sistemi olmak üzere kamusal alan ve toplumsal yaşamın bütünü, İslamcı-mezhepçi faşist bir doğrultuda yeniden biçimlendirilmektedir. ÇEDES, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ve benzeri uygulamalarla bilimsel eğitimin tasfiyesi, çocukların ve gençlerin tarikat ve cemaat yapılarının etkisine açık hale getirilmesi hedeflenmektedir. Gerici kuşatma, insanlığın yüzyıllardır sürdürdüğü aydınlanma mücadelesinin kazanımlarının birer birer yitirilmesine, halkımız ve emekçilerin derin bir karanlığa sürüklenmesine yol açmaktadır. Kadınların yaşam tarzına, bedenine, emeğine ve toplumsal varlığına yönelik müdahaleler artmakta; kadınların eşit ve özgür yaşam hakkı gerici politikalar eliyle tehdit edilmektedir.

Laikliği savunmak suç değildir, anayasal bir haktır; dahası emek ve meslek örgütleri için tarihsel bir sorumluluktur. Laiklik; yalnızca din ve devlet işlerinin ayrılması değil, aynı zamanda bilimin, kamusal yaşamın, eğitimin ve toplumsal düzenin akıl temelinde örgütlenmesinin güvencesidir.

TMMOB, aklın ve bilimin ışığında, ülkesinin üreten gücü mühendis, mimar ve şehir plancılarının örgütü olarak gerici saldırılara boyun eğmez, laikliğin yok edilmesine izin vermez. Laikliğin kriminalize edilmesini reddeder, tarikat ve cemaat ağlarının kamusal yaşamı kuşatmasına ve yurttaşları sömürmesine karşı durur. Cumhuriyetin aydınlanmacı birikiminin, bilimsel eğitimin ve kamusal yaşamın laiklik anlayışı çerçevesinde savunulmasını toplumsal mücadelenin ayrılmaz bir parçası olarak görür. Emeğin birliği ve kardeşliği için demokratik, laik ve bağımsız bir cumhuriyet mücadelesini taviz vermeden sürdürür.

5. ÇOCUK İSTİSMARINA, EĞİTİMDE GERİCİLEŞMEYE ve ŞİDDETİ BESLEYEN POLİTİKALARA KARŞI MÜCADELE

Bilimden, akıldan ve kamusal sorumluluktan uzak bir eğitim sistemi; sorgulamayan, eleştirmeyen ve geleceksiz bırakılmış kuşaklar yaratır. Bu durum yalnızca eğitim alanını değil, toplumsal barışı ve birlikte yaşam iradesini de tehdit etmektedir. Yıllardır sürdürülen piyasacı ve gerici eğitim politikaları sonucunda kamusal eğitim tasfiye edilmekte; çocuklarımız eşitsizlik, güvencesizlik ve çok yönlü bir kuşatma altında yaşamaya zorlanmaktadır.

Okullarda yaşanan silahlı saldırılar, öğretmenlerin can güvenliğinin dahi sağlanamadığı bir eğitim düzenine sürüklendiğimizi açıkça göstermektedir. Bu tablo tesadüf değildir; yıllardır adım adım niteliksizleştirilen, bilimsellikten uzaklaştırılan ve piyasacı anlayışa teslim edilen eğitim politikalarının doğrudan sonucudur. Bugün yaşananlar, toplumda derinleşen krizlerin ve artan şiddetin eğitim alanındaki yansımasıdır. Çocukların ve gençlerin psikolojik, sosyal ve fiziksel güvenliğini sağlayamayan mevcut eğitim sistemi, kamusal sorumluluğun tasfiyesinin en açık sonuçlarından biridir.

Çocuklarımız; dinselleştirilen ve denetimsiz hale getirilen eğitim politikaları sonucunda tarikat ve cemaat yapılarının, kamu denetiminden yoksun yurtların, çocuk emeği sömürüsünün ve istismar mekanizmalarının daha açık hedefi haline getirilmektedir. “Dindar nesiller yetiştirme” anlayışıyla sürdürülen politikalar çocukların özgür gelişimini, bilimsel eğitim hakkını ve güvenli yaşam hakkını tehdit etmektedir. Çocuklara yönelik istismar, şiddet, güvencesizlik ve eğitimin niteliksizleştirilmesi birbirinden bağımsız değildir.

Benzer şekilde çocuklarımızın ucuz işgücü olarak görüldüğü MESEM uygulamaları üzerinden çocukların işçileştirilmesi de aynı siyasal anlayışın ürünüdür. Çocuklarımızın yeri atölyeler, fabrikalar değil; eşit, bilimsel, kamusal eğitim aldıkları okullar olmalıdır.

TMMOB; eğitimde gericiliğe, piyasacılığa, çocukların geleceğini tehdit eden, uygulamalara ve şiddeti besleyen politikalara karşı; bilimi, kamusal eğitimi ve çocukların güvenli yaşam hakkını savunmaya devam eder.

TMMOB, çocuklarımızı ve gençlerimizi hedef alan ÇEDES, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, MESEM ve benzeri uygulamalara karşı mücadelenin büyütülmesi; kamusal, eşit, laik, bilimsel ve nitelikli eğitim hakkının savunulması için yürütülen toplumsal mücadelelerin içinde yer almaya devam edecektir.

6. KÜRT SORUNUNDA DEMOKRATİK ÇÖZÜM, HALKLARIN KARDEŞLİĞİ VE BARIŞ MÜCADELESİ

Siyasal ve toplumsal yaşamın demokratikleşmesinin olmazsa olmaz koşullarının başında gelen Kürt sorunu, demokratik ve barışçıl çözümünü beklemektedir. Yıllardır sürdürülen güvenlikçi politikalar, çatışma ortamı ve milliyetçi söylemler; halklar arasındaki eşit, özgür ve demokratik birlikte yaşam zeminine zarar vermekte ve toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmektedir. Kürt sorunu; savaş, şiddet, ölümleri kutsama ve milliyetçilik sarmalından çıkarılıp eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir zeminde ele alınmalıdır.

Gerçek anlamda demokratik bir ülke, demokratik bir toplum ve toplumsal barış; herkese eşit ve adil hakların sağlandığı, düşünceyi ifade etme ve örgütlenmenin özgür olduğu ortamlarda yaratılabilir. Demokratik siyaset alanının daraltılması, seçilmişlerin görevden alınması, kayyum uygulamaları ve toplumsal muhalefetin baskı altına alınması barışçıl çözüm zeminini zayıflatmaktadır. Bu ülkedeki hiçbir yurttaşımızın hayatı ve ülkemiz halklarının kaderi emperyalist merkezlerin ve onlara taşeronluk eden siyasi iktidarların iki dudağının arasına terkedilemez.

TMMOB, Kürt sorununda sindirme, savaş ve şiddet politikalarının terk edilmesini ve demokratik çözümün mümkün olduğunu savunur; Türkiye halklarının eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşaması için emek, barış ve demokrasi mücadelesini bir bütünlük içinde sürdürür. Halkların dayanışmasını hedef alan milliyetçi, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı siyaset anlayışlarına karşı durur. Siyasi iktidarın savunma sanayi üzerinden yürüttüğü kaba milliyetçi propagandaya karşı çıkar, teknolojinin toplum yararına ve barışçı anlayışla kullanılması gereğini vurgular.

7. EMPERYALİZMİN VE İŞ BİRLİKÇİLERİNİN BÖLGEMİZDE SÜRDÜRDÜĞÜ SAVAŞLARA KARŞI BAĞIMSIZLIK VE BARIŞ MÜCADELESİ

Ülkemizin dört bir yanı emperyalist güçlerce savaş ve ölüm coğrafyası haline getirilmiştir. Yıllardır bölgede devam eden savaş ve yıkım şimdi yeni bir evreye geçmiştir. Emperyalizmin başta Ortadoğu, Filistin, İran, Suriye ve Lübnan, kuzeyde Ukrayna olmak üzere büyüttüğü savaş ve işgal politikalarının bedelini dünya halkları canlarıyla ödemektedir. Yaşanan can pazarına, Tek Adam Rejimi gizli sözleşmelerle, ortakları ise ticari anlaşmalarla çanak tutmaktadır.

Bölge halkların kaderi emperyalist ülkelerin beslediği İslamcı çetelerin insafına terk edilmiş deyim yerindeyse Orta çağ karanlığına geri döndürülmüş durumdadır. Yaşananlar insanlığa karşı işlenen suçlardır. Uluslararası toplumun sessizliği, baskı ve soykırımcı eğilimleri cesaretlendirmektedir. Bu saldırılar tüm azınlıkları hedef alan sistematik bir imha ve asimilasyon politikasının parçasıdır.

Ortadoğu halklarının kaderi gerici karanlığa teslim edilemez. Halkların özgür, eşit ve insanca bir yaşam sürebileceği bir gelecek ancak emperyalist müdahalelerin son bulmasıyla mümkündür. Laiklik, halkların eşitlik ve barış temelinde bir arada yaşamasının vazgeçilmez güvencesidir. 

Ülkemizin ve bölgemizin emperyalist politikaların yuvası haline gelmesine karşı çıkmaya devam edeceğiz. Savaş örgütü NATO’nun ülkemizdeki faaliyetlerine karşı, toplumsal muhalefetin tüm bileşenleriyle birlikte tam bağımsızlık şiarıyla mücadele etmeye devam edeceğiz.

TMMOB, NATO’ya, emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı mücadeleden geri adım atmadan; ülkemizin ve bölgemizdeki her ülkenin bağımsızlığı ile halkların kendi kaderini tayin hakkını savunur; antiemperyalist mücadeleyi emek ve demokrasi mücadelesiyle bütünlük içerisinde büyüterek sürdürür.

8. SIĞINMACI SORUNUNUN DOĞURDUĞU TOPLUMSAL SORUNLARA YÖNELİK ÇALIŞMALAR

Emperyalist sömürü, işgal ve savaş politikaları milyonlarca insanı yaşam alanlarından kopararak zorunlu göçe mahkûm etmiştir. Bu zorunlu ve düzensiz göç hareketi başta Türkiye olmak üzere tüm dünyayı etkileyen çok boyutlu bir toplumsal sorun haline gelmiştir. Sığınmacılar göç yollarında insanlık dışı koşullarda yaşamlarını yitirmekte, ulaştıkları ülkelerde en temel insan haklarından mahrum bırakılmakta, ayrımcılığa, ucuz emek sömürüsüne ve güvencesiz yaşam koşullarına mahkûm edilmektedir. AKP iktidarı ile Avrupa Birliği arasında sürdürülen pazarlıklar ise sığınmacı sorununu insani bir mesele olmaktan çıkararak siyasal ve ekonomik bir araç haline getirmektedir.

Sığınmacı nüfusun yoğunluğu; barınma, kentleşme, altyapı, sağlık, eğitim ve çalışma yaşamı başta olmak üzere birçok alanda yeni sorunlar yaratmaktadır. Plansız göç politikaları hem sığınmacıları güvencesizliğe sürüklemekte hem de emek sömürüsünü derinleştiren, toplumsal gerilimleri artıran bir zeminin oluşmasına neden olmaktadır. Sığınmacı emeğinin kayıt dışı ve düşük ücretli çalışma biçimleri içinde kullanılması, emekçilerin ortak hak mücadelesini zayıflatan sonuçlar doğurmaktadır.

TMMOB, sığınmacı sorunu ve bu soruna bağlı olarak ortaya çıkan toplumsal, mekânsal ve ekonomik sorunları insan hakları ve kamu yararı temelinde ele alır. Göçün yarattığı sorunların halklar arasında düşmanlık üretilerek değil; eşitlikçi, kamucu, planlı ve insan onuruna yaraşır politikalarla çözülebileceğini savunur. Bu doğrultuda yürütülecek çalışmaları ve toplumsal dayanışma mekanizmalarını geliştirmeyi önüne koyar.

9. EKONOMİK KRİZ, YOKSULLUK ve EMEK SÖMÜRÜSÜNE KARŞI MÜCADELE

Türkiye ekonomisi çok uzun yıllardır üretim yerine ranta, sanayi ve teknoloji altyapısını geliştirme yerine inşaata, istihdam yerine sıcak para dolaşımına dayalı olarak işlemektedir. Övünülerek söz edilen büyüme oranları, sanayi, enerji, teknoloji, tarımsal üretime ve bu alanlardaki yatırımlara değil, sıcak para akımına bağlı mali aracılık hizmetleri, ulaştırma, depolama, haberleşme, inşaat ile toptan ve perakende ticaret hizmetlerinden kaynaklanmaktadır.

Ülkemiz uzun yıllardır süregelen ekonomik kriz sarmalından kurtulamamaktadır. Ülkemizdeki çoklu kriz ortamında iş güvencesine sahip olmamak, çalışma koşullarının giderek ağırlaşması, yetersiz ücret, işsizlik tehlikesi, sigortasız çalıştırılma, fazla çalıştırma, iş saatleri ihlali; sosyal hak ve özlük hakkı ihlalleri, insan onuruna yaraşır emeklilik sürecini yaşayamama ortak sorunumuz haline gelmiştir.

Siyasi iktidarın halka sunduğu tek çözüm sefalet ekonomisidir. Siyasi iktidar uyguladığı ekonomik ve sosyal politikalarla emekçi kesimleri tamamen yoksullaştırmış, devleti sosyal görevlerinden arındırarak baskı aracına dönüştürmüştür. Ülkeyi bu duruma getiren, iktidarın yıllardır uyguladığı üretim, yatırım ve sanayileşmeye dayanmayan, bilim ve teknolojiyi dışlayan ekonomi politikalarıdır.

Toplumsal ihtiyaçları gidermeye dayanmayan, rant yaratma hedefli çılgın ve gereksiz projeler bu ülkeye yük olmaya devam edecek, yeni çevresel sorunlar yaratacaktır. İstihdam yaratmayan büyümenin ülke halkına hiçbir yararı olmamıştır. Sermayenin çıkarlarının halkın ortak çıkarlarının önüne geçirilmesi, toplumsal bir felaketle sonuçlanmıştır. Ve bu felakette siyasi iktidarın bize vaat ettiği tek şey, daha fazla yoksulluktur.

TMMOB, ülkemizin içine çekildiği ekonomik kriz döngüsüne ve yoksulluğa karşı emek, meslek ve demokratik kitle örgütleriyle birlikte mücadeleyi büyütür. Emperyalizmden bağımsız siyasi bir iradeyle, yeniden üretim, planlama, sanayileşme, kalkınma atılımı için halkçı-kamucu-toplumcu bir yaklaşım ve bu temellerdeki bir kalkınma planlamasını savunur.

10. EMEK MÜCADELESİNİN BÜYÜTÜLMESİ VE ORTAK DAYANIŞMANIN GELİŞTİRİLMESİ

TMMOB, kamu yararı ve hakça paylaşımdan yana, barıştan yana, yurtsever, devrimci, ilerici ve toplumcu geleneğini sürdürmeye devam eder. Mühendislerin, mimarların ve şehir plancılarının emeğini değersizleştiren, güvencesizleştiren ve piyasacı anlayışa teslim eden politikalara karşı emek eksenli mücadeleyi büyütmeyi temel sorumluluklarından biri olarak görür.

Çünkü TMMOB, mühendislerin, mimarların, şehir plancılarının sorunlarının halkın sorunlarından ayrı tutulamayacağı; sorunlarımızın çözümünün büyük ölçüde emekçi sınıfların sorunlarının çözümünde yattığının bilincindedir. Bu yüzden mesleğin ve meslektaşlarının sorunlarını ülke sorunlarıyla birlikte ve bütünlüklü olarak ele alır.

Dünyada ve ülkemizde gelişen yeni koşullarla birlikte emekçi ve işçi sınıfının temel taleplerini her geçen gün değişip güncellenmektedir. Emekçiler; asgari ücretten örgütlenme hakkına, çalışma saatlerinden güvenceli istihdama, sosyal haklardan insanca yaşam koşullarına kadar birçok konuda ortak taleplerini yükseltmektedir. Artan yoksulluk, gelir adaletsizliği ve güvencesiz çalışma biçimleri emekçilerin ortak mücadele ihtiyacını daha da büyütmektedir.

TMMOB, demokratik kitle örgütleriyle ilkeli ve demokratik işbirliği içerisindedir. Emek mücadelesinin büyütülmesi ve geliştirilmesi için emek, meslek ve demokratik kitle örgütleriyle yan yana faaliyet yürütmeye, mücadele ve dayanışma ilişkilerini daha da artırmaya kararlıdır. Sendikal hakların, örgütlenme özgürlüğünün ve insanca çalışma koşullarının savunulmasını demokrasi mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak görür. Bu kapsamda; mühendis, mimar ve şehir plancılarının özlük haklarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi için mücadele eder.

11. TMMOB VE MESLEK ÖRGÜTLERİNE YÖNELİK MÜDAHALELERE KARŞI MÜCADELE

Tek Adam Rejimi uzun süredir gözünü; toplumsal muhalefetin bilim ve teknik yoluyla geliştirilmesi, kamusal üretim ve kamusal denetim anlayışının savunulması, ülke yararına faaliyet yürütülmesi ve üretilen toplumsal faydanın hakça paylaşılması için mücadele eden TMMOB başta olmak üzere mesleki demokratik kitle örgütlerine çevirmiş durumdadır. Siyasal iktidar; meslek örgütlerini etkisizleştirmeyi, kamusal denetim mekanizmalarını ortadan kaldırmayı ve toplumsal muhalefeti denetim altına almayı hedeflemektedir.

TMMOB’nin hedef alınmasının altında yatan temel neden Birliğimizin kamusal niteliğinden, bağımsız örgütlü yapısından ve toplumcu mücadele anlayışından kaynaklanmaktadır. Çünkü Birliğimiz; sermaye ve rant çevrelerinin ölçüsüz ve denetimsiz uygulamalarına karşı yalnızca ülke varlıklarının ve toplumsal çıkarın değil, aynı zamanda meslektaşlarımızın ve mesleğimizin de koruyucusu durumundadır. TMMOB’nin yürüttüğü kamusal denetim faaliyetleri, bilimsel ve teknik raporları, hukuksal mücadeleleri ve toplum yararını esas alan tutumu siyasi iktidarın rant ve talan politikalarının önündeki en önemli engellerden biridir.

Mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının ortak gereksinmelerini karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel yararlara uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslektaşların birbirleriyle ve halkla olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlakını korumak; kamunun ve ülkenin çıkarlarının korunmasında, yurdun doğal kaynaklarının bulunmasında, korunmasında ve işletilmesinde, doğal, kültürel ve tarihi değerlerin ve varlıkların korunmasında, tarımsal ve sınai üretimin artırılmasında, ülkenin sanatsal ve teknik kalkınmasında gerekli gördüğü tüm girişim ve etkinliklerde bulunmak amacıyla faaliyetlerini yürüten TMMOB’ye dönük siyasal ve idari baskılar; halkımızın, meslek alanlarımızın ve kamusal birikimlerin de tasfiyesi anlamına gelecektir.

“Yeni Anayasa” tartışmalarıyla birlikte meslek örgütlerine yönelik baskı, müdahale ve zor uygulamalarının daha da artırılmak istendiği açıktır. Meslek örgütlerinin seçim sistemlerinden idari yapılarına kadar birçok alanda yapılmak istenen düzenlemeler; Birlik ve Odaların özerk yapısını ortadan kaldırmayı, etkisiz ve yetkisiz hale getirmeyi amaçlamaktadır. Saray’ın arka bahçesi haline gelmeyen mesleki demokratik kitle örgütlerinin parçalanmasına yönelik tüm girişimler karşısında ortak bir mücadele hattı örülmelidir.

Anayasal güvenceye, hukukun üstünlüğüne, insan haklarına ve demokrasinin evrensel normlarına bağlılığımız; üyelerimizin demokratik iradesinden aldığımız güçle dün olduğu gibi bugün de sürecektir.

TMMOB, Tek Adam Rejiminin Birlik ve Odalarımız başta olmak üzere mesleki demokratik kitle örgütlerini etkisizleştirmeye yönelik tüm adımlarını teşhir ederek; Birlik ve Odaların özerk ve bağımsız yapılarının güçlendirilmesi, kamu-toplum yararı, kamusal hizmet ve kamusal denetim anlayışının savunulması için mücadeleyi kararlılıkla sürdürecektir.

12. MESLEK ALANLARI ARASINDAKİ DAYANIŞMANIN VE DİSİPLİNLER ARASI ÇALIŞMANIN GELİŞTİRİLMESİ

TMMOB, meslek ve uzmanlık alanları hukukunun geliştirilmesi, yetkilerin tanımlanması ve mesleki çatışma konularının giderilmesi amacıyla yürütülecek çalışmalarda kendi örgütsel birikimi ve demokratik iç işleyişiyle ortaya koyduğu ilkeleri esas alacaktır. Meslek alanlarımız arasında dayanışmayı zayıflatan rekabetçi ve piyasacı anlayışlara karşı ortak mesleki mücadele kültürünün geliştirilmesini hedefler.

TMMOB, her uzmanlık alanının örgütün bütün kademelerinde kendisini ifade etme olanağının bulunmasını gözeterek; mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları arasında disiplinler arası çalışma gereksinmesinin bilincini yerleştirmek için çalışarak; mesleklerin gelişimine paralel olarak disiplinler arası çalışmayı özendirecek, kolaylaştıracak ve örgütleyecektir. Bilimsel ve teknik üretimin kolektif niteliğinin güçlendirilmesi, kamusal hizmet anlayışının geliştirilmesi ve meslek alanlarımız arasındaki ortak mücadele zemininin büyütülmesi için dayanışmacı bir yaklaşımı esas alacaktır.

13. MÜHENDİS, MİMAR VE ŞEHİR PLANCILARI İÇİN ASGARİ ÜCRET VE GÜVENCELİ ÇALIŞMA MÜCADELESİ

Mühendis, mimar ve şehir plancılarının işe giriş bildirgesinde baz alınacak asgari ücret hakkını güvence altına almak amacıyla TMMOB ve SGK arasında imzalanan protokol, iktidarın emekçilere dönük sömürü politikalarının sonucu olarak SGK tarafından tek taraflı biçimde 2014 yılında feshedilmiştir. Bu durum meslektaşlarımızın düşük ücretlerle, kayıt dışı ve güvencesiz biçimde çalıştırılmasının önünü açarken aynı zamanda kamunun ciddi biçimde zarara uğratılmasına neden olmaktadır. Meslektaşlarımız giderek artan biçimde açlık sınırına yakın ücretlerle çalışmaya zorlanmakta, mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı emeği değersizleştirilmektedir.

Mühendis, mimar ve şehir plancısı asgari ücretinin ayrımsız olarak her düzeyde uygulanması gerekmektedir. Meslek alanlarımızdaki ücret politikalarının yalnızca bireysel çalışma koşullarını değil; mesleki niteliği, kamusal hizmet kalitesini ve toplumun sağlık, güvenlik ve refahını da doğrudan etkilediği unutulmamalıdır. Düşük ücret, güvencesizlik ve kayıt dışı çalıştırma politikaları meslektaşlarımızın yaşam koşullarını ağırlaştırırken mesleki bağımsızlığı da zayıflatmaktadır.

TMMOB, meslektaşlarımız için asgari ücret mücadelesini ilgili kamu kurumlarıyla görüşerek, bilgilendirme çalışmaları yaparak ve kamuoyu oluşturarak büyütür ve sürdürür. İnsanca yaşamaya yetecek ücret, güvenceli çalışma koşulları ve meslek emeğinin korunması için yürütülen mücadeleyi emek mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak görerek bu çerçevede çalışmalar yürütür.

14. İŞSİZLİĞE KARŞI MÜCADELE

Neoliberal politikalar yüzünden kamusal yatırımların yapılmaması, sosyal devlet uygulamalarının yok edilmesi, kamusal hizmetlerin ticarileştirilmesi ve sınırsız bir sömürü düzeninin yaratılmasıyla ekonomik krizin toplumsal sonuçları her geçen gün ağırlaşmaktadır.

Ekonomik krizin faturası emekçi sınıflara kesilmektedir. Uygulanan ekonomi ve istihdam politikaları sonucu meslektaşlarımızın işlerine son verilmekte ve çoğunlukla tazminat, kıdem gibi özlük hakları gaspedilmektedir. İşsizlik oranları her geçen gün artmakta, kamuda tasarruf tedbirleri, özel sektörde ise ekonomik kriz gerekçe gösterilerek istihdam daraltılmakta, çalışma koşulları zorlaşmaktadır. Mevcut eğitim, ekonomi ve istihdam politikaları değişmeden işsizlik sorununa kalıcı bir çözüm getirilemeyecektir.

TMMOB, işsizliğe karşı emek ve meslek örgütleriyle ortak mücadeleyi güçlendirerek sürdürür; işsizlerin sorunlarını ülke gündemine taşıyarak çözüm yolları aranması için kamuoyu oluşturur.

15. ESNEK, GÜVENCESİZ, KURALSIZ ÇALIŞTIRILMAYA KARŞI MÜCADELE

Ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancıları her geçen gün daha ağır sömürü koşulları altında çalışmaya zorlanmaktadır. Çalışma yaşamı; esnek, güvencesiz ve kuralsız hale getirilirken örgütlenme hakları baskı altına alınmakta, meslek emeği değersizleştirilmektedir. Performans baskısı, uzun çalışma saatleri, mobbing, kayıt dışı çalışma ve düşük ücret politikaları meslektaşlarımızın yaşam koşullarını giderek ağırlaştırmaktadır. Açlık sınırı düzeyindeki ücretlerle çalışmaya zorlanan meslektaşlarımız hem yaşamlarını sürdürmekte hem de mesleklerini kamusal sorumluluk anlayışıyla icra etmekte ciddi zorluklar yaşamaktadır. Emek ve insan odaklı, güvenceli bir çalışma yaşamı ve güvenli bir gelecek bütün emekçiler için temel bir haktır.

Derinleşen ekonomik krizle birlikte işsizlik tehdidi büyümekte; özellikle genç ve yeni mezun meslektaşlarımızın deneyimsizliği daha kolay sömürülmektedir. Meslektaşlarımız düşük ücret, ücretsiz fazla mesai, sigortasız çalışma ve güvencesiz istihdam biçimleriyle karşı karşıya bırakılmaktadır. Uzaktan çalışma, proje bazlı istihdam ve esnek çalışma modelleri adı altında yaygınlaştırılan uygulamalar çalışma yaşamındaki hak kayıplarını artırmaktadır. İçinden geçtiğimiz kriz koşulları yaşanan sorunların etkisini daha da derinleştirmektedir.

Uygulanan neoliberal politikalar sonucunda iş güvencesi zayıflatılmış; taşeronlaşma, sözleşmeli çalışma ve örgütsüzleştirme yaygınlaştırılmıştır. Meslektaşlarımızın mesleki bağımsızlığı ve emeği piyasa baskısı altında aşındırılmakta; çalışma yaşamı tamamen sermayenin ihtiyaçlarına göre biçimlendirilmektedir.

TMMOB; emek ve insan odaklı bir çalışma yaşamı anlayışıyla esnek, güvencesiz ve kuralsız çalışma biçimlerine karşı mücadeleyi büyütür. Güvenceli çalışma, insanca ücret, örgütlenme hakkı ve sosyal hakların korunmasını temel bir mücadele alanı olarak görür; emek düşmanı düzenlemelere karşı emek ve meslek örgütleriyle dayanışma içinde mücadelesini sürdürür.

16. KAMUDA ÇALIŞAN MESLEKTAŞLARIMIZIN ÖZLÜK HAKLARI İÇİN MÜCADELE

Kamuda çalışan mühendis, mimar ve şehir plancıları baskı, ihraç, statü farklılıkları ve ücret eşitsizliği sorunlarıyla karşı karşıyadır. Yıllardır üretim, yatırım, eğitim, istihdam planlaması yapılmadığı için on binlerce mühendis, mimar ve şehir plancısı ya işsizdir ya da meslekleri dışında çalışmak zorunda kalmaktadır.

Bu gerçekliğe karşın özellikle son 25 yılda, kamuda çeşitli statülerde çalışan ve farklı ücretler alan mühendis, mimar ve şehir plancılarının ekonomik ve sosyal koşulları, üstlendikleri sorumluluklara ve almış oldukları eğitime uymayan bir düzeye geriletilmiş, kamudaki mühendis, mimar ve şehir plancılarının mesleki iş alanları farklı ve/veya yardımcısı sayılabilecek branştaki alt grup teknik elemanların görevlendirilmesiyle daraltılmış, kamu çalışanı üyelerimizin gerek ücretleri gerekse özlük hakları açısından içine düşürüldükleri durum kriz aşamasına gelmiş ve meslek onurlarını koruma sınırlarını zorlamaya başlamıştır.

TMMOB, kamuda çalışan üyelerinin özlük haklarını, çalışma koşullarını ve emeklilik haklarını hak ettikleri seviyeye taşımak için kamuoyu oluşturmaya ve meslektaşlarımızın taleplerinin takipçisi olmaya devam eder.

TMMOB, meslektaşlarımızın ücretlerinin ve özlük haklarının “eşit işe eşit ücret” ilkesi doğrultusunda iyileştirilmesi, kapsam dışı veya uzman personel statüsü ve buna bağlı olarak yaratılan ücret dengesizliğinin ve çifte standardın ortadan kaldırılması, farklı statülerde çalıştırılma ve arazi tazminatı gibi farklı ücret uygulamalarının sonlandırılması, atama bekleyen binlerce mühendis, mimar ve şehir plancısının atamasının yapılması, kamuda istihdamın artırılması, tayin ve terfilerinin politik ve benzeri etkilerinden arındırılarak açık, saydam, denetlenebilir ve liyakat temelli yapılmasının sağlanması için yürüttüğü mücadeleyi büyüterek sürdürür.

17. EMEKLİ MESLEKTAŞLARIMIZIN TEMEL HAKLARI VE İNSANCA YAŞAM TALEBİ İÇİN MÜCADELE

Sosyal güvenlik, devletin en temel görevi, yurttaşın da en öncelikli hakkıdır. Sosyal güvenliğin temel amacı, bireyleri karşılaşacakları sosyal risklere karşı korumak ve bu risklerle karşılaştıklarında riskin etkilerini en aza indirmektir. Bunun için çalışanların maaşlarından sosyal güvenlik primi tahsil edilmekte ve bu primler devlet tarafından kullanılmaktadır. Sosyal güvenlik mekanizmasının temel mantığı toplumun bütününün, her bir parçasına ve geleceğine ortaklaşa sahip çıkmasıdır. Ancak emeklilik, bir tür toplumsal dışlama mekanizması olarak işlev görmekte, devletin ve toplumun sırtında bir yük olarak görülmektedir. Emek ile emekli arasındaki bağ koparılmak, görünmez kılınmak istenmektedir.

Toplumun dar ve sabit gelirli diğer kesimleri gibi, emekli meslektaşlarımız da büyük sıkıntılar içinde yaşamaktadır. Kriz dönemiyle birlikte artan yaşam maliyetleri bu sıkıntıları sürdürülemez boyutlara taşımıştır. Uzun yıllar mesleki birikim ve emekleriyle ülkenin kalkınması ve refahının artmasına hizmet etmiş olan emekli mühendis, mimar ve şehir plancılarının maaşları, güncel ekonomik koşullarda açlık ve yoksulluk sınırının altına gerilemiştir.

TMMOB; mühendis, mimar ve şehir plancılarının emeklilik haklarında ve aylıklarında iyileştirme yapılması, emek ve emekli arasındaki bağın güçlendirilmesi, dayanışma kültürünün geliştirilmesi, mesleki bilgi ve deneyimin hem genç meslektaşlarımıza hem topluma yönelik çalışmalara aktarılmasını sağlamak için çalışmalarını geliştirerek sürdürür. Emekli meslektaşlarımızın mesleki bilgi ve deneyimlerinin genç kuşaklara aktarılmasını, dayanışma kültürünün geliştirilmesini ve emekli meslektaşlarımızın toplumsal yaşamın aktif bir parçası olarak var olmasını savunur.

18. TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ VE KADINLARA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE

Kadınlar üzerindeki baskı ve sömürü, düzenin ve gericiliğin temel dayanakları arasındadır. Aileden eğitime, çalışma yaşamından kamusal alana kadar toplumsal yaşamın her alanında kadınlara yönelik şiddet, ayrımcılık ve eşitsizlik AKP iktidarı döneminde daha da derinleşmiştir. Bu durum tesadüfi değildir. Çünkü siyasal iktidarın laiklik karşıtı, muhafazakâr ve cinsiyetçi politikaları; kadınların yaşamı, emeği, bedeni ve kimliği üzerinde denetim kurmayı hedeflemektedir. Toplumsal cinsiyet eşitliğini hedef alan politikalarla kadınların kamusal yaşamdaki varlığı sınırlandırılmakta, kadınların kazanılmış hakları geriye götürülmek istenmektedir. Bu politikalar, sermaye düzeninin ihtiyaçları ile gericiliğin ideolojik-kültürel kuşatmasının nasıl iç içe geçtiğini açık biçimde göstermektedir.

Meslek alanlarımızda yaşanan sorunlar yalnızca fiziksel değildir; iş güvencesinden yoksun, ağır koşullar altında çalışan teknik elemanların yaşadığı sorunlar kapitalist üretim ilişkileriyle doğrudan bağlantılıdır. Baskıcı, rekabetçi ve cinsiyetçi üretim sistemi hâkimdir. Kadın meslektaşlarımız düşük ücret, güvencesiz çalışma, cam tavan uygulamaları, mobbing, ayrımcılık ve cinsiyet temelli eşitsizliklerle karşı karşıya bırakılmaktadır. Kadın emeğinin değersizleştirilmesi, toplumsal cinsiyet rollerinin çalışma yaşamında yeniden üretilmesi ve bakım yükünün kadınların üzerine bırakılması eşitsizlikleri daha da derinleştirmektedir. Kadın işsizliği her geçen gün artmaktadır.

Siyasal iktidar, kadın cinayetlerine, şiddete, tacize ve istismara karşı etkili politikalar üretmek yerine; faillerin cezasızlıkla korunmasına yol açan uygulamaları sürdürmektedir. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı kadınların yaşam hakkına yönelik saldırıları cesaretlendiren siyasal bir tercih olmuştur. Kadın cinayetlerine ve faillerine çeşitli adlar altında ceza indirimleri uygulanması ya da serbest bırakılma kararları toplumsal adalet duygusunu zedelemektedir.

Meslek alanlarımızda toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, ayrımcılığın önlenmesi ve güvenli çalışma ortamlarının oluşturulması için mücadele etmek TMMOB’nin temel görevleri arasındadır. Meslektaşlarımızı bilgilendirmek ve farkındalık yaratmak amacıyla düzenli seminerler, atölye çalışmaları ve kamuoyu bilgilendirme etkinlikleri düzenlenmeye devam edilecektir.

TMMOB; kadınların emeği, bedeni ve yaşamı üzerindeki her türlü sömürü, baskı ve tahakküm biçimine karşı durur; kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini toplumsal kurtuluş mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak görür ve toplumsal cinsiyet eşitliğini savunur. “Eşit işe eşit ücret” ilkesinin cinsiyet farkı gözetilmeksizin uygulanması için mücadele eder; meslektaşlarının ve bütün kadınların maruz bırakıldığı cinsiyetçi ayrımcılığa, şiddete, güvencesizliğe ve eşitsizliğe karşı dayanışmayı ve ortak mücadeleyi büyüterek sürdürür.

19. İŞ CİNAYETLERİNE KARŞI MÜCADELE ve İŞÇİ SAĞLIĞI-İŞ GÜVENLİĞİ POLİTİKALARININ GELİŞTİRİLMESİ

Sağlıklı ve güvenli koşullarda çalışma hakkı en temel insan haklarından biridir. Ancak ülkemizde işçi sağlığı ve iş güvenliği alanı uzun yıllardır piyasacı politikalar, denetimsizlik ve maliyet odaklı anlayış nedeniyle ağır bir yıkımla karşı karşıyadır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanında çalışan meslektaşlarımız işverenlerin ve siyasal iktidarın sorumluluğunu üstlenmek zorunda bırakılmakta; iş cinayetlerinin gerçek nedenleri yerine teknik personel günah keçisi haline getirilmektedir. İş cinayetleri kader değil; denetimsizliğin, taşeronlaşmanın, kuralsız çalışmanın ve kâr odaklı üretim anlayışının sonucudur.

6331 sayılı yasanın yürürlüğe girmesinden bu yana iş kazası sayıları, iş kazası sıklık oranları ve iş cinayetleri azalmamış; aksine artış göstermiştir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerinin piyasalaştırılması yaşanan sorunların temel nedenlerinden biri olmuştur. İşyerlerinde verilmesi gereken işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetleri kamusal bir sorumluluk olarak ele alınması gerekirken Ortak Sağlık Güvenlik Birimi (OSGB) adı altında faaliyet yürüten taşeron şirketlere devredilmiştir. İşçi sağlığı hizmetlerinin piyasa koşullarına terk edilmesi, çalışanların yaşam hakkının şirketlerin kâr hesaplarına bağımlı hale getirilmesi anlamına gelmektedir.

Kâr amacıyla faaliyet gösteren OSGB’ler arasındaki rekabet, işverenlerin en düşük maliyetli hizmeti tercih etmesi ve iş güvenliği uzmanlarının uyarılarının dikkate alınmaması gerekli önlemlerin alınmamasına yol açmaktadır. Uygulanan neoliberal ekonomi politikaları sonucunda iş güvencesi ortadan kaldırılmış; taşeronlaşma, sendikasızlaştırma ve esnek çalışma biçimleri yaygınlaştırılmıştır. Özellikle madenlerde, inşaatlarda, sanayi tesislerinde, şantiyelerde ve tarımsal üretim alanlarında yaşanan iş cinayetleri; emekçilerin yaşamının sermaye karşısında değersizleştirildiğini göstermektedir. Yaşanan büyük felaketlere rağmen gerekli kamusal düzenlemelerin yapılmaması iş cinayetlerinin artarak sürmesine neden olmaktadır.

TMMOB; işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin eksiksiz uygulanması, iş cinayetlerinin önlenmesi ve insanca çalışma koşullarının sağlanması için mücadeleyi sürdürür. İşçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerinin kamusal bir anlayışla yeniden düzenlenmesini, etkin denetim mekanizmalarının kurulmasını ve iş cinayetlerinin gerçek sorumlularının yargılanmasını savunur. Emek ve meslek örgütleriyle birlikte iş cinayetlerine karşı ortak mücadeleyi büyütmeye, emekçilerin yaşam hakkını savunmaya devam eder.

20. MÜHENDİSLİK, MİMARLIK VE ŞEHİR PLANLAMA EĞİTİMİNDE NİTELİKLİ, BİLİMSEL VE KAMUCU EĞİTİM MÜCADELESİ

Ülkelerin eğitim politikaları; bilim, teknoloji ve sanayi politikalarından ayrı düşünülemez. Türkiye’deki eğitim ve özelde mühendislik, mimarlık ve şehir planlama eğitimi toplumun ve ülkenin ihtiyaçlarına göre değil, uluslararası iş bölümünün ve piyasa ilişkilerinin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiştir. Gelişmiş ülkeler ulusal çıkarları doğrultusundaki politikalarını hayata geçirebilmek için AR-GE çalışmalarına, bilimsel araştırmalara ve eğitim altyapılarına ayırdıkları kaynakları her geçen gün artırmaktadır. Ülkemizde ise üniversiteler bilimsel üretimin merkezleri olmaktan uzaklaştırılmakta; piyasacı, gerici ve itaat odaklı eğitim politikalarıyla akademik özgürlükler ve bilimsel nitelik zayıflatılmaktadır.

Üniversitelerde bilimsel araştırmalara gerekli kaynaklar ayrılmamakta; laiklik karşıtı ve bilim dışı politikalar mühendislik, mimarlık ve şehir planlama eğitiminde ciddi bir nitelik kaybına yol açmaktadır. Sanayiyle ilişkiler toplumun ihtiyaçlarına göre değil, yalnızca sermayenin kısa vadeli çıkarlarına göre kurulmakta; bilim ve teknik piyasa ekonomisinin ihtiyaçlarına indirgenmektedir. Üniversitelerin demokratik, özerk ve özgür yapısı tasfiye edilirken öğrenciler ve akademisyenler artan baskı ortamıyla karşı karşıya bırakılmaktadır.

Uzun yıllardır bilimsel ve kalkınma hedefli bir yükseköğretim planlamasının yapılmaması; mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı eğitiminde ciddi bir nitelik kaybı yaratmıştır. Önceki yıllarda plansız ve altyapıdan uzak bir biçimde açılan üniversitelerle artırılan bölüm ve kontenjan sayılarının yarattığı yığılma bugün birçok alanda kontenjan düşüşleri, işsizlik, güvencesizlik ve mesleki değersizleşme olarak karşımıza çıkmaktadır. Yetersiz akademik kadrolar, altyapı eksiklikleri ve plansız eğitim politikaları meslek alanlarımızdaki sorunları daha da derinleştirmektedir.

Staj olanaklarının yetersizliği, uygulamalı eğitim eksiklikleri ve üniversiteler arasındaki altyapı eşitsizlikleri öğrenciler açısından ciddi sorunlar yaratmaktadır. Bu durum öğrencilerin mesleki gelişimlerini olumsuz etkilemekte, mesleğe hazırlık süreçlerini zayıflatmaktadır. Öğrenciler barınma, beslenme, ulaşım ve eğitim giderleri nedeniyle ağır ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalmakta; eğitim hakkı giderek daha erişilemez hale getirilmektedir.

TMMOB ve bağlı Odaları; mühendis, mimar ve şehir plancılarının yetiştiği üniversitelerin bilimsel, demokratik, özerk, katılımcı ve planlamaya dayanan bir anlayışla yeniden yapılandırılmasının mücadelesini vermeye devam edecektir. Halkın gereksinimleri ve çağdaş teknolojik gelişmeler temel baz alınarak niteliği yükseltilmiş, eşitsizlikleri giderilmiş, yaşam boyu eğitimi esas alan ve yalnızca kamusal hizmet anlayışıyla faaliyet yürüten bir yükseköğretim sistemi savunur.

TMMOB; mühendislik, mimarlık ve şehir planlama eğitiminde demokratik ve kamucu anlayışla, yükseköğrenimin ticari bir faaliyet olmaktan çıkarılması, bilimsel özgürlüğün güvence altına alınması ve kamunun ihtiyaçlarını gözeten planlı bir eğitim anlayışının hâkim kılınması için mücadeleyi sürdürür.

21. ÜLKEMİZİN YETİŞMİŞ MÜHENDİS, MİMAR VE PLANCILARININ BEYİN GÖÇÜNE KARŞI MÜCADELE

Bir dönemin en gözde mesleklerinden olan mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı artık diplomalı işsizliğin, zorunlu yurtdışı göçünün sembolü haline gelmiştir. Oysa ürettiğimiz bilgi ve teknik, ülkemizin kalkınması, halkımızın gönenci ve mutluluğu için vazgeçilmezdir. Demokratik, eşit ve adil bir düzende mesleğimizin toplum için taşıdığı değer daha da anlamlı hale gelecektir.

Genç meslektaşlarımızın büyük kısmı işsizlik, umutsuzluk ve gelecek kaygısıyla karşı karşıyadır. Genç meslektaşlarımız, kendilerini yetiştiren bu ülkeden, hayatlarından, ailelerinden vazgeçmek zorunda kalmaktadır. Her yeni günde, onlarca genç, daha iyi bir hayat yaşayabilme olasılığına tutunarak yurtdışına gitmek için uğraşmaktadır. Gençlerimiz göç ettikçe, ülkemizin geleceğine dair umutlar da kararmaktadır.

TMMOB, ülkemizin yetişmiş mühendis, mimar ve plancılarının yurtdışına çıkmasının engellenmesinin tek yolunun nitelikli yükseköğretim, güvenceli istihdam, insanca yaşanabilir bir ücret, sömürü düzeninden uzak bir çalışma yaşamı ve insan onuruna yaraşır bir emeklilik süreci için yürütülecek bütünlüklü mücadeleden geçtiğinin bilinciyle hareket eder.

22. MESLEK İÇİ EĞİTİM VE MESLEKTAŞLAR ARASI DAYANIŞMANIN GELİŞTİRİLMESİ

Meslek alanlarımızı doğrudan etkileyen yeni bilimsel araştırmalar ve bunun getirdiği teknolojik yenilikler ve gelişmeler, bilişim ve iletişim alanındaki dönüşümler, yeni üretim teknikleri ve malzeme teknolojileri; mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı mesleklerinin eğitimini ve uygulama alanlarını köklü biçimde değiştirmektedir. Dijitalleşme, yapay zekâ ve otomasyon süreçleri meslek alanlarımızda yeni bilgi ve beceri gereksinimlerini ortaya çıkarırken; mesleki yetkinliğin sürekli geliştirilmesini zorunlu hale getirmektedir.

Gelişen bilim ve teknik; mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı mesleklerinin tekdüze biçimde icra edilmesinin artık mümkün olmadığını göstermektedir. Meslektaşlarımız; eşitsiz, rekabetçi ve piyasacı çalışma düzeni içinde bilgiye erişim, teknik donanım ve mesleki gelişim olanakları bakımından ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabilmektedir. Meslek içi eğitimin piyasaya teslim edilmesi, sertifikalandırma süreçlerinde ticarileşme anlayışının yaygınlaşması mesleki niteliği zayıflatmakta; kamusal sorumluluk anlayışını geriletmektedir. Bu nedenle TMMOB’nin meslek içi eğitim faaliyetleri yalnızca teknik bir gereklilik değil; aynı zamanda kamusal ve örgütsel bir sorumluluktur.

Meslek içi eğitimlerde güncel bilimsel ve teknik gelişmelerin yakından takip edilmesi; üyelerin bilgi, beceri ve mesleki yeterliliklerinin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Ancak bu süreç yalnızca piyasanın taleplerine göre değil; kamu yararı, toplumsal ihtiyaçlar ve meslek etiği temelinde ele alınmalıdır. Bilimsel bilgiye erişimin eşit, ulaşılabilir ve dayanışmacı bir anlayışla örgütlenmesi; meslek alanlarımızın geleceği açısından yaşamsal önemdedir.

TMMOB ve bağlı Odaları; meslek içi eğitimlerin çağın gerektirdiği yöntemlerle, güncel ihtiyaçları karşılayacak içerikte ve sürekli biçimde yürütülmesini sağlar. Meslek içi eğitimlerin kamu yararı ilkesi doğrultusunda geliştirilmesi, Odalar arasında eşgüdümün güçlendirilmesi ve meslektaşlar arası dayanışmanın büyütülmesi için ortaklaştırıcı bir zemin oluşturur. Meslektaşlarımızın yalnızlaştırılmasına, rekabet baskısıyla güvencesizliğe itilmesine karşı dayanışmayı, ortak üretimi ve kolektif meslek kültürünü güçlendirmeyi hedefler.

23. DOĞANIN VE YAŞAM ALANLARININ RANT TALANINA KARŞI MÜCADELE

Ülkemizde hâkim kılınan sermaye birikimi politikaları, vahşi emek sömürüsü uygulamalarının yanı sıra tüm kamusal zenginliklerimizin, tarihi-kültürel, doğal, kentsel ve kırsal tüm varlıklarımızın el değiştirmesi üzerinden rant yaratılması esasına dayanmaktadır. Yaratılan düzen içinde arazi, mülkiyet, imar ve işletme rantı yaratılması doğamız, kentlerimiz, kültürel ve tarihi varlıklarımız, üretim ve yaşam alanlarımızın artan sömürüsünün önünü açmaktadır.

Kentlerimiz bilimsel bilgi ve kamu yararından uzak, sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda, keyfi kararlarla şekillenmekte; bütün insanlığın ortak değeri olan tarihi ve kültürel mirasımız tahrip edilerek geri dönüşü olmayacak şekilde yok edilmektedir. Bu tahribat acele kamulaştırma ve rezerv alan kararlarıyla, kentsel dönüşüm projeleriyle hızlanmakta, yaşam ve kent hakkı ihlal edilmektedir.

Her yıl düzenlenen COP toplantılarında üretilen politikalar samimi bir emisyon azaltımını değil, emisyonlar üzerinden yeni bir ticari hegemonya kurulmasını amaçlamaktadır. Küresel sistemde iklimle mücadele adı altında yürütülen COP süreçleri, atmosferdeki sera gazı dengesini hiçbir şekilde iyiye götürmemektedir. Bu yıl Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 toplantısı da bu küresel tiyatronun devamı niteliğindedir. Bu birliktelikler uluslararası şirketlerin pazar taleplerini, kar odaklı ajandalarını karara bağlamaya çalıştıkları bir iş geliştirme zirvesine dönüşmektedir. Mevcut küresel sistemin insanlığa ve doğaya sunacağı gerçek bir çözüm yoktur. Ticari dayatmalara karşı bağımsız alternatif çalışmaların yapılması, mücadelenin örgütlenmesinde dayanışma ilişkilerinin geliştirilmesi ve şeffaf bir şekilde kamuoyunun bilgilendirilmesi zorunluluktur.

TMMOB; sanayisizleşmeye, tarımsal üretimin tahribine; doğal, tarihi ve kültürel varlıkların, orman arazilerinin, kamu ve halka ait arazi ve mülklerin yağmalanmasına, rant ve talan eksenli plansız büyük projelere ve kentsel dönüşüme, ülkenin kamusal birikiminin özelleştirilmesine karşı gerek hukuksal gerek toplumsal düzeyde mücadele eder; doğasına, kentine, üretim ve yaşam alanlarının yağmalanmasına karşı mücadele eden halkla dayanışma içinde olur.

TMMOB kentlerimizin, kamusal niteliğini ve kamu yararını önceleyen bilimsel bir yaklaşımla planlanması için mücadele eder, kamu yararı içermeyen uygulamalara karşı hukuksal mücadelenin yanı sıra kent mekânı üzerinden şekillenen halk hareketleriyle dayanışma içinde olur; korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması zorunlu olan doğal, tarihi ve kültürel alanlara dair mücadele yürütür.

24. SÖMÜRGE MADENCİLİĞİNE KARŞI MÜCADELE

Sömürge madenciliği, bir devletin ya da çokuluslu şirketlerin başka bir ülkeyi ve onun kaynaklarını siyasal ve ekonomik egemenliği altına alarak yayılmasını, üretilen cevherin ve madenlerin işgali ve kontrolü olarak tanımlanmaktadır. Anayasamızın 168. maddesi doğal zenginliklerin ve kaynakların, istisnai durumlar hariç, devletin tasarrufu ve himayesinde olduğunu söylemektedir. Ancak ülkemizde iktidarın yürüttüğü madencilik politikaları, bu istisnai durumu genelleştirmiş, neredeyse tüm madenlerin uluslararası sermaye ve işbirlikçileri tarafından işletilmesine izin verir hale getirilmiştir.

Maden kanunu ve uygulama yönetmeliklerinde sıklıkla yapılan düzenlemelerle yeraltı ve yer üstü madenlerimiz yerli ve yabancı sermaye gruplarının sınırsız sömürüsüne açılmış, ormanlar, ağaçlandırma sahaları, özel koruma bölgeleri, milli parklar, meralar, sit alanları, su havzaları, kıyı alanları, turizm bölgeleri hatta askeri yasak bölgeler bile madencilik faaliyetine açılmış bulunmaktadır. Bu madencilik anlayışı, bir üretim faaliyeti değil, bir sömürü faaliyeti haline gelmiş bulunmaktadır.

TMMOB, madenlerimizin ve doğal kaynaklarımızın ulusal ve uluslararası sermaye gruplarının yağma alanı olmaktan çıkarılması, tüm madencilik faaliyetleri kamu yararı ve gelecek nesillerin ihtiyaçlarını da gözetecek biçimde planlanması, maden işletmelerinde kamu denetimi sağlanması, yaşanan felaketlerin tüm sorumlularının yargı karşısında hesap vermesi için mücadeleyi sürdürecektir.

TMMOB, sömürge madenciliğine karşıdır ve bu anlayışa son verilene dek mücadele etmeye devam edecektir.

25. ORMANLARIN, ZEYTİNLİKLERİN VE TARIM ALANLARININ KORUNMASI İÇİN MÜCADELE

Siyasi iktidar, doğayı, ormanları, kıyı ve denizel alanları, zeytinlikleri ve tarım alanlarını sermaye birikim politikalarının parçası haline getirme anlayışından vazgeçmemektedir. Zeytinlikler, ormanlar ve tarım alanları; madencilik faaliyetleri, enerji projeleri, yapılaşma ve rant odaklı yatırımlar için yasa ve mevzuatlar hiçe sayılarak sermayeye açılmak istenmektedir. “Kamu yararı” kavramı şirketlerin çıkarları doğrultusunda yeniden tanımlanmakta; doğa ve yaşam alanları sermaye lehine yağmalanmaktadır.

Ömrü sınırlı madencilik, enerji ve yapı projeleri uğruna zeytinliklerin, ormanların ve tarım arazilerinin yok edilmesi yalnızca ekolojik bir yıkım değil; aynı zamanda yaşam hakkına, gıda güvencesine ve kırsal üretime yönelik bir saldırıdır. Doğal varlıklarımızı koruyan mevzuatlar sürekli olarak zayıflatılmakta; şirketlerin taleplerine göre şekillendirilen düzenlemelerle kamusal denetim ortadan kaldırılmaktadır. Bu politikalar; iklim değişimini etkilemekte, kırsal yaşamı tasfiye etmekte ve halkın ortak yaşam alanlarını geri dönüşü olmayan biçimde tahrip etmektedir.

TMMOB; zeytinliklerin, ormanların, meraların, kıyı ve tarım alanlarının ve su havzalarının rant politikalarına teslim edilmesine karşı yurttaşlarımızla yan yana mücadeleyi sürdürür. Doğayı, yaşam alanlarını ve kamusal varlıkları şirketlerin sınırsız sömürüsüne açan yasal düzenlemelere karşı bilimsel, hukuksal ve toplumsal mücadeleyi büyütür; kamu yararını ve ekolojik yaşamı savunmaya devam eder.

26. DOĞA OLAYLARININ AFETE DÖNÜŞMEDİĞİ, GÜVENLİ VE SAĞLIKLI YAŞAM ALANLARI İÇİN MÜCADELE

Ülkemiz doğa olaylarının sıklıkla afete dönüştüğü bir ülkedir. Alp-Himalaya kuşağı içerisinde yer alan ülkemiz coğrafyası aktif tektonik bir kuşak içerinde yer almakta olup, Kuzey Anadolu Fay Zonu, Doğu Anadolu Fay Zonu, Ege Graben sistemlerini oluşturan fay zonları gibi 700’e yakın fay zonu ve segmentini barındıran bir coğrafya üzerinde yer almaktadır. Her bölgesinde aşırı yağışlar sonucu seller, taşkınlar, heyelanlar, kaya düşmesi; ağır kış koşullarında çığ düşmeleri, hidrolojik, jeolojik, meteorolojik olaylarla ilgili doğa kaynaklı afetler sıklıkla yaşanmaktadır. Siyasal iktidar, bugüne kadar yaşanan her felaket sonrasında ortaya çıkan yıkımı ve kriz anını bir güç gösterisine çevirmeyi, devlet kurumlarının müdahalesini parti reklamına dönüştürmeyi, insanların acısını halkla ilişkiler kampanyasının parçası haline getirmeyi alışkanlık edinmiştir.

Tek Adam Rejiminin afetler karşısındaki hazırlıksızlığı ile her şeyi kendi başına yapabileceğine ilişkin kibrinin bir araya gelmesinin 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremler başta olmak üzere ne büyük bir kaosa ve ne kadar acı sonuçlara yol açabileceğini hep birlikte gördük.

Biliyoruz ki doğal olayların afete dönüşmesinin önlenmesinin ilk koşulu, bugüne kadar büyük felaketlere yol açan rant odaklı rant odaklı imar, planlama yapı üretim ve denetim politikalarından vaz geçilmesi, aceleci politikaların terk edilmesidir. Bunun için de kentsel politika ve uygulamalarda, iktidar partisinin siyasal hesapları değil toplumsal yarar ve bilimsel gereklilikler esas alınmalıdır.

TMMOB; rant hırsının akla, bilime, tekniğe, mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı mesleklerinin gereklerine ve insan yaşamına üstün gelmesine izin vermez. Yurttaşlarımızın geleceğinin, yaşam alanlarımızın, kentlerimizin yeniden kurulmasında rantın değil kamu yararının esas alınması için mücadele eder. Afetlerin ve AKP’nin yarattığı yıkımın karşısında dayanışmayı örgütler.

27. GIDA VE TARIM EMPERYALİZMİNE KARŞI MÜCADELE

Dünyada ve ülkemizde gıda ve tarımda yaşanan sorunların temel nedeni, sermayenin çıkarlarını insanlığın ortak çıkarlarının üstünde gören küresel kapitalist sistem, tarım ve gıda üretimi ile tedarikindeki tekelleşmedir. Hemen her alanda olduğu gibi gıda ve tarım alanında da sayısı onu geçmeyen çokuluslu şirketler dünya piyasasına hâkim durumdadır. Gıda güvencesinin ve güvenliğinin sağlanamadığı bir dünyada, adil ve demokratik bir düzen içinde yaşayabilmek hayal olacaktır.

Gıda fiyatları dünya genelinde düşüş eğilimi gösterirken, ülkemizde ekonomik ve politik nedenlerle sürekli artması, sosyal sorunları da beraberinde getirmektedir. Gıda harcamaları, hane giderleri içinde önemli bir bölümünü oluşturduğu için, gıda enflasyonu, dar ve sabit gelirli kesimleri çok daha fazla etkilemektedir.

Tarım, tohumculuk, toprak gibi alanlarda birbiri ardına yapılan yasal düzenlemeler tarım ve gıdanın piyasalaştırılmasına, doğal kaynakların yağmalanmasına neden olmaktadır.

TMMOB, gıda ve tarım emperyalizmine karşı köylünün, çiftçinin ve üreticinin yanında yer alır. Tarım alanlarının korunması ve geliştirilmesi için yürüttüğü mücadeleyi sürdürür. Gıdaya erişimin temel bir hak olduğu bilinciyle gıda egemenliği kavramına sahip çıkar.

28. SU HAKKI VE KAMUSAL SU YÖNETİMİ İÇİN MÜCADELE

Su kaynaklarının ve varlıklarının korunması, geliştirilmesi ve sürekliliğinin sağlanması ülkemizin en temel yaşamsal sorunlarından biridir. Başta kırsal alanlar ve afet bölgeleri olmak üzere birçok bölgede temiz ve sağlıklı suya erişimde ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Yanlış arazi kullanımı, plansız kentleşme, madencilik faaliyetleri ve ulusal planlarla örtüşmeyen su politikaları su varlıklarımız üzerindeki baskıyı her geçen gün artırmaktadır. Bireylerin ve toplumların sağlıklı, içilebilir ve temiz suya koşulsuz erişimi temel bir yaşam hakkıdır. Bu nedenle suyun ticarileştirilmesinden, su kaynaklarının ve varlıklarının özelleştirilmesinden ve piyasa koşullarına terk edilmesinden vazgeçilmelidir.

Su; kamu eliyle, şeffaf, katılımcı ve sürdürülebilir politikalarla yönetilmelidir. Yerel yönetimler ve merkezi idare suya erişimi bir lütuf değil, anayasal ve yaşamsal bir hak olarak görmek zorundadır. Ancak mevcut politikalar; su kaynaklarını enerji, madencilik ve özel şirketlerin kullanımına açan rant odaklı bir anlayışla şekillenmektedir. Dereler, göller, yüzey ve yeraltı suları havzaları şirketlerin sınırsız kullanımına bırakılmakta; HES projeleri, madencilik faaliyetleri ve plansız yapılaşma su ekosistemlerini geri dönüşü olmayan biçimde tahrip etmektedir. Bu yaklaşım halkın su hakkını hiçe saymakta, ekolojik yaşamı tahrip etmekte ve gıda güvenliğini tehlikeye atmaktadır.

Su konusunda yaşanan sorunların, yeni bir "Su Kanunu" ile çözüleceğinin iddia edilmesi gerçek sorunları gizlemeye çalışmanın bir aracıdır. Sorunlar, yasal eksiklikten değil, kamunun uygulamadaki yetersizliğinden ve yönetimsel hatalardan kaynaklanmaktadır. Su ile ilgili yaşanan sorunlar, meteorolojik olaylar veya yasal eksiklikler bahane edilerek geçiştirilmemelidir.

Su yönetiminde demokratik kitle örgütlerinin, meslek örgütlerinin, bilim insanlarının ve halkın katılımını esas alan kamusal mekanizmalar oluşturulmalıdır. Su varlıkları üzerindeki tasarrufun şirketlerin değil halkın ortak yararı doğrultusunda belirlenmesi yaşamsal önemdedir.

TMMOB; suya erişimi temel bir yaşam hakkı olarak görür ve tüm canlı yaşamının devamlılığı için su konusunda sağlıklı, adil ve sürdürülebilir çözümlerin kamusal bir anlayışla üretilmesi gerektiğini savunur. Suyun ticarileştirilmesine, özelleştirilmesine ve yağmalanmasına yol açan; bilimi, hukuku ve kamu yararını yok sayan tüm uygulamalara karşı mücadelesini kararlılıkla sürdürür.

29. KAMUCU VE DEMOKRATİK ENERJİ POLİTİKALARININ GELİŞTİRİLMESİ İÇİN MÜCADELE

Enerji; tarımsal üretimden sanayinin çarklarına, ulaşım ağlarından iletişim sistemlerine, konutlarımızın ısınmasından hastanelerimize ve okullarımıza kadar yaşamın her alanının temel girdisi ve can damarıdır. Dolayısıyla enerjiye erişim bir lütuf, piyasa malı ya da siyasal iktidarın dağıttığı bir ayrıcalık değil; evrensel, temel ve vazgeçilmez bir insan hakkıdır. Enerji hakkı; insanca yaşamın, toplumsal kalkınmanın ve kamusal hizmetlerin sürdürülebilmesinin temel koşullarından biridir.

Elektrik, petrol ve doğalgaz hizmetlerinin büyük bir kısmı kamusal hizmet anlayışından çıkarılarak özelleştirmeler yoluyla piyasanın ve özel şirketlerin kontrolüne bırakılmıştır. Buna bağlı olarak enerji üretimi, iletimi ve dağıtımı; konutlar, kentler ve sanayi için yaşamsal altyapı hizmeti olmaktan çıkarılmış, özel şirketlerin kârını esas alan piyasa mekanizmalarına dönüştürülmüştür. Enerji alanında uygulanan özelleştirme politikaları yurttaşların yüksek faturalar, enerji yoksulluğu ve güvencesiz erişim sorunlarıyla karşı karşıya kalmasına neden olmuştur.

Enerji sektörü özel tekellerin kâr egemenliğine teslim edilirken elektrik ve doğalgazdan yararlanmanın günümüz koşullarında vazgeçilmez bir insan hakkı olduğu gerçeği yok sayılmıştır. Enerji politikaları toplumun ihtiyaçlarına göre değil; şirketlerin, dağıtım tekellerinin ve sermaye çevrelerinin çıkarlarına göre belirlenmektedir. Plansız enerji yatırımları, doğa talanı ve fosil yakıt bağımlılığı hem ekolojik yıkımı derinleştirmekte hem de dışa bağımlılığı artırmaktadır.

Enerji politikaları; kamusal planlama, toplumsal yarar, enerji verimliliği, çevresel sürdürülebilirlik ve halkın katılımı esas alınarak oluşturulmalıdır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının doğayı ve yaşam alanlarını tahrip etmeyen, toplum yararını önceleyen kamucu bir anlayışla yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.

TMMOB, enerjiyi bir meta değil temel bir hak olarak savunmaya devam eder. Yurttaşların vazgeçilmez gereksinimlerinin karşılanmasında kamu mülkiyeti, kamusal hizmet ve toplumsal yarar ilkelerini esas alan; planlı, demokratik ve toplumcu bir enerji politikası oluşturulması için mücadeleyi sürdürür.

30. NÜKLEER SANTRAL POLİTİKALARINA VE YARATTIĞI RİSKLERE KARŞI MÜCADELE

Siyasal iktidarın nükleer enerji hevesi, ülkemizi geri dönüşü olmayan bir yıkımın içine doğru çekmektedir. Bugün siyasi iktidar açısından nükleer santral yapma çabası, ülkemizin enerji ihtiyacını karşılamaktan ziyade, her ne pahasına olursa olsun, “nükleer güç” sahibi olma hevesinin ürünüdür. Oysa bu heves ülkemiz açısından büyük felaketlere neden olabilecek riskler taşımaktadır. Ülkemiz, mevcut kurulu güçle bugünkü düzeylerinden çok daha fazla miktarda elektrik üretebilir; değerlendirilmeyi bekleyen zengin yenilebilir enerji kaynaklarına sahiptir.

Gündeme getirilen ve Akkuyu’da yapımı sürdürülen nükleer santralda üretilecek elektrik, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektriğe göre çok pahalıdır. Söz konusu santral mülkiyet, yakıt, enerji, işletme ve teknik eleman açısından da tamamen dışa bağımlıdır. Ayrıca anlaşmayla tanınan radar üssü ve liman tesisleri kurma hakkının doğurabileceği çok ciddi sorunlar göz ardı edilmemelidir. Risk sorunu ve atık problemi henüz çözülmemiştir.

TMMOB, elektrik kullanımını toplumsal yaşamın vazgeçilmez unsurlarından biri olarak niteleyerek, insan hakkı olarak kabul eder; ancak ülkemize hiçbir kamusal yarar sağlamayacağı gibi bağımlılığı daha da artıracak olan, olası bir kazada büyük ve telafi edilemez facialara neden olabilecek projelere karşı yürüttüğü mücadeleyi büyütür.

31. KAMUCU VE BAĞIMSIZ DENİZCİLİK POLİTİKALARI İÇİN MÜCADELE

Dünya ekonomisinde çok büyük bir hacme sahip olan denizcilik sektörü; taşımacılıktan enerjiye, dış ticaretten savunmaya, balıkçılıktan limancılığa kadar birçok alanda ülkelerin ekonomik ve stratejik geleceğini doğrudan belirlemektedir. Türkiye ise jeopolitik konumu, kıyı uzunluğu, limanları ve deniz ticaret yolları üzerindeki konumuna rağmen denizcilik alanındaki potansiyelini kamusal yarar doğrultusunda değerlendirememektedir.

Siyasal iktidarın “Mavi Vatan” söylemine karşın; tersanelerden limanlara, kıyı alanlarından deniz taşımacılığına kadar birçok alanda kamu yararı geri plana itilmekte, denizcilik faaliyetleri özel şirketlerin çıkarları doğrultusunda biçimlendirilmektedir. Liman özelleştirmeleri, kıyıların yapılaşmaya açılması, deniz ekosistemlerinin tahrip edilmesi ve deniz emekçilerinin güvencesiz çalışma koşulları denizcilik alanındaki temel sorunları daha da derinleştirmektedir.

Denizcilik politikalarını oluşturacak, yönetecek ve kurumlar arasında etkin koordinasyon sağlayacak kamusal bir yapılanmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Deniz ulaşımı, limancılık, gemi sanayi, kıyı planlaması, balıkçılık ve deniz çevresinin korunması birbirinden kopuk değil; bütünlüklü bir kamusal planlama anlayışıyla ele alınmalıdır. Denizlerin ve kıyı alanlarının korunması, ekolojik dengenin gözetilmesi ve deniz kaynaklarının sürdürülebilir biçimde kullanılması yaşamsal önemdedir.

TMMOB; denizcilik sektörünün stratejik önemi ve ülke ekonomisine katkıları göz önünde bulundurularak stratejik sektör ilan edilmesi için girişimlerde bulunur. Denizcilik alanında kamusal planlamayı, bağımsızlığı, bilimsel yaklaşımı ve toplum yararını esas alan politikaların geliştirilmesi için mücadeleyi sürdürür.

32. İLETİŞİM ÖZGÜRLÜĞÜNÜN, DİJİTAL HAKLARIN GÜÇLENDİRİLMESİ VE SANSÜRE KARŞI MÜCADELE

Günümüz Türkiye’sinde siyasal iktidar, toplumsal muhalefeti susturmak ve etkisizleştirmek amacıyla başta yargı olmak üzere her türlü baskı aracını kullanmakta; art arda sansür niteliğinde yasal düzenlemeleri yürürlüğe koymaktadır. “Dijital mecralarda dezenformasyonu önleme”, “yalan terörüyle mücadele” ve “dijital platformlarda algoritmaların şeffaflığı” gibi gerekçelerle çıkarılan düzenlemeler; internet yayınlarının engellenmesine, binlerce içeriğin kaldırılmasına, sosyal medya paylaşımlarının ise soruşturma, gözaltı ve tutuklamalarla cezalandırılmasına yol açmaktadır. İletişim alanı giderek daha fazla denetim altına alınmakta; dijital mecralar siyasal iktidarın kontrol mekanizmalarının parçası haline getirilmek istenmektedir.

Radyo ve televizyon kanallarının RTÜK, gazetelerin Basın İlan Kurumu, internet sitelerinin ise BTK aracılığıyla baskı altında tutulmasıyla yetinmeyen siyasal iktidar; “Dezenformasyonla Mücadele Merkezi” gibi yapılar üzerinden resmi söylem dışında kalan bilgi ve haber akışını denetim altına almaya çalışmaktadır. Gazeteciler, yurttaş haberciler, akademisyenler ve demokratik kamuoyu oluşturmaya çalışan toplumsal kesimler baskı ve cezalandırma politikalarıyla susturulmak istenmektedir.

Riskleri yönetemeyen anlayış, çözümü yasaklama ve denetimde aramaktadır. Oysa sorun teknolojinin kendisinde değil; kullanım biçiminde, kamusal denetim eksikliğinde ve demokratik hakların ihlal edilmesindedir. Toplumun tamamını dijital gözetim ve sansür altında tutmaya yönelik uygulamalar; bireysel ve ortak yaratıcılığı, bilimsel bilgi üretimini, eleştirel düşünceyi ve kamusal tartışma ortamını zayıflatmaktadır. Dijital gözetim mekanizmaları yurttaşların ifade özgürlüğünü baskı altına almakta, toplumda korku ve otosansür ortamı yaratmaktadır. Yasakçı politikalar, toplumu dijital çağın olanaklarından eşit ve özgür biçimde yararlanma hakkından mahrum bırakmaktadır.

TMMOB; demokrasilerde “beşinci güç” olarak tanımlanan yurttaş gazeteciliğinin engellenmesine, basın-yayın kuruluşlarının baskı altına alınmasına ve bilimsel bilgiyi kamusal sorumlulukla üreten aydınların susturulmasına karşı çıkar. Toplumsal istemleri ve itirazları ifade etme, bilgiyi üretme, paylaşma ve bilgiye erişim özgürlüğünü temel demokratik haklar olarak savunur. İletişim, haber alma, ifade ve basın özgürlüğünü yalnızca anayasal bir hak değil; aynı zamanda halkın demokratik katılımının vazgeçilmez koşulu olarak görür. Bu doğrultuda emek ve meslek örgütleriyle dayanışmayı büyüterek mücadeleyi sürdürür.

33. BİLİMSEL VE KAMUCU TEKNOLOJİ POLİTİKALARI İÇİN MÜCADELE

Teknoloji, tarih boyunca insanlığın en büyük itici güçlerinden biri olmuştur. Günümüzde ise insanlık tarihinin en hızlı teknolojik dönüşümlerine tanıklık edilmektedir. Yapay zekâ, kuantum hesaplama, gen düzenleme, otonom sistemler, sürdürülebilir malzeme ve geri dönüşüm teknolojileri yalnızca endüstriyel üretimi değil, toplumsal yaşamın bütün alanlarını yeniden şekillendirmektedir. İletişimden haberleşmeye, ulaşımdan lojistiğe, sanayiye, enerjiye, tarımsal üretime ve kent planlamasına kadar birçok alan yeni teknolojik gelişmeler doğrultusunda dönüşmektedir. Ancak teknoloji alanındaki bu dönüşüm, kamusal yararı önceleyen planlı politikalar yerine sermaye çıkarları doğrultusunda şekillendiğinde eşitsizlikleri, bağımlılık ilişkilerini ve emek sömürüsünü daha da derinleştirmektedir. Ülkemizde ise teknoloji politikaları uzun vadeli kalkınma hedeflerinden uzak, bilimsel planlamadan yoksun ve günlük siyasal tercihler doğrultusunda yürütülmektedir.

Her teknolojik gelişme; o teknolojiyi üreten ve denetleyen ülkelerle teknolojiye bağımlı hale getirilen ülkeler arasındaki sömürü ilişkilerini yeniden üretmektedir. Gelişmiş ülkelerin teknoloji alanındaki hegemonik üstünlüğü; gelişmekte olan ülkelerin sanayilerini zayıflatmakta, dışa bağımlılığı artırmakta ve nitelikli emek gücünü merkez ülkelere çekmektedir. Veri güvenliğinden yapay zekâ altyapılarına, dijital platformlardan savunma teknolojilerine kadar birçok stratejik alan küresel şirketlerin ve emperyalist merkezlerin denetimi altına alınmaktadır. Teknolojik bağımlılık yalnızca ekonomik değil; siyasal, kültürel ve toplumsal bağımlılık ilişkilerini de derinleştirmektedir.

Bilimsel bilgi üretiminin piyasaya bağımlı hale getirilmesi, üniversitelerin ve araştırma kurumlarının kamusal niteliğinin zayıflatılması, teknoloji alanındaki nitelikli insan gücünün güvencesiz çalışma koşullarıyla karşı karşıya bırakılması ülkemizin bilimsel gelişimini olumsuz etkilemektedir. Bilim ve teknoloji politikalarının toplum yararı yerine şirketlerin kısa vadeli kâr hedeflerine göre şekillendirilmesi; doğa tahribatını, emek sömürüsünü ve eşitsizlikleri artırmaktadır.

TMMOB; bilginin, tekniğin ve teknolojinin toplumsal niteliğinin göz önünde bulundurularak doğa ve halkın ortak yararı doğrultusunda kullanılması gerektiğini savunur. Teknolojik gelişmenin; özgürlükçü, eşitlikçi, kamucu ve demokratik bir toplumsal yaşamın hizmetinde olması gerektiğini kabul eder. Teknolojiyi yalnızca ekonomik büyümenin değil; toplumsal kalkınmanın, kamusal refahın, ekolojik yaşamın ve halkın ortak geleceğinin bir parçası olarak görür.

Sanayi ve mühendislik altyapısının güçlendirilmesi; Ar-Ge ve Ür-Ge faaliyetlerinin, inovasyonun, bilimsel üretimin ve yüksek teknolojiye dayalı kamusal yatırımların desteklenmesi için mücadele eder. Bilimsel araştırmaların kamusal kaynaklarla desteklendiği, üniversite-sanayi ilişkilerinin toplum yararı temelinde kurulduğu, teknolojik bağımsızlığı hedefleyen planlı bir kalkınma anlayışını savunur.

TEMEL İLKELERİMİZ ve ÇALIŞMA ANLAYIŞIMIZ

TMMOB ve bağlı Odaları,

Mesleki demokratik kitle örgütüdür.  Demokrat ve yurtsever karakterdedir. Emekten ve halktan yanadır. Antiemperyalisttir. Yeni Dünya Düzeni teorilerinin, ırkçılığın ve gericiliğin karşısındadır.  Siyasetin dar anlamını aşar, yaşamın her olayını siyasetle ilişkili görür. Barıştan yanadır. İnsan hakları ihlallerine karşıdır, insanlık onurunun korunmasından yanadır. Örgütsel bağımsızlığını her koşulda korur, gücünü sadece üyesinden ve bilimsel çalışmalardan alır. Meslek ve meslektaş sorunlarının, ülkenin ve halkın sorunlarından ayrılamayacağını kabul eder. Politikanın oluşturulmasında ve uygulanmasında demokratik merkeziyetçi yöntemleri uygular.  Karar alma süreçlerinde demokratik ve katılımcıdır. Bağlı Odalarıyla birlikte mühendis, mimar ve şehir plancılarının meslek alanlarını düzenler, üyesinin ve halkın çıkarlarını korur. Sanayileşme ve demokratikleşme alanlarında durum tespitleri yapar, politikalar ve çözüm önerileri üretir.  Ülkenin demokratikleşmesi için çaba sarf eder. Kamuoyu oluşturmaya yönelik çalışmalar içinde tartışmasız yer alır. Demokratik kitle örgütleri ve sivil toplum örgütleriyle ilkeli ve demokratik iş birliği içerisindedir.

TMMOB ve bağlı Odaları,

Toplumdan soyutlanmış seçkin mühendis, mimar ve şehir plancılarının örgütü değil aksine toplumun içinde yer alan, onun bir parçası olarak toplumla etkileşim içinde bulunan,

Temsili demokrasi alanının daraltılması ve biçimsel uygulamalar yerine birlikte düşünme, birlikte üretme ve birlikte yönetme mekanizmalarını güçlendirici çabalara yönelen,

Rant gruplarının otoriter, sınanamayan, hesap vermeyen yönetimlerinin aksine örgüt içi demokrasisi güçlendirilmiş, seçim dışında da katılım mekanizmalarını yaşama geçiren,

Profesyonellerin ve uzmanların örgütü anlayışını reddeden, aksine kitle örgütü niteliğiyle organlarına dayalı çalışmayı yürüten,

Siyaset dışı kalma anlayışlarının tam tersine her koşulda ve her zaman siyaset yapan, siyasetin dar tanımını aşan anlayışları yapıya egemen kılan,

Üye ile ilişkilerini, devlet ve egemen kesimlerle olan ilişkilerinin önüne koyan, Resmi otoriteyle her türlü diyaloga ve iş birliğine açık ama iş birlikçi yaklaşımların dışında kalan,

Örgüt işlevinin deforme edilmesi anlamındaki hizmet üretimini reddeden aksine üyelerinin hizmetlerinin niteliğini yükseltecek düzenlemeler yapan, norm ve standartları oluşturan ve tüm bu hizmetleri gelişimini sağlayacak şekilde denetleyen,

Egemen kesimle ve egemen kesim söylemleriyle ters düşmeme anlayışlarını reddeden aksine üyesinin söz ve kararlarda yetki sahibi olmasını önceleyen,

Kamu hiyerarşisi içinde yer edinme ve örgüt etkinliklerini buna bağlama anlayışlarının yerine örgütün kamuoyu önünde saygın yerini korumayı ve geliştirmeyi hedefleyen,

Örgüt etkinliklerini kendi iç dinamikleri ve kendi kararlarıyla belirleyen,

Meslek örgütü kavramını, demokratik kitle örgütü özelliğinin önüne çıkararak meslekçi eğilimleri güçlendiren anlayışların aksine mesleki-demokratik kitle örgütü anlayışlarını yaşama geçiren,

Her türlü yapılanma ve örgütle olan ilişkisinde, anlamsız hiyerarşik eşitlik anlayışları yerine ilişkilerinde bu yapıların toplum içindeki işlevselliklerini ölçü olarak alan,

Hiçbir üyesinin sorununu dışlamayan ancak üyesinin büyük çoğunluğunu oluşturan ücretli çalışan mühendis, mimarlar ve şehir plancılarının konumları gereği ücretli çalışan kesimlerle ve onların örgütleriyle ilişkilerini güçlü hale getiren,

Örgütün uluslararası ilişkilerini güçlendiren, Dünyayı, ülkeyi ve yaşamı tanıyan, anlayan ve ona göre politikalar üreterek yaşama geçiren bir çalışma anlayışı içerisindedir.

ETKİNLİKLER

Gerçekleştirilecek etkinliklerin düzenleme kurulları ilgili Oda yöneticilerinden ve TMMOB Yönetim Kurulu üyelerinden oluşturulacaktır. Düzenleme kurulunda yer alan Yönetim Kurulu üyesi, TMMOB Yönetim Kuruluna karşı sorumluluk üstlenecektir. Sekretaryası Odalara verilen etkinlikler, "TMMOB Adına Sekretaryası Odalar Tarafından Yürütülen Kongre, Kurultay ve Sempozyum Düzenleme Yönetmeliği" çerçevesinde yürütülecektir. Her etkinliğin sonucunda ortaya konulacak Sonuç Bildirisi, kamuoyu bilgisine sunulacaktır. Dönem içerisinde gerekli görüldüğü durumlarda başkaca etkinliklerin yapılması da gündeme alınabilecektir.

Bu dönem yapılması planlanan etkinlikler:

  • 11 Temmuz Teoman Öztürk’ü Anma Etkinlikleri
  • 6 Şubat Kahramanmaraş Depremleri Anma Etkinlikleri
  • 17 Ağustos Marmara Depremi Anma Etkinlikleri
  • 10 Ekim Ankara Katliamı Anma Etkinlikleri
  • 19 Eylül Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları Dayanışma Günü
  • 18-21 Ekim Mühendislik-Mimarlık Haftası
  • 3 Mart İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü
  • Kent Sempozyumları (İKK’lar aracılığıyla)
  • TMMOB Enerji Sempozyumu (Sekretarya: Elektrik Mühendisleri Odası)
  • TMMOB Sanayi Kongresi (Sekretarya: Makina Mühendisleri Odası)
  • TMMOB Coğrafi Bilgi Sistemleri Kongresi (Sekretarya: Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası)
  • TMMOB Dünya Gıda Günü Sempozyumu (Düzenleme: Gıda Mühendisleri Odası, Kimya Mühendisleri Odası ve Ziraat Mühendisleri Odası)
  • TMMOB Geleceğin Teknolojileri ve Teknoloji Politikaları Sempozyumu (Kapitalizminden Teknofeodalizme: Dijital Çağda Güç, Özgürlük ve Toplum içeriği üzerinden çalışmaların planlanması önerilmektedir.) (Düzenleme: Elektrik Mühendisleri Odası ve Bilgisayar Mühendisleri Odası)
  • TMMOB Doğal Kaynaklar Sempozyumu (Düzenleme: Maden Mühendisleri Odası ve Jeoloji Mühendisleri Odası)
  • TMMOB Kadın Kurultayı (Düzenleme: TMMOB Kadın Çalışma Grubu)
  • TMMOB Kadın Sempozyumu (Düzenleme: TMMOB Kadın Çalışma Grubu)
  • Yanlış Yatırımlar ve Toplumsal Etkileri Sempozyumu (Düzenleme: TMMOB Yönetim Kurulu)
  • TMMOB Demokrasi Kurultayı (Düzenleme: TMMOB Yönetim Kurulu)
  • TMMOB Kooperatifçilik Sempozyumu (Düzenleme: Gıda Mühendisleri Odası ve Ziraat Mühendisleri Odası)
  • Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eğitimi (Düzenleme: TMMOB Yönetim Kurulu, Katılım: TMMOB ve Oda Yöneticileri)
  • Kamu Yönetimi Bütçesi Semineri (Düzenleme: TMMOB Yönetim Kurulu, Katılım: TMMOB ve Oda Yöneticileri)

ÇALIŞMA GRUPLARI

Önceki dönemlerde kurulan çalışma gruplarından devam edecek olanlarla birlikte TMMOB 49. Olağan Genel Kurulunda kurulmasına karar alınan yeni çalışma grupları oluşturulacak ayrıca güncel gelişmeler doğrultusunda gerek duyulan konulara ilişkin yeni çalışma grupları da dönem içerisinde oluşturulabilecektir.

Çalışma gruplarının oluşumunda konuyla ilgili Odaların temsilcileri, Odalarınca bir asıl bir yedek üye şeklinde belirlenecektir.

Toplantılara katılamayan asıl üyelerin yerine yedek üyelerin katılımı Odalarınca sağlanacaktır. Odalarca önerilecek çalışma grubu üyelerinin daha önce TMMOB ve/veya Oda organlarında görev almış olmaları zorunludur. Ataması yapılan Çalışma grubu üyeleri, yapacağı ilk toplantıda kendi arasından çalışma grubuna bir başkan, bir başkan vekili ve bir raportör seçerek çalışmalarını sürdürecektir. Çalışma gruplarına TMMOB Yönetim Kurulu üyeleri katılacaktır. Her çalışma grubu öncelikle çalışma programını TMMOB Yönetim Kurulu onayına sunacaktır. Çalışma gruplarının sekreterlik hizmetleri, TMMOB Genel Sekreterliği tarafından yürütülecektir.

  • Çalışma İzinleri İzleme Komisyonu:

TMMOB Yabancı Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılarının Çalışma İzni ve Geçici Üyelik Müracaatlarının Değerlendirilmesinde Yapılacak İş ve İşlemler ile Değerlendirmede Usul Esas ve Koşulları Hakkında Yönetmelik gereği yapılacak çalışmaların yürütülmesi. (Yönetmelik gereği ve yönetmelikte belirlenen şekliyle oluşturulacaktır.)

  • İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Çalışma Grubu:

İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda TMMOB politikalarının belirlenmesi/geliştirilmesi, bu alanda hazırlanan kanun, tüzük, yönetmeliklerin takip edilmesi, görüş ve öneri oluşturulması, işçi sağlığı ve iş güvenliğine yönelik eğitim programlarının hazırlanması, uygulamaya konulması, Eğitim ve Risk Belirleme Komisyonlarına katılacak TMMOB temsilcisinin yönlendirilmesine yönelik çalışmaların yapılması, iş güvenliği uzmanlarının gerek mevzuattan gerek çalışma yaşamındaki kuralsızlık, esneklik ve güvencesizlik kaynaklı hızla büyüyen sorunlarına ilişkin çalışma yapılması. (Oda temsilcilerinden oluşturulacaktır.)

  • Gıda Politikaları ve Gıda Egemenliği Komisyonu:

Gıda politikaları ve gıda egemenliği konusunda güncel gelişmelere bağlı görüş oluşturulması, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu ve bu kanuna bağlı olarak çıkarılacak yönetmelikler üzerine çalışma yapılması, gıda güvenliği anlayışının yerleştirilmesi, bilimselliğin sağlanması, mevcut aksayan denetim ve üretim sisteminde konuyla ilgili eğitim almış mühendislerin katkılarının artırılması, konuyla ilgili olarak Odalar arası iş birliğinin geliştirilmesi, TMMOB Dünya Gıda Günü Sempozyumu ve TMMOB Kooperatifçilik Sempozyumu’nun düzenlenmesi konusunda ilgili odalarla birlikte çalışma yürütmek, sempozyumların sonuçlarını takip ederek görüş/rapor oluşturulması hedeflenmektedir. (Gıda Mühendisleri Odasının, Kimya Mühendisleri Odasının ve Ziraat Mühendisleri Odasının temsilcilerinden oluşturulacaktır.)

  • LPG Çalışma Grubu:

5307 sayılı LPG Piyasası Kanunu’na göre LPG piyasasında görev yapan personele verilecek ülke genelindeki eğitim ve uygulamalarda birlikteliğin sağlanması ve yaşanacak sorunların hızlıca çözülebilmesi. (Çevre Mühendisleri Odasının, Kimya Mühendisleri Odasının, Makina Mühendisleri Odasının ve Petrol Mühendisleri Odasının temsilcilerinden ve katılmak isteyen Odaların temsilcilerinden oluşturulacaktır.)

  • Bilirkişilik Çalışma Grubu:

Üyelerimizce yapılan bilirkişiliklerin geliştirilmesi ve 5 Mayıs 2005 tarihli ve 25806 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren TMMOB Bilirkişilik Yönetmeliği üzerine çalışma yapılması. (Oda temsilcilerinden oluşturulacaktır.)

  • Kadın Çalışma Grubu:

Kadına cinsiyetinden kaynaklı olarak uygulanan her türlü olumsuz davranış ve politikalara karşı mücadele yöntemlerini tanımlama ve görüş oluşturma, Kadın Sempozyumu ve Kadın Kurultayı düzenlenmesi. (Oda temsilcilerinden oluşturulacaktır.)

  • Yapı Denetimi Çalışma Grubu:

Yapı denetimi ile ilgili yasa ve yönetmelikler ve uygulamalarının geliştirilmesiyle ilgili çalışma yapılması, konu ile ilgili TMMOB görüşlerinin oluşturulması/geliştirilmesi, yapı denetimi kuruluşlarının TMMOB mesleki denetimine tabi olmalarının mekanizmalarının oluşturulmasına yönelik çalışmalar yapılması. (İlgili Oda temsilcilerinden oluşturulacaktır.)

  • Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılarının Özlük Hakları ve Emek Mücadelesinin Geliştirilmesi Çalışma Grubu

Kamuda çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarının sorunları ve çözüm önerileri konusunda taleplerin oluşturulması, rapor, açıklama metin taslakları hazırlanması, yürütülecek çalışmaların programının hazırlanması,

TMMOB’nin ücretli çalışan ve işsiz üyelerinin sorunlarını araştırmak, ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarının hak kayıplarına yönelik yapılacak çalışmalar konusunda program hazırlanması,

Emekli mühendis, mimar ve şehir plancılarının sorunları ve çözüm önerileri konusunda rapor, açıklama metin taslakları gibi belgeler ile yapılacak çalışmalar konusunda program hazırlanması hedeflenmektedir.

Yapılacak çalışmalarda ihtiyaç halinde çalışma grubuna bağlı alt komisyonlar oluşturularak da çalışmalar yürütülecektir.

(Oda temsilcilerinden (Kamu Çalışanı,  Ücretli-İşsiz ve Emekli meslektaşlarımızın bildirilmesiyle) oluşturulacaktır.)

  • Enerji Çalışma Grubu:

Enerji kaynakları, enerjinin temini, kullanımı, özelleştirme süreçleri, yasal süreçleri ve mevzuatı konularında her türlü çalışmanın yapılması, belge ve bilgilerin toplanması ve yayımlanması, “TMMOB Enerji Raporu”nun hazırlanması, konu ile ilgili merkezi ve bölgesel toplantıların düzenlenmesi, panel/seminer/açık oturum/konferans vb. etkinliklerinin düzenlenmesi. (Oda temsilcilerinden oluşturulacaktır.)

  • Teoman Öztürk Sosyal Tesisi Komisyonu:

TMMOB Yürütme Kurulundan bir üyenin başkanlığında, TMMOB Genel Sekreteri ve komisyonda yer almak isteyen Odaların Oda Yönetim Kurullarından birer üyeden oluşturulacaktır.

  • Nükleer Güç Santralı İzleme Komisyonu:

Türkiye’de yapılmak istenen nükleer güç santrallarının enerji alanındaki sonuçları ile ekolojik ve siyasi sonuçlarının izlenerek TMMOB görüşü ve raporlarının oluşturulması, ilgili mevzuata yönelik görüş oluşturulması, (TMMOB Yönetim Kurulu tarafından oluşturulacaktır).

  • Kanal İstanbul Çalışma Grubu: 

Kanal İstanbul Projesinin her adımında yarattığı etkilerin incelenmesi, konu hakkında TMMOB görüşü ve raporların oluşturulması, yürütülen dava süreçleri için teknik dosyaların hazırlanması. (Oda temsilcilerinden oluşturulacaktır.)

  • Mühendislik, Mimarlık ve Şehir Planlama Eğitimi Çalışma Grubu:

Mühendislik, mimarlık ve şehir planlama eğitimi ve staj sorunlarını inceleyerek TMMOB görüşü, rapor, değerlendirmeler hazırlanması ve konuyla ilgili etkinliklerin düzenlenmesi. TMMOB’nin ve bağlı Odalarının meslek içi eğitime yaklaşımlarını, eşgüdümlerini ve meslek içi eğitim programlarını geliştirilmesi, Meslek İçi Öğrenme Merkezlerinin, Odaların ortak altyapı kullanmasını da gözeterek yaygınlaştırılması, Yükseköğretim Kurulu’nun ve Mesleki Yeterlilik Kurumu’nun meslek alanlarımızı etkileyecek mevzuat değişikliklerini takip ederek görüş oluşturulması hedeflenmektedir. (Oda temsilcilerinden oluşturulacaktır.)

  • Veri Politikaları ve Yapay Zekâ Çalışma Grubu:

Yapay zekâ ve etrafında kümelenen büyük veri, bulut bilişim, nesnelerin interneti, robotik gibi kavramlar birçok uygulamalı bilimin ve mesleki disiplinlerimizin çalışma biçimini dönüştürmektedir.

Sektörlerin üretken yapay zekâya dayalı uygulamaların gelişimine uyum sağlaması, yapay zekânın etik ilkelere uygun ve toplum yararına kullanımı ve mesleklerimize-meslek alanlarımıza etkisi, yaşanan bu değişimin tekno-politik bağlamında incelenmesi,

Dijital haklar, kişisel verilerin korunması, açık veri ve yapay zekâ uygulamalarının kamusal veri kullanımı konularında inceleme ve değerlendirmeler yapılarak politika önerileri sunulması, ilgili mevzuat ve uygulamaları takip edilerek rapor, görüş ve rehber dokümanlar hazırlanması,

Mekânsal bilgi ve mekânsal bilişim araçlarını kullanarak yapılan tüm çok disiplinli çalışmaların ve bilimsel bilginin paylaşımı, mekânsal veri/bilgi bütünleştirme altyapısının tanımlanması, dinamik tutulması ve açık veri politikasına yönelik görüş oluşturması, veri kullanımının kamu yararı, şeffaflık, hesap verebilirlik ve etik ilkeler doğrultusunda yürütülmesine katkı sağlayacak çalışmalar gerçekleştirilmesi,

Yapay zekâ temel kavramları, uygulama ve araçlarının tasarımı, üretimi, kullanımı ve ilgili teknolojilerin geleceği konularını kapsayacak “Yapay Zekâ Okuryazarlığı Semineri” etkinliği ve Dijital haklar ve veri, dijital teknolojilerin bilinçli kullanımı, etik, güvenli içerik, veri oluşturma ve paylaşımı konularını kapsayacak “Sosyal Medya Okuryazarlığı Eğitimi” düzenlenmesi,

TMMOB Geleceğin Teknolojileri ve Teknoloji Politikaları Sempozyumu’nun düzenlenmesi konusunda ilgili odalarla birlikte çalışma yürütmek, Sempozyumların sonuçlarının takip edilmesi hedeflenmektedir.

İlgili tüm etkinlikler sonucu TMMOB görüşü ve rapor hazırlanması için çalışma yapmayı gündemine alacaktır. (Oda temsilcilerinden oluşturulacaktır.)

  • Afet, Ekokırım, Kent ve Çevre Suçlarına Karşı Mücadele ve Hukuksal Etkilerini Takip Çalışma Grubu:

Türkiye’nin bir afet ülkesi olmasından hareketle afet/afet yönetimi alanlarına ilişkin TMMOB görüşü oluşturulması, meslektaşlarımızın afet süreçlerindeki mesleki, teknik ve hukuksal sorunlarına çözüm üretilmesi, kentleşme politikalarına dair mevzuat çalışmalarının incelenmesi ve afetler sonrası oluşan hukuksal sorunların tespiti üzerine görüş oluşturulması,

Türkiye coğrafyasında uygulamaya konulan sömürge madencilik faaliyetleri, büyük ulaşım ve altyapı projeleri, kimya-metalürjik tesisler, HES, RES, nükleer enerji santralları, baraj, termik santral, çimento tesisleri, atık yakma tesisleri, enerji tesisleri gibi projelerden ve dere yataklarına, kıyı alanlarına, ormanlara müdahale gibi projelerden kaynaklı olası çevre sorunlarının tespiti, kentlerin bütününü ilgilendiren ve uygulanması durumunda geri dönülmesi mümkün olmayan büyük ölçekli projeler gibi kent suçlarına yönelik yürütülecek olan mücadeleler ve toplumun ilgili konulara dair bilgilendirilmesi,

İklimle mücadele adı altında ticari bir faaliyet olarak yürütülen COP31 politikalarına karşı kamuoyunu bilgilendirme çalışmalarının yapılması, “Alternatif Ekoloji ve Çevre Programı” üzerine panel/söyleşi gibi etkinlikler düzenlenmesi,

İlgili bu konular kapsamında raporların (“TMMOB Afet Risk Azaltma ve Dirençli Yerleşmeler Raporu” – “TMMOB İklim Değişimi, Su güvenliği ve Ekolojik Dönüşüm Raporu”) ve çalışmaların hazırlanması, olası dava süreçleri için teknik dosyaların hazırlanması konusunda katkı sunulması hedeflenmektedir. (Oda temsilcilerinden oluşturulacaktır.)

  • TMMOB Serbest Müşavirlik Mühendislik ve Mimarlık Hizmetleri ve Büro Tescil Belgesi Yönetmeliği Çalışma Grubu

TMMOB Serbest Müşavirlik Mühendislik ve Mimarlık Hizmetleri ve Büro Tescil Belgesi Yönetmeliği üzerinde güncel mevzuatlarla ve çalışma alanlarıyla uyum sağlanması amacıyla çalışma yürütülmesi hedeflemektedir. (Oda Sekreterlerinden oluşacaktır.)

  • TMMOB Üye Hukuk Destek ve Danışmanlık Birimi

TMMOB’ye bağlı odaların üyesi olan mühendis, mimar ve şehir plancılarının mesleki faaliyetleri, çalışma yaşamı, özlük hakları, mesleki sorumlulukları ve hak kayıpları nedeniyle karşılaştıkları hukuki sorunlarda bilgilendirme, yönlendirme ve destek alabilecekleri, ilgili oda hukuk birimleriyle koordinasyon sağlayabilecek birimdir. (TMMOB ve Oda Hukuk Danışmanlarından oluşacaktır.)

TMMOB-ODALAR VE ÜYE İLİŞKİLERİN GELİŞTİRİLMESİ:

TMMOB Yönetim Kurulu, bağlı odalarımızın yönetim kurullarıyla bir araya gelerek gündemdeki sorunlar değerlendirilecek, ortak çalışma kültürünün geliştirilmesi konusuna özel önem verilecektir. TMMOB ve Odalarımız ile üyelerin ortak sorunların çözümü konusunda dönem içerisinde özel çaba gösterilecektir. Üyelerimizin özlük haklarının geliştirilmesi ile toplumsal saygınlığının yükseltilmesi konularıyla TMMOB’nin altyapı, personel vb gibi kurumsal kapasitesinin geliştirilmesi konusunda çalışmalar yürütülecektir.

ÖRGÜT İÇİ TOPLANTILAR:

TMMOB Danışma Kurulu: TMMOB Genel Kurulundan sonraki en önemli Birlik Organı olarak düşünülen Danışma Kurulu toplantıları yılda iki kez gerçekleştirilecektir.

TMMOB Yönetim Kurulu ile İKK Sekreterleri: Her İKK ile dönem içerisinde en az bir kere bir araya gelinecektir.

TMMOB Yönetim Kurulu ile Odaların Yönetim Kurulu Başkanları: TMMOB Yönetim Kurulu ile Odalarımızın Yönetim Kurulu Başkanları gerekli durumlarda toplanacaktır. Birlikte üretme, birlikte karar alma, birlikte yönetme ilkesinin yaşama geçirilmesinde önemli bir araç olduğu bilinen bu toplantıların bilgilendirme ve değerlendirme dışındaki gündemi, katılımcılarla birlikte belirlenecektir.

TMMOB Genel Sekreteri ile Oda Yazman (Sekreter) Üyeleri: Olağanüstü veya gereklilik durumları dışında dönem içerisinde iki kez toplanması sağlanacaktır.

TMMOB Saymanı ile Oda Saymanları: Olağanüstü veya gereklilik durumları dışında dönem içerisinde iki kez toplanması sağlanacaktır.

TMMOB Denetleme Kurulu ile Oda Denetleme Kurulu Üyeleri: Dönem içerisinde TMMOB Denetleme Kurulu ile Oda Denetleme Kurulları Üyeleri ortak toplantısı yapılacaktır.

TMMOB Yüksek Onur Kurulu ile Oda Onur Kurulları Üyeleri: Dönem içerisinde TMMOB Yüksek Onur Kurulu ile Oda Onur Kurulları Üyeleri ortak toplantısı yapılacaktır.

TEMSİL EDİLECEĞİMİZ PLATFORMLAR VE KURULUŞLAR:

  • Dünya Mühendislik Örgütleri Federasyonu (WFEO)
  • Güneydoğu Avrupa Ülkeleri Mühendislik Birlikleri Organizasyonu (COPISEE)
  • Tüketici Konseyi
  • Türk Patent ve Marka Kurumu
  • Türk Akreditasyon Kurumu (TÜRKAK)
  • Türk Loydu
  • Türk Tasarım Danışma Konseyi
  • Kalite ve Çevre Kurulu
  • Mesleki Yeterlilik Kurumu Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi İstişare Meclisi
  • Bilirkişilik Danışma Kurulu
  • Mühendislik Eğitim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (MÜDEK), Mühendislik Eğitim Programları Akreditasyon Kurulu (MAK) 
  • Sosyal Güvenlik Kurumu Yüksek Danışma Kurulu

MALİ DURUM:

Öngörülen çalışmaların yapılabilmesi için gerekli ve yeterli olan bütçe, TMMOB 49. Olağan Genel Kurulunda kabul edilmiştir. Odalarımızın bu bütçenin gerçekleşmesi konusunda gereken önemi göstereceklerini biliyoruz.

* Bu çalışma programı, çerçeve metin niteliği taşımaktadır. Dönem içerisinde ülke gündemi ve mesleki-toplumsal gereksinimler doğrultusunda güncellenip geliştirilerek faaliyete geçirilecektir.