TMMOB KOCAELİ İKK GÖLCÜK DEPREMİ ANMA PROGRAMI 2026 GERÇEKLEŞTİRİLDİ

17.08.2026

TMMOB Kocaeli İl Koordinasyon Kurulu, 17 Ağustos 1999 Büyük Marmara Depreminin 27. yılı dolayısıyla 14-16 Ağustos 2026 tarihlerinde Gölcük Depremi Anma Etkinlikleri gerçekleştirdi.

TMMOB Kocaeli İl Koordinasyon Kurulu, 17 Ağustos 1999 büyük Marmara depreminin 27. yılında her yıl olduğu gibi depreme duyarlılığın oluşması, deprem gerçeğini unutmamak adına Kocaeli'nde üç günlük bir etkinlik programı gerçekleştirdi.

Programın ilk gününde özellikle 6 Şubat, 17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinin etkilerini yansıtan fotoğraf sergisi açılışı ve açılış konuşmaları gerçekleştirildi.

İkinci gün, konusunda uzman akademisyenlerin ve konusunda uzman mühendis, mimar, şehir plancılarının katılımıyla üç farklı konu başılığında paneller gerçekleştirildi. Güncel ve etkin bilgilerin paylaşıldığı paneller yoğun ilgi gördü.

Etkinliklerin üçüncü gününde, 16 Ağustos’u 17 Ağustos’a bağlayan gece saat 21.00'de İzmit Belediye İş Hanı önünde toplanılarak TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber ÇAKAR’ın ve Kocaeli halkının katılımıyla depreme duyarlılık yürüyüşü gerçekleştirildi.

Belediye iş Hanı önünden İzmit İnsan Hakları Parkı’na kadar yürüdükten sonra İnsan Hakları Parkı önünde TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber ÇAKAR’ın konuşmasının ardından saygı duruşu gerçekleştirildi. Saygı duruşu sonrası TMMOB Kocaeli İKK Sekreteri Niyazi TEMİZKAN basın açıklamasını gerçekleştirdi. Kocaeli’den tüm Türkiye’ye deprem gerçeği ve depreme duyarlılığın arttırılması için mesajlar verildi.

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber ÇAKAR şöyle konuştu:

"Değerli Arkadaşlar, Değerli Katılımcılar,

Hepinizi Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Yönetim Kurulu adına dostlukla selamlıyorum.

Bugün burada, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27. yılında kaybettiğimiz yurttaşlarımızı anmak; yaşadığımız büyük acıları unutmamak, unutturmamak ve güvenli bir gelecek talebimizi bir kez daha hep birlikte dile getirmek için bir aradayız.

20 binden fazla yurttaşımızın yaşamını yitirdiği, 50 binden fazla yurttaşımızın yaralandığı, yüz binlerce yapının hasar gördüğü 17 Ağustos Depremi’nin üzerinden tam 27 yıl geçti.

Aradan geçen yıllar kaybettiklerimizin acısını azaltmadı. Bugün 27 yıl önce yitirdiğimiz yurttaşlarımızı bir kez daha saygı ve özlemle anıyor, yakınlarının acısını yürekten paylaşıyoruz.

Değerli Arkadaşlar,

17 Ağustos’un ardından yaşadığımız her deprem bize aynı gerçeği yeniden ve yeniden hatırlattı: Deprem bir doğa olayıdır; ancak onu büyük bir toplumsal yıkıma dönüştüren plansızlık, denetimsizlik, bilimsel ve teknik gerekliliklerin göz ardı edilmesi ve kentlerin rant odaklı politikalarla şekillendirilmesidir.

Ne yazık ki bu gerçeği 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerde bir kez daha, çok ağır biçimde yaşadık. On binlerce yurttaşımızı kaybettiğimiz, milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkileyen 6 Şubat depremleri; 17 Ağustos’tan bu yana yapılan tüm uyarılara rağmen gerekli derslerin çıkarılmadığını, bilimsel ve kamucu bir afet politikasının hayata geçirilmediğini acı biçimde ortaya koydu.

17 Ağustos’tan 6 Şubat’a uzanan büyük yıkımlar bize bir kez daha göstermiştir ki asıl mesele deprem gerçeğini bilip bilmemek değil, bu gerçek karşısında gerekli kamusal sorumluluğun yerine getirilip getirilmemesidir.

Bugün burada gerçekleştirdiğimiz bu yürüyüş de yalnızca geçmişte kaybettiklerimizi anmanın bir ifadesi değildir.

Bu yürüyüş; unutmadığımızın ve unutturmayacağımızın, aynı acıların yeniden yaşanmasını kabul etmediğimizin, güvenli ve sağlıklı kentlerde yaşamanın bir hak olduğunu savunduğumuzun ifadesidir.

Çünkü 17 Ağustos’u anmak, yalnızca geçmişe bakmak değildir. Yaşananlardan ders çıkarmak, yapılmayanları hatırlatmak ve yeni felaketlerin yaşanmaması için gerekenlerin bugün yapılmasını talep etmektir.

TMMOB olarak yıllardır söylüyoruz: Afetlere karşı dirençli kentler yaratmak teknik olduğu kadar toplumsal ve siyasal bir sorumluluktur.

Kentler rantın ihtiyaçlarına göre değil, toplumun ihtiyaçlarına ve kamu yararına göre planlanmalıdır. Bilimin ve tekniğin gerekleri esas alınmalı; mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı hizmetleri yapı üretim süreçlerinin ayrılmaz parçası haline getirilmeli, mesleki ve kamusal denetim güçlendirilmelidir.

