TMMOB DÜNYA GIDA GÜNÜ 2026 SEMPOZYUMU GERÇEKLEŞTİRİLDİ

20.10.2026

TMMOB adına Gıda, Kimya ve Ziraat Mühendisleri Odalarımız tarafından düzenlenen TMMOB Dünya Gıda Günü Sempozyumu, 17 Ekim 2026 tarihinde İnşaat Mühendisleri Odası Rüştü Özal Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi.

Sempozyumun açış konuşmaları; üç oda adına TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Akyürek, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar ve FAO Kıdemli Program Koordinatörü Özcan Türkoğlu tarafından yapıldı.

Sempozyumun ilk oturumu, “Çocuklar İçin Gıda Güvencesi” başlığı altında, TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı İ. Uğur Toprak’ın oturum başkanlığında gerçekleştirildi.

Oturumda Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Okul Sağlığı Çalışma Grubu Üyesi Dr. Gül Usar Yıldız ve Shuder Okul Sosyal Hizmet Komisyonu Başkanı Sosyal Hizmet Uzmanı (SHU) S. Sedat Türkeri, konuya ilişkin değerlendirmelerini katılımcılarla paylaştı. Oturum, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

Sempozyumun ikinci oturumu, “Tarım, Gıda Egemenliği ve Yoksulluk” başlığı altında, II. Başkanımız Şule Yıldırım’ın oturum başkanlığında gerçekleştirildi. Oturumda Siyaset Bilimci Dr. Ayşe Kaşıkırık, Mersin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) İşletme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Gül Yılgör ve DİSK Araştırma Merkezi (DİSK-AR) Uzmanı Zeynep Kandaz konuya ilişkin değerlendirmelerini katılımcılarla paylaştı.

Oturumda, yoksulluk: kadın emeği, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ücretler, gelir dağılımındaki adaletsizlik, boyutlarıyla ele alınarak, gıda güvencesine erişimde yaşanan sorunlar değerlendirildi. Gıda adaletinin sağlanması için eşitsizlikleri derinleştiren yapısal sorunlara karşı geliştirilebilecek çözüm önerileri sunuldu. Oturum, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

Sempozyumda TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar şöyle konuştu:

"Değerli Oda Başkanlarım, 
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün Değerli Temsilcisi,
Değerli Meslektaşlarım,
Değerli Konuklar,

TMMOB Yönetim Kurulu adına hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Birliğimiz bünyesindeki Gıda, Kimya ve Ziraat Mühendisleri Odalarımızın TMMOB adına her yıl birlikte düzenlediği Dünya Gıda Günü Sempozyumu’na hepiniz hoş geldiniz.

Dünya Gıda Günü’nün bu yılki “Bugün yenilik yap, yarını besle” çağrısıyla gerçekleştirilen bu anlamlı etkinliğe emek veren odalarımıza, yöneticilerimize ve sempozyum boyunca bilgi ve görüşlerini bizlerle paylaşacak bilim insanlarına Birliğimiz adına teşekkür ediyorum.

Dünya Gıda Günü, dünyada açlık ve yoksulluğa dikkat çekmek, herkesin yeterli, sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişim hakkını gündeme taşımak amacıyla kutlanıyor.

Bizler ise bu etkinliklerde yalnızca yaşanan sorunlara dikkat çekmekle yetinmiyor; kongre, sempozyum ve benzeri bilimsel etkinliklerle, hazırlanan teknik raporlarla ve yürütülen hukuki mücadelelerle yetkilileri uyarmaya açlığın, yoksulluğun ve gıdaya erişimde yaşanan eşitsizliklerin ardındaki ekonomik, toplumsal ve sınıfsal nedenleri de ortaya koymaya bu konularda kamuoyu yaratmaya çalışıyoruz.

Çünkü TMMOB açısından gıda meselesi yalnızca bir üretim ya da tüketim meselesi değildir. Bizim açımızdan gıda; yaşam hakkıyla, halk sağlığıyla, tarımla, suyla, toprakla, çevreyle ve emekle doğrudan ilişkilidir.

Bu anlayışı yıllardır kararlılıkla bu etkinliği sürdüren Gıda, Kimya ve Ziraat Mühendisleri Odalarımızı bir kez daha kutluyorum.

Değerli Konuklar,

Birleşmiş Milletler tarafından 2015 yılında kabul edilen “2030 yılına kadar açlığın sona erdirilmesi” hedefinin önünde yalnızca dört yıl kaldı. Ne yazık ki dünya bu hedeften hâlâ oldukça uzakta.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün 2026 yılında yayımladığı rapora göre 2025 yılında dünya genelinde yaklaşık 645 milyon insan açlıkla karşı karşıya kaldı. Yaklaşık 2,1 milyar insan orta veya ciddi düzeyde gıda güvensizliği yaşarken, 2,69 milyar insan sağlıklı bir beslenme düzeninin maliyetini karşılayamadı.

Dünya, insanlığı besleyebilecek miktarda gıda üretmesine rağmen yüz milyonlarca insan aç, milyarlarca insan sağlıklı beslenemiyor.

Dolayısıyla sorun yalnızca ne kadar gıda üretildiği değildir. Sorun; üretilen gıdanın nasıl paylaşıldığı, üretim araçlarının ve doğal varlıkların kimlerin denetiminde olduğu, üreticinin emeğinin nasıl karşılık bulduğu ve insanların gıdaya hangi koşullarda erişebildiğidir.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde de belirtildiği gibi, insanların temel gereksinimi olan gıdanın eşit ve adil dağıtılmadığı bir dünya güvenli değildir. Yaşamak nasıl bir insan hakkı ise sağlıklı, güvenli ve yeterli gıda ile temiz suya kolayca, ekonomik ve sürdürülebilir bir biçimde ulaşabilmek de temel bir insan hakkıdır.

Ancak bugün egemen olan gıda sistemi, tarım alanından sofraya kadar uzanan zinciri büyük şirketlerin kâr ve rekabet ilişkileri doğrultusunda biçimlendirmektedir.

Tohumdan gübreye, gıda işleme ve dağıtımından perakendeye kadar yaşanan tekelleşme hem üreticiyi hem de tüketiciyi baskı altına almaktadır.

Bir yandan küçük üretici toprağından ve üretimden koparılırken diğer yandan milyonlarca insan sağlıklı gıdaya ulaşmakta zorlanmaktadır.

Bu nedenle gıda egemenliği yalnızca bir tarım politikası tartışması değil; ekonomik bağımsızlık, kamusal planlama ve toplumsal adalet meselesidir.

Değerli Konuklar,

Bu küresel eşitsizliğin ülkemizdeki karşılığı da giderek ağırlaşmaktadır.

Türkiye uzun süredir hayat pahalılığının, gelir dağılımındaki adaletsizliğin ve ücretlerin satın alma gücündeki gerilemenin sonuçlarını yaşıyor.

TÜİK’in Eylül 2026 verilerine göre tüketici fiyatları yıllık yüzde 29,73, gıda fiyatları ise yüzde 27,62 artmıştır.

Her geçen gün yükselen gıda fiyatları, başta emekçiler, emekliler ve dar gelirliler olmak üzere halkımızın büyük bölümünün sağlıklı ve yeterli beslenmesini güçleştirmektedir.

Bugün ülkemizde yaşanan ekonomik kriz, gıda hakkını giderek daha geniş kesimler açısından fiilen kullanılamaz hale getirmektedir.

Ekonomik krizin en ağır sonuçlarını ise çocuklarımız yaşamaktadır.

Okullar açıldığında bir kez daha gördük ki çocukların yeterli ve dengeli beslenmesi ülkemizin en önemli sorunlarından biri haline gelmiştir.

Bir çocuğun okula aç gitmesi ailesinin kişisel sorunu olarak görülemez. Çocukların sağlıklı gelişimi ve eğitim hakkından eşit biçimde yararlanabilmesi kamunun sorumluluğundadır.

Bu nedenle tüm çocuklara okullarda en az bir öğün sağlıklı, dengeli ve ücretsiz yemek ile temiz içme suyu sağlanması sosyal yardım değil, kamusal eğitimin ve çocukların yaşam hakkının gereğidir.

Değerli Konuklar,

Bugün egemen olan kapitalist/endüstriyel gıda sistemi, üretimden tüketime, üretim alanından tüketim alanına, üretim ilişkilerinden tüketim ilişkilerine gıda sistemini bir rant, sömürü ve tüketim ilişkisi olarak örgütlemektedir.

AKP uyguladığı politikalarla ve çıkarttığı yasalarla köylülerin yüzyıllardır ortak mülkiyet olarak kullandıkları otlaklarına, meralarına, yaylaklarına yasa zoruyla el koymuş, şirketlere satışının önünü açmış, köylülerin kullanımına kapatmıştır.

Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile köylüyü zorla toprağından ederek, bitkisel üretim ile hayvan yetiştiriciliğini birbirinden ayırarak küçük üreticilerin ölüm fermanını yazmıştır.

Bütünşehir/Büyükşehir yasasıyla köyleri mahalle yapıp ortak mülkiyetlerine el koymuş, ülkenin neredeyse tamamını maden arama sahasına dönüştürmüştür.

Sonuç açıktır: Üreten köylü yoksullaşmakta, tüketici gıdaya erişmekte zorlanmakta, ülkemizin gıda bağımsızlığı zayıflamaktadır.

Bu noktada özellikle Çalıştırılması Zorunlu Personel uygulamasının öneminin altını çizmek istiyorum.

Gıda işletmelerinde meslektaşlarımızın istihdam edilmesi yalnızca çalışma alanına ilişkin bir mesele değildir. Bu uygulama aynı zamanda üretimin bilimsel ve teknik esaslara uygun yürütülmesinin, gıda güvenliğinin ve dolayısıyla halk sağlığının önemli güvencelerinden biridir.

Bu nedenle Çalıştırılması Zorunlu Personel uygulamasının işlevsizleştirilmesine, meslektaşlarımızın yalnızca kağıt üzerinde sorumlu gösterildiği bir sisteme dönüştürülmesine ve mühendislik emeğinin düşük ücretlerle değersizleştirilmesine karşıyız.

Gıda güvenliğini sağlayabilmek için kamusal denetimin güçlendirilmesi, yeterli sayıda istihdam ve meslek insanlarının görevlerini bilimsel ve mesleki ilkeler doğrultusunda yerine getirebilecekleri çalışma koşullarının yaratılması zorunludur.

Değerli Konuklar, Sevgili Arkadaşlar,

Dünya Gıda Günü Sempozyumunun bu yıl ki çağrısıyla sözlerimi bitireyim…Bugün bir yenilik yapacaksak bu başka bir geleceğin mümkün olduğuna dair inancımız ve mücadelemizdir.

Bilimin ve tekniğin halk yararına kullanıldığı; üreticinin, emekçinin ve tüketicinin korunduğu; doğanın ve yaşamın savunulduğu, herkesin sağlıklı, güvenli ve yeterli gıdaya ulaşabildiği bir ülke için mücadele etmeye devam edeceğiz.

Bu duygu ve düşüncelerle Dünya Gıda Günü’nün açlığın ve yoksulluğun olmadığı, gıda hakkının herkes için güvence altına alındığı bir geleceğin kurulmasına katkı sunmasını diliyorum.

Sempozyumumuzun başarılı geçmesini diliyor, emeği geçen tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyor; hepinizi sevgi, saygı ve dostlukla selamlıyorum."