
TTB 78.BÜYÜK KONGRESİ/26 HAZİRAN 2026
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, 26 Haziran 2026 tarihinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği 78. Büyük Kongresi’ne katıldı.
Konuşmam metnin tamamı şöyle:
Sevgili Başkan, Değerli Kongre Delegeleri, Sayın Konuklar,
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Yönetim Kurulu adına hepinizi dostlukla selamlıyorum.
Yıllardır eylemlerde, meydanlarda, mahkeme salonlarında yan yana geldiğimiz, ülkemizin en karanlık dönemlerinde bir an bile tereddüt etmeden mücadele ve kader ortaklığı yaptığımız sizlerle bir arada olmaktan mutluluk ve onur duyuyorum.
Türk Tabipleri Birliği ile TMMOB'yi yan yana getiren yalnızca kurumsal ilişkiler ya da genel kurullarda gösterilen bir protokol nezaketi değildir. Bizleri bir araya getiren, ülkemizin demokrasi, laiklik, barış ve kamusal haklar mücadelesinde yıllara yayılan ortak yürüyüşümüzdür.
Her türlü hurafenin akıl dışı uygulamanın hayatımızı belirlemeye çalıştığı bir gerici kuşatma altında, bilimi, meslek etiğini, halk sağlığını önceleyerek verdiğiniz örnek mücadele ve tavizsiz duruşunuz için, meslek örgütüm TMMOB adına hepinize teşekkür ediyorum
Değerli Dostlar,
Çok zor zamanlardan geçiyoruz.
Günler, aylar, yıllar geçiyor; ancak bu ülkenin tepesine kara bir bulut gibi çöken karanlık bir türlü dağılmıyor. Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında, bunca yılın çürümüşlüğü ve iflası bir utanç tablosu olarak karşımızda duruyor.
Bugün dönüp ülkemizin haline baktığımızda; elimizde her alanda harabeye dönmüş bir ekonomi; hukuktan bürokrasiye kadar çürümüş bir devlet yapısından başka bir şey kalmadı. Tarihimizin en yakıcı ekonomik krizini yaşıyoruz.
Bir avuç zengin daha da zenginleşsin, bu sömürü düzeni ne pahasına olursa olsun sürsün diye krizin faturasını emeğiyle geçinenlerin sırtına yüklüyorlar.
Rakamlar ortada: Net asgari ücret 28 bin lirada çakılı kalmışken, dört kişilik bir ailenin yalnızca açlıktan korunmak için yapması gereken aylık harcama 35 bin lirayı aşmış durumda. Yani milyonlarca insana reva görülen ücret, açlık sınırının bile altındadır. Emekli yoksulluğa, genç işsizliğe ve umutsuzluğa, çalışan ise enflasyona ezdiriliyor. Gençlerimiz valizini toplayıp başka ülkelerde bir hayat kurmanın peşine düşüyor.
Bu tablo basit bir başarısızlığın değil, 24 yıldır izlenen piyasacı, gerici ve emek düşmanı politikaların bilinçli sonucudur; özene bezene kurulmak istenen sömürü düzeninin ta kendisidir.
Bugün ülkemizin karşı karşıya olduğu temel sorun aynı zamanda bir demokrasi ve hukuk sorunudur.
Sandıkta alamadıkları belediyelere kayyumla, kumpasla, iftirayla ve tutuklama kararlarıyla el koymaya çalışıyorlar.
Seçme ve seçilme hakkı, siyasi iktidarın sopası haline gelen yargı süreçleriyle fiilen gasp ediliyor. Gazeteciler, avukatlar, yazarlar, çizerler; hatta tutukluların savunmasını üstlenen avukatlar dahi ceza tehdidiyle susturulmak isteniyor.
Bununla da yetinmiyorlar; şimdi de “butlan” tartışmaları üzerinden ana muhalefet partisinin iradesine müdahale etmeye kalkıyorlar. Tüm bu yaşananlar ülkemizin demokrasi tarihinde kara bir leke olarak kalacaktır.
Değerli Dostlar,
Ne yazık ki bu kötü gidişattan hepimiz payımızı fazlasıyla alıyoruz.
Sağlık alanında yaşanan tablo da ülkemizin içine sürüklendiği bu çürümenin en yakıcı sonuçlarından biridir.
Yıllar önce Sağlıkta Dönüşüm Programı ile başlatılan piyasacı politikalar sonucunda sağlık hizmetleri kamusal bir hak olmaktan uzaklaştırılmış, piyasanın ve kâr mantığının insafına terk edilmiştir. Kamusal sağlık anlayışı sistemli biçimde tasfiye edilirken; hastaneler işletmeye, hastalar müşteriye, sağlık emekçileri ise performans baskısı altında çalışan birer üretim unsuruna dönüştürülmüştür.
Bugün ülkemizin dört bir yanında hekimler ve sağlık emekçileri ağır iş yükü, uzun çalışma saatleri, düşük ücretler ve güvencesiz çalışma koşulları altında mesleklerini sürdürmeye çalışıyorlar.
Genç hekimler tıpkı meslektaşlarımız gibi geleceğini bu ülkede kuramıyor. Binlerce hekim yurt dışında yaşamanın ve çalışmanın yollarını arıyor. Bir ülkenin yetişmiş insan gücünü kaybetmesi yalnızca mesleki değil, aynı zamanda toplumsal bir yıkımdır.
Öte yandan sağlıkta şiddet artık münferit olaylar olmaktan çıkmış, sağlık sisteminin yapısal bir sonucu haline gelmiştir. Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının can güvenliğinin sağlanamadığı bir ülkede halkın sağlık hakkından da söz edilemez.
Türk Tabipleri Birliği'nin geçtiğimiz yıl "Başka Bir Sağlık Sistemi Mümkün" diyerek yürüttüğü kapsamlı mücadele bu açıdan oldukça önemli ve güncel bir mücadele başlığıdır.
Çünkü biliyoruz ki halk sağlığı sorunu aynı zamanda bir demokrasi sorunudur. Bilimin dışlandığı, liyakatin tasfiye edildiği, kamusal denetimin ortadan kaldırıldığı bir yerde ne sağlıklı bir toplum kurulabilir ne de insan onuruna yakışır bir yaşam sürdürülebilir.
Hepiniz hatırlarsınız; daha birkaç ay önce yayımlanan düzenlemeyle, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında yıllardır asli sorumluluk üstlenen TMMOB ve Türk Tabipleri Birliği, Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi'nin asli bileşenleri olmaktan çıkarıldı.
Bu yalnızca iki meslek örgütüne yönelik bir tasarruf değildir. Doğrudan insan hayatını ve toplumun güvenliğini riske atan son derece tehlikeli bir tercihtir.
Bu ülkede meslek örgütlerinin haklarını budayarak, halkın iradesini yok sayarak, seçilmişleri yargı kararlarıyla etkisizleştirerek ne demokrasi kurulabilir ne de toplumsal barış sağlanabilir.
Gerçek ve kalıcı bir barış; demokrasiyle, eşit yurttaşlıkla, halk iradesine saygıyla ve örgütlü toplumun sesine kulak verilmesiyle mümkündür.
Değerli Dostlar,
Bugün bölgemizi ateşe veren savaşların gölgesinde yaşıyoruz. Ortadoğu yeniden kan gölüne çevrilirken, emperyalist hesaplar tüm coğrafyamızı bir savaş alanına dönüştürmek istiyor. Biliyorsunuz, NATO temmuz ayında Ankara’da bir zirve gerçekleştirecek.
Savaş örgütü NATO’nun Türkiye’yi; emperyalist savaş stratejilerinin, bölgesel kuşatma politikalarının ve saldırgan güvenlik konseptlerinin merkezlerinden biri haline getirmesini kabul etmiyoruz. NATO’nun olduğu yerde halklar için barış değil; yıkım, sömürü, yoksulluk, göç ve baskı vardır.
Türk Tabipleri Birliği ile TMMOB'nin yıllardır yan yana yürüttüğü mücadele de tam olarak bu anlayışa karşı verilmiş bir mücadeledir. Bizler savaş politikalarına, emperyalist müdahalelere ve sömürü düzenine karşı; halkların kardeşliğini, barışı ve tam bağımsızlığı savunmayı tarihsel bir sorumluluk olarak görüyoruz.
Ne yaparlarsa yapsınlar bu mücadeleden bir adım geri atmayacağız.
Ne yaparlarsa yapsınlar, bu ülkenin hekimleri ve sağlık emekçileri halkın sağlığı için mücadele etmeye devam edecek.
Ne yaparlarsa yapsınlar, bu ülkenin mühendisleri, mimarları, şehir plancıları kamusal varlıklarımızı, derelerimizi, havamızı, suyumuzu korumaya devam edecek.
Ne yaparlarsa yapsınlar, bu ülkenin emekçileri alın terine sahip çıkmaya devam edecek.
Bizlerin bu kararlı duruşu, ortak mücadelemiz gelecek için en büyük umudumuzdur. Umutlu, güneşli ve aydınlık günlere inancım ve tüm dayanışma duygularımla Büyük Kongrenizi bir kez daha selamlıyorum. Kongrenin demokrasi, barış, adalet ve insanca yaşam mücadelemize katkı vermesini diliyorum.
Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz!
ALİ EKBER ÇAKAR
TMMOB YÖNETİM KURULU BAŞKANI