İnsan hayatını değil rantı önceleyen politikalar değişmeden, kentlerimizi plansızlığa ve denetimsizliğe teslim eden anlayış terk edilmeden gerçek anlamda güvenli bir gelecek kurmamız mümkün değildir.

Değerli Arkadaşlar,

Bugün hep birlikte attığımız her adım aynı zamanda toplumsal hafızamızı canlı tutma irademizin bir ifadesidir.

Kaybettiklerimizi unutmayacağız. Yaşanan ihmalleri unutmayacağız. Bilimin ve tekniğin yıllardır yaptığı uyarıları unutturmayacağız.
Ve aynı acıların yeniden yaşanmaması için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz.

Bu duygu ve düşüncelerle, başta 17 Ağustos Marmara Depremi ve 6 Şubat depremleri olmak üzere ülkemizde yaşanan tüm depremlerde kaybettiğimiz yurttaşlarımızı bir kez daha saygı ve özlemle anıyorum.

Hepinizi sevgi, saygı ve dayanışma duygularımla selamlıyorum."

TMMOB Kocaeli İKK Sekreteri Niyazi TEMİZKAN'ın okuduğu basın açıklaması şöyle: 

"DEPREM KAÇINILMAZ BİR DOĞA OLAYIDIR, ONLARCA YILDIR SÜREN İHMALLER İSE AÇIK BİR TERCİHTİR!

Türkiye topraklarının büyük bir kısmı ile nüfusumuzun ve sanayi tesislerimizin ezici çoğunluğu yüksek dereceli deprem kuşakları üzerinde yer almaktadır. Kentimiz Kocaeli de doğrudan diri fay hatlarının üzerinde kurulu olması sebebiyle bu tehdidi en derinden yaşayan illerin başında gelmektedir. Geçtiğimiz yüzyıldan bugüne kadar sadece depremler yüzünden 100 bine yakın yurttaşımızı kaybetmiş olmamız, doğa olaylarının kendisinden değil, bilimi ve tekniği dışlayan idari politikalardan kaynaklanmaktadır. Bu büyük trajedileri önlemek ya da zararlarını en aza indirmek tamamen bizim elimizdedir. Ancak geride kalan 27 yıla rağmen kentlerimizin 1999 öncesine göre daha güvenli olduğunu söylemek ne yazık ki mümkün değildir.

Bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi dahil birçok kurum tarafından sayısız rapor hazırlanmış, Deprem Şûrası ve Ulusal Deprem Konseyi gibi yapılar çözüm yollarını ortaya koymuştur. Ne var ki bu bilimsel raporların tamamı gereği yapılmadan tozlu raflara kaldırılarak unutulmuş; çıkarılan yasalar ise afet risklerini azaltmak yerine iktidarın kentsel imar rantı dağıtmasının birer aracı haline getirilmiştir. 6306 sayılı yasa kapsamında yürütülen kentsel dönüşüm projeleri, depreme dirençli kentler inşa etmekten ziyade ticari çıkarlara hizmet etmiş, sağlıklı yapı üretimi süreci deprem istismarına kurban edilmiştir. Ulusal afet politikaları ve risk haritaları hâlâ oluşturulmadığı gibi, afet risklerini azaltmaya yönelik bütçe kalemleri ile fonlar da hayata geçirilmemiştir. Mevcut sistem, afet öncesindeki riskleri azaltmak yerine sadece afet sonrasındaki yara sarma uygulamalarına odaklanmaktadır ve bu yönetim anlayışı tamamen çökmüştür.

Bizim sormamız gereken asıl soru depremin ne zaman olacağı değil, deprem gerçekleştiğinde kentlerimizin ve binalarımızın buna ne kadar hazır olduğudur. Gerçek bir hazırlık, ancak risk yönetimi ile kriz yönetimini bir bütün olarak ele alan Entegre Afet Yönetim Sistemi ilkesinin benimsenmesiyle mümkündür. Bu doğrultuda, kamu yararını ve ülke çıkarını gözeten ulusal bir deprem politikası acilen belirlenmeli, Türkiye Deprem Master Planı hazırlanmalı ve İmar Yasası deprem öncesi önlemleri içerecek şekilde kökten değiştirilmelidir. Can kayıplarını ve hasarları önlemenin yegane yolu; mühendis, mimar ve şehir plancılarının ortak mesleki çabasıyla depreme dayanıklı yerleşim alanları tasarlamaktır. Bunun için de yapı denetim süreçlerinin yeniden düzenlenmesi ve meslek odalarının bu süreçlere etkin katılımının sağlanması zorunludur.

Afet öncesinde alınacak önleyici ve uyarıcı tedbirlerin yanı sıra, deprem sonrasında ortaya çıkacak çevresel risklerin ve ihtiyaçların nasıl yönetileceğini de bugünden planlamak zorundayız. Çevre odaklı kentsel dönüşüm anlayışıyla birlikte; deprem sonrası oluşacak yıkıntı ve diğer atıkların yönetimi, tehlikeli ve özel nitelikli atıkların ayrıştırılması ve bertarafı, içme suyu ve kanalizasyon altyapısının korunması, geçici depolama alanlarının belirlenmesi ve çevresel kirliliğin önlenmesine yönelik uygulamalar da afet yönetiminin ayrılmaz bir parçası olmalıdır.

Ülkemizde her doğa olayının bir felakete dönüşmesinin ardında, daha fazla rant uğruna insan yaşamını ve bilimsel gerçekleri hiçe sayan, piyasa güçlerinin çıkarlarını halkın çıkarlarının üstünde gören siyasal yaklaşımlar yatmaktadır. Bilimi, planlamayı ve denetimi dışlayