
ZMO TARIM VE GELECEK SEMPOZYUMU GERÇEKLEŞTİRİLDİ
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası tarafından Ziraat Mühendisleri Günü etkinlikleri kapsamında düzenlenen Tarım ve Gelecek Sempozyumu 14 Ocak 2026 tarihinde MMO Eğitim ve Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi.
Sempozyumun açılışında konuşan TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, salona şöyle seslendi:
Sayın Konuklar,
Değerli Arkadaşlar,
Hepinizi Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Yönetim Kurulu ve şahsım adına sevgiyle, dostlukla selamlıyorum.
Ziraat Mühendisleri Odamızın, tarımsal eğitimin 180. yılı anısına düzenlediği “Tarım ve Gelecek” temalı bu anlamlı sempozyumda sizlerle bir arada olmaktan büyük bir onur ve mutluluk duyuyorum.
1846’da kurulan Mekteb-i Zirai Şahane’den günümüze uzanan bu uzun soluklu yolculuk, yalnızca bir mesleki eğitim tarihi değil, aynı zamanda bu toprakların üretim kültürünün, bilimsel emeğinin ve toplumsal sorumluluk bilincinin de tarihidir.
O ilk çekirdekten bugüne ülkemizde tarımsal üretim, eğitim ve öğretime katkı veren tüm kurum, kuruluş ve kişileri saygı ve minnetle anıyorum.
Değerli Arkadaşlar,
Konuşmamın içeriğinde, bugünün anlamına ithafen iki hayati konunun altını özellikle çizmek istiyorum.
Bunlarda ilki, diğer mühendislik alanlarında olduğu gibi ziraat mühendisliği eğitiminde de giderek derinleşen yükseköğretim kalitesi sorunudur.
Bugün her ne kadar tarımsal öğretimin 180. yılını kutluyor olsak da, ne yazık ki ziraat fakültelerimizdeki eğitim, bu uzun birikimi ve teknik gelişmeleri yeterince yansıtmamaktadır.
Bunun en önemli nedenlerinden biri, plansız ve kontrolsüz biçimde artırılan fakülte, program ve öğrenci sayısıdır.
Ülkemizin yükseköğretim altyapısı, toplumsal örgütlenmesi, sınai ve zirai yapısı, bu kontrolsüz genişlemeyi nitelikli ve üretken bir güce dönüştürmekten uzaktır.
Gerekli teknik, fiziksel ve akademik alt yapı ile istihdam boyutu gözetilmeden çoğunlukla seçim yatırımı olarak, politik önceliklerle hayata geçirilen “Her İle Bir Üniversite” projeleriyle ülkemizde yükseköğretimin en temel sorunlarından biri olan eğitim kalitesi ve standardı sorunu daha da yaygınlaştırılmış, üniversiteler arasındaki nitelik farkları giderek derinleşmiştir.
Bu durum, teknik eğitimin üretime katkısını ve sektörün ihtiyaçlarını karşılayacak kapasitesini ciddi biçimde zayıflatmıştır.
Ülke ihtiyaçlarıyla, tarım ve sanayi politikalarıyla bağdaşmayan bu yükseköğretim planlaması kaçınılmaz olarak derin bir işsizlik sorununu da beraberinde getirmiştir.
Bugün aralarında çok sayıda ziraat mühendisinin de bulunduğu yüzbinlerce mühendis, mimar ve şehir plancısı işsizlik tehdidiyle boğuşmakta, iş bulabilen meslektaşlarımızın büyük bir çoğunluğu ise mezun olduğu alan dışında çalışmak zorunda bırakılmaktadır.
Görece iyi eğitim alan, köklü üniversitelerden mezun olan genç meslektaşlarımızın önemli bir kısmı ile deneyimli birçok meslektaşımız ise geleceğini yurtdışında aramaktadır.
Eğitimin niteliksizleştirildiği, mühendisliğin değersizleştirildiği bir ülkede ne tarımsal üretimi ne de gıda güvencesini sürdürülebilir kılmak mümkündür.
180 yıllık tarımsal eğitim geçmişimize rağmen bugün yaşadığımız eğitim, öğretim ve istihdam sorunları, bu köklü gelenekten uzaklaşmanın bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu nedenle tarım ve yükseköğretim politikaları, yalnızca bugünü değil, çocuklarımızın yarınını da belirleyen bir gelecek meselesi olarak ele alınmak zorundadır.
Değerli Arkadaşlar,
Altını çizmek istediğim ikinci önemli husus ise, tarımsal üretim, gıda ve beslenme konularıdır.
Bu başlıklar artık yalnızca teknik veya sektörel meseleler değil; doğrudan yaşamla ilgili, hayati ve evrensel sorun alanları haline gelmiştir.
Bu başlıklar, günümüzde yalnızca teknik ya da sektörel meseleler olmaktan çıkmış; doğrudan yaşamla ilgili, hayati ve evrensel sorun alanları haline gelmiştir.
Beslenme, her canlı gibi insanın da en temel ihtiyacıdır; sağlıklı ve yeterli gıdaya erişim ise tartışmasız bir insan hakkıdır.
Ancak günümüzde, hem küresel ölçekte hem de ülkemizde açlık ve yetersiz beslenme alarm verici düzeydedir
Bu tabloyu yalnızca istatistikler üzerinden değil, gündelik yaşamın içinden okumak zorundayız.
Biliyorsunuz, ülkemizde bugün yalnızca bir ekonomik darboğazdan değil, geleceği tehdit eden çok boyutlu bir yaşam krizinden söz ediyoruz.
Tarımın ve gıdanın geleceği, Türkiye’de milyonlarca insan için artık ertelenebilir bir tartışma olmaktan çıkmıştır.
Bugün çocukların önemli bir bölümü yeterli ve sağlıklı beslenememekte; yoksulluk, kuşaklar boyunca devredilen kalıcı bir sorun haline gelmektedir.
Anne babalar, çocuklarının en temel beslenme ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmakta; açlık ve güvencesizlik gündelik hayatın sıradan bir parçası haline gelmektedir.
İlkel çağlardan günümüze tarımsal üretim metotlarındaki değişim ve bu alandaki bilimsel gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, açlık ve beslenme sorununun bugün hâlâ insanlar için büyük bir tehdit oluşturuyor olması gerçekten düşündürücüdür.
Akla yatkın olan; gelişen teknoloji ve ziraat teknikleri sayesinde ürün verimliliğinin artması ve insanların bu ürünlere erişiminin kolaylaşmış olmasıdır.
Ne var ki, dünya çapında yaşanan gerçeklik bu beklentinin çok dışında olup, bugün yaklaşık 830 milyon insan açlıkla mücadele etmektedir.
Etkilerini göz ardı etmemekle birlikte, bu tabloyu yalnızca “iklim değişikliği” gibi doğal nedenlerle ya da “savaş” ve “göç” gibi siyasal gelişmelerle açıklamak mümkün değildir.
Sorunun kaynağı çok daha derin ve yapısaldır. Bugün açlık denildiğinde Afrika, Asya ve Orta Doğu’nun akla gelmesinin nedeni; gelişmiş kapitalist ülkelerin bu bölgelerin kaynaklarını yüzyıllar boyunca sistematik biçimde sömürmüş olmasıdır.
Kapitalizmin eşitsiz gelişimi, uzun yıllar boyunca eşitsizliğe ve sömürüye maruz kalan bu coğrafyaların açlık ve sefaletle yüz yüze kalmasına yol açmıştır.
Bu açıdan bakıldığında, dünyada yaşanan açlığın ve yetersiz beslenmenin nedeni üretim yetersizliği değil; üretimin ve tüketimin adil, planlı ve kamusal bir biçimde örgütlenememesidir.
Tam da bu noktada, tarımın yalnızca bir üretim mekanizması olmadığı gerçeği bütün açıklığıyla ortaya çıkmaktadır.
Tarım; aynı zamanda sosyal adaletin, ekolojik sürdürülebilirliğin, ulusal bağımsızlığın ve toplumsal refahın en temel unsurlarından biridir.
Açlık sorunu, esas olarak kamusal politikaların geri çekilmesinden, tarımın piyasaya terk edilmesinden ve neoliberal yönetim anlayışlarının egemen kılınmasından kaynaklanmaktadır.
Dünya çapında yaşanan bu süreç, uluslararası finans kuruluşlarının tarım ve gıda alanında kamusal üretimi ve denetimi ortadan kaldırmaya yönelik dayatmalarıyla doğrudan ilişkilidir.
IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumların piyasacı politikaları, üreticiyi savunmasız bırakmış; gıda egemenliğini ciddi biçimde tehdit eder hale gelmiştir.
Bu nedenle biz TMMOB olarak, yıllardır sanayiden eğitime, üretimden planlamaya, beslenmeden sağlığa, enerjiden tarıma kadar her alanda tam bağımsızlık şiarıyla politika üretiyor; kamucu yaklaşımları kararlılıkla savunuyoruz. Tarımın ve gıdanın geleceği, piyasanın değil toplumun ihtiyaçları doğrultusunda belirlenmelidir.
Bu çerçevede daha önce de çeşitli vesilelerle dile getirdiğimiz bazı temel önlemlerin altını bir kez daha çizmek isterim:
• IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü’nün ülkemiz tarımı ve kırsal yaşam üzerindeki genel düzenleyici işlem yapma yetkileri kaldırılmalı; her türlü neoliberal dayatma reddedilmelidir.
• Avrupa Birliği kapsamında önerilen “Ortak Tarım ve Gıda Politikası” gibi Türkiye’nin tarım ve gıda alanını piyasalaştıran düzenlemeler kaldırılmalı; köylüden ve tüketiciden yana kamucu yasalar yürürlüğe sokulmalıdır.
• Yükseköğretimde, üretici ile mühendisin bağımsız bir tarım-besin modeli altında dayanışma içinde çalışacağı bir zemin yaratılmalı; yerli ekim, yerli üretim ve istihdamı esas alan bir yeniden yapılanma sağlanmalıdır.
Bu başlıklar, yalnızca bugüne dair acil sorunları değil; tarımın, gıdanın ve yaşamın nasıl bir geleceğe taşınacağını da doğrudan ilgilendirmektedir
Bugün tarım alanında alınmayan her kamucu karar, yarın gıda güvencesi, toplumsal eşitlik ve sürdürülebilirlik açısından daha ağır sonuçlar doğuracaktır
Bu nedenle tartıştığımız her başlık, aslında nasıl bir gelecekte yaşamak istediğimiz sorusuna verilen bir yanıt niteliği taşımaktadır.
Değerli Arkadaşlar,
Sempozyumumuzun ana teması olan “Tarım ve Gelecek” tartışmalarını; savaşın, açlığın, yoksulluğun ve derin eşitsizliklerin insan yaşamını kuşattığı günümüz dünya koşullarında son derece değerli buluyorum.
Açlığın kader olmadığına, yoksulluğun bu topraklar başta olmak üzere dünyanın hiçbir yerinde yazgı olmadığına inanıyorum..
Bu düşüncelerle, tarımsal eğitimin 180. yılı kapsamında düzenlenen bu
Bu duygu ve düşüncelerle, sempozyumumuzun tarımın, gıdanın ve yaşamın geleceğine dair ortak bilincimizi ve mücadele birliğimizi güçlendirmesini diliyor, emeği geçen herkesi yürekten kutluyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.


