2. İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİ KURULTAYI/13-14 Aralık 2025/ANKARA
Değerli Meslektaşlarım,
Saygıdeğer Hocalarım,
Kurultayımızın Kıymetli Katılımcıları,
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Yönetim Kurulu ve şahsım adına hepinizi sevgi ve dostlukla selamlıyorum.
İnşaat mühendisliği mesleğinin içinde bulunduğu durumun, yaşanılan derin sorunların tartışılacağı ve bunlara dair somut, kamucu çözüm önerilerinin geliştireceği bu anlamlı kurultayda sizlerle birlikte olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.
Bu toplantıyı, sadece bir meslek grubunun iç hesaplaşması değil, ülkemizin geleceğine, kentlerimize, yapılı çevrimize ve nihayetinde halkımızın can ve mal güvenliğine dair tarihi bir sorumluluğu yerine getirme çabası olarak görüyorum.
Bu anlamlı etkinliğe katkı sunan, emek veren tüm örgüt yöneticilerimizi, çalışanlarımızı ve meslektaşlarımı yürekten kutluyorum.
Değerli Arkadaşlar,
Bildiğiniz gibi, benzer bir kolektif değerlendirme sürecini TMMOB olarak biz de geçtiğimiz ekim ayında tamamladık.
“Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılarının Güncel Sorunları ve Çözüm Önerileri” başlığı altında, 29 ilde düzenlediğimiz yerel kurultaylarda, farklı disiplinlerden binlerce meslektaşımızla buluştuk. Onların sesini, kaygısını, önerisini dinledik.
Ardından Ankara’da gerçekleştirdiğimiz merkezi kurultayda, bu birikimi ortaklaştırarak, mesleğimizin kamusal niteliğine, bilimsel temeline ve toplumsal sorumluluğuna dair güçlü bir irade ortaya koyduk.
Bugün burada, İnşaat Mühendisleri Odası’nın düzenlediği bu kurultay, o büyük buluşmanın doğal ve çok önemli bir uzantısı, inşaat mühendisliği disiplininin kendi özgünlüğü içinde daha derinlemesine bir eleştiri, özeleştiri ve çözüm arayışıdır.
Bu tartışmaların, yalnızca İMO için değil, tüm TMMOB camiası için de son derece değerli sonuçlar üreteceğine yürekten inanıyorum.
Ancak, bu umut ve kararlılık dolu buluşmayı, mesleğimiz ve ülkemiz adına tarihi bir kırılmanın, derin bir yıkımın eşiğinde gerçekleştiriyoruz.
Konuşmamın temel tezini en baştan ifade etmek isterim: İnşaat mühendisliğinde ve genel olarak tüm mühendislik-mimarlık hizmetlerinde yaşadığımız kriz, teknik veya idari bir kriz değildir. Bu kriz, seksenli yıllardan itibaren sistematik olarak uygulanan siyasi ve iktisadi tercihlerin, doğrudan bir sonucu ve yansımasıdır.
2002 sonrasında hız kazanan ve bugün ülkeyi uçurumun kenarına sürükleyen bu sürecin ana dinamiği, her şeyin metalaştırıldığı, piyasalaştırıldığı neoliberal ekonomik modeldir.
Devletin sosyal sorumluluklarından arındırılmasını, ekonomik alandan çekilmesini, kamusal varlık ve yatırımların özelleştirilmesini, üreticileri korumaya yönelik uygulamaların terk edilmesini, ücretli kesimlerin düşük maaş ve kötü çalışma koşulları altında çalıştırılmasını, uluslararası sermaye hareketleri önündeki tüm engellerin kaldırılmasını kamusal hizmetlerin ticarileştirilmesini hedefleyen bu politika ve uygulamalar meslek alanlarımızda yaşanan sorunların da ana kaynağıdır.
Özelleştirmeye, piyasalaştırılmaya ve kuralsızlaştırmaya dayalı bu politika ve uygulamalarla, biz teknik elemanların varlık nedeni olan kamu mülkiyetindeki sanayi tesisleri, enerji santralleri, petrokimya ve demir-çelik tesisleri, tarımsal üretime dayalı kuruluşlarımız haraç mezat elden çıkarılarak bütün bu alanlarda ithalata, fason üretime, taşeronlaşmaya, kamu ve halka ait arazi ve mülklerin yağmalanmasına dayalı rant eksenli bir ekonomi inşa edilmiştir.
Mühendislik, mimarlık ve şehir planlama ise, bu yağma düzeninin önündeki en büyük teknik ve ahlaki engellerden biri olarak görülmüş, sistematik bir şekilde devre dışı bırakılmak, etkisizleştirilmek ve itibarsızlaştırılmak istenmiştir.
Çünkü bizler, bilimi, planlamayı, hesap verilebilirliği, kamusal yararı ve nihayetinde halkın güvenliğini savunuyoruz.
Oysa iktidarın tercihi, toplumsal olandan yana değil rant kesimlerinden yanadır.
Bu nedenle, Anayasal mesleki denetim yetkilerimiz gasp edilmiş, kamusal denetim bilinçli olarak zayıflatılmıştır.
Bu sürecin bugün bizi getirdiği yer, yarattığı toplumsal yıkım ve toplumsal yoksulluk bir yana, sanayiden tarıma, madencilikten enerjiye tüm meslek uygulama alanlarımızda dışa bağımlılığın daha da pekişmesi, üretim yeteneğimizin ve mühendislik alt yapımızın aşındırılması, yapı denetiminden iş güvenliğine kadar birçok mesleki faaliyetimizin piyasalaştırılması olmuştur.
Oda başkanımızın da altını çizdiği üzere bu tahribatın en vahim boyutu, hiç kuşkusuz eğitim alanında yaşanmıştır.
Hiçbir gereksinime dayandırılmadan, gerekli alt yapı oluşturulmadan seçim yatırımı ve ticari rant hesabıyla açılan bölüm ve fakültelerle bir yandan teknik eğitimin kalitesi düşürülürken, diğer yandan da işsizliğe, düşük ücretlere, esnek güvencesiz çalışmaya zemin yaratılmıştır.
İş bulabilen genç meslektaşlarımın ezici bir çoğunluğu meslek alanları dışında çalışmak zorunda kalmakta, görece iyi eğitim alan köklü üniversitelerden mezun olan genç meslektaşlarımızın önemli bir kısmı ile deneyimli birçok meslektaşımız geleceğini yurt dışında aramaktadır.
Bu durum ülkenin beyin gücünün, emeğinin ve umudunun heba edilişinin acı bir göstergesidir.
Mesleklerini icra etme olanağı bulabilen meslektaşlarımız ise, insan onuruna yakışmayan koşullara mahkûm edilmiştir.
Kamuda liyakatsiz atamalar, sözleşmeli çalıştırma, düşük ücretler ve özlük haklarındaki erozyon can yakıcı boyuttadır.
Özel sektörde ise taşeronlaşma, güvencesizlik, kayıt dışı çalıştırma, uzun ve insanlık dışı mesai saatleri, baskı ve hatta şiddet olayları sıradanlaşmıştır.
Serbest çalışan, kendi bürosunu, atölyesini ayakta tutmaya çalışan meslektaşlarımız ise artan maliyetler, azalan iş hacmi ve ağır borç yükü altında ezilmekte, vicdanlı ve ilkeli duruşları nedeniyle iş bulmakta zorlanmaktadır.
Ve ne yazık ki, bu sistematik çürümenin, mühendislik gereklerinin dışlanmasının acı sonuçlarını yalnızca biz meslek erbapları değil, tüm toplum, canlarıyla, evleriyle, hayalleriyle ödemektedir.
6 Şubat depremleri, bu yağma ve talan rejiminin, bu mühendislik ve bilim düşmanı politikaların yol açtığı toplumsal yıkımın, adeta bir laboratuvar sonucu gibi karşımıza çıkan en acı, en yakıcı, en utanç verici belgeselidir.
Aslında, herkes çok iyi biliyor ki, eğer TMMOB ve başta İMO olmak üzere Birliğimize bağlı Odaların uyarıları, önerileri, hazırladığı onlarca rapor dikkate alınsaydı, mühendislik, mimarlık ve plancılık hizmetleri bir prosedür haline getirilmeseydi, kentsel dönüşüm adı altında yürütülen süreç rantsal dönüşüme kurban edilmeseydi, kentleşme ve barınma politikaları kamucu bir anlayışla oluşturulsaydı, kaçak yapılaşmaya göz yumulmasaydı, her seçim döneminde imar afları gündeme getirilmeseydi, TMMOB ve bağlı Odaları yapı tasarım, üretim ve denetim süreçlerinden dışlanmasaydı, yapı denetimi bir piyasa faaliyeti haline getirilmeseydi, yaşadığımız acıların boyutu bu düzeyde olmazdı.
Ancak gözünü rant hırsı bürümüş iktidar çevreleri, sadece gözlerini değil, kulaklarını da bilime, akla ve vicdana kapamış durumdadır. Ve daha da acısı, her felaketin ardından sorumlular değil, görevini yapmaya çalışan meslektaşlarımız hedef gösterilmekte, günah keçisi ilan edilmekte, haksız yargılamalara maruz kalmaktadır.
Değerli Arkadaşlar,
Yaşadığımız kriz sadece ekonomik veya mesleki değil, aynı zamanda ekolojik, demokratik ve toplumsal bir krizdir.
Ülke, tek adam yönetimi altında, hukukun üstünlüğünün rafa kaldırıldığı, parlamentonun işlevsizleştirildiği, liyakatin yerini yandaşlık ve tarikat ağlarının aldığı, bilimin yerini hurafelerin aldığı, doğanın, tarım arazilerinin, ormanların, kıyıların metalaştırılarak talan edildiği bir noktaya sürüklenmiştir.
Muhafazakârlık ve dini değerler, itaatkâr ve sorgulamayan bir toplum inşa etmek için araçsallaştırılmış; yolsuzluk, kayırmacılık ve çetecilik devlet sisteminin içine nüfuz etmiştir.
İşte meslektaşlarımızın içinde debelendiği bataklık, bu genel çürümenin ta kendisidir.
Bu nedenle, mesleki taleplerimiz, aslında ülkenin yeniden ayağa kalkması, demokratikleşmesi, bilimsel ve kamucu politikalara dönmesi için olmazsa olmaz taleplerdir.
Mesleki sorunlarımıza dair her analiz ve çözüm önerisi, kaçınılmaz olarak bu genel tablonun eleştirisi ve alternatif bir ülke tasavvuru üzerine inşa edilmek zorundadır.
TMMOB olarak bizler, yıllardan beri her platform da sanayiden eğitime, üretimden planlamaya, kentleşmeden çevreye, beslenmeden sağlığa, enerjiden tarıma kadar her alanda kamucu, toplumcu politikaların öneminin altını çizmeye çalışıyoruz.
Bizler, bu ülkenin mühendis, mimar ve şehir plancıları:
Bilimi ve teknolojiyi esas alan, üreten kalkınan, sanayileşen, tarımda kendi kendine yeten hakça bölüşen bir ülke istiyoruz.
Dış girdilere bağımlı olmayan, kamunun ekonomideki yönlendiriciliğini toplumsal yararlar doğrultusunda artıran, sosyal refah-sosyal hukuk devleti anlayışını benimseyen, erişilebilir, nitelikli, ücretsiz sağlık, eğitim, sosyal güvenlik hizmetlerini öngören, doğayla, tarihle ve insanla barışık; istihdam, emek ve halk odaklı bir kalkınma planlamasının yaşama geçirilmesini istiyoruz.
Adil bir gelir dağılımı istiyoruz.
İşsiz üyelerimize istihdam alanları açılmasını istiyoruz.
Ücret ve hak kayıplarımızın giderilmesini istiyoruz. Güvenli ve güvenceli çalışma koşulları istiyoruz.
Mühendis, mimar ve şehir plancısı istihdamında, almış olduğumuz eğitim, vermiş olduğumuz hizmet ve üstlenmiş olduğumuz sorumluluğun niteliğine uygun ve insanca yaşanacak bir asgari ücret belirlenmesini istiyoruz.
TMMOB ve Odaların elinden alınan mühendis, mimar ve şehir plancısı asgari ücreti belirleme yetkisi ile kamusal ve mesleki denetim yetkilerinin geri iade edilmesini istiyoruz,
Özelleştirme uygulamalarına son verilmesini, kamucu politikalara dönülmesini, kamu yatırımlarının ve kamuda istihdamın artırılmasını istiyoruz, Kamu çalışanı üyelerimizin ek göstergelerinin ve özel hizmet tazminatlarının eşdeğer kadrolara uygun olarak güncellenmesini ve yükseltilmesini istiyoruz.
Liyakate dayalı bir kamu yönetimi istiyoruz.
Açlık sınırında yaşamaya mahkum edilen tüm emekliler gibi emekli maaşlarımızın yükseltilmesini istiyoruz.
Mühendislik, mimarlık ve şehir planlamayı yok sayan, bilime ve tekniğe aykırı mevzuat ve uygulamalara son verilmesini istiyoruz,
Sadece kendimiz için değil tüm halkımız için insan onuruna uygun bir yaşam istiyoruz.
Ve böylesi bir gelecek için mücadele ediyoruz.
Bizler, bu ülkenin mühendis, mimar ve şehir plancıları:
Yaşadığımız sorunların, ülkemizin ve halkımızın sorunlarından bağımsız olmadığının da bilincindeyiz.
Tüm toplum olarak, el ele dayanışma içerisinde mücadele etmezsek yaşadığımız sorunların daha da büyüyeceğini çok iyi biliyoruz.
Değerli Arkadaşlar,
Sözlerimi tamamlarken, bu kurultayın yalnızca sorunlarımızı dile getiren bir toplantı değil; mesleğimizin, meslek alanlarımızın ve ülkemizin geleceğini birlikte kurma iradesini güçlendiren önemli bir adım olduğuna inanıyorum.
Kim ne derse desin, nereden ve nasıl saldırırlarsa saldırsınlar, çok açık bir gerçek var; bu ülke bir avuç zenginin, rantçının ülkesi değil, bu ülke bizim ülkemiz.
Nasıl ki bu ülke kurulurken harcına karışan alın terimiz var, geleceğinde de meslektaşlarımızın emeği, bilgisi ve özverisi olacaktır.
İnanıyor ve biliyorum ki doğup büyüdüğümüz bu coğrafyada, emek emek büyüttüğümüz bu mücadele mutlaka ama mutlaka boy verecek, eşitliğin, özgürlüğün, emeğin, barışın, bilimin ve hakça paylaşımın egemen olduğu gelecek güzel günleri mutlaka ama mutlaka kazanacağız.
Ne yaparlarsa yapsınlar, nasıl saldırırlarsa saldırsınlar bu umudu bizden asla söküp alamayacaklar.
Katkı sunan tüm arkadaşlarımıza ve katılımcılara bir kez daha teşekkür ediyor, verimli bir etkinlik diliyorum.
Emin Koramaz
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı


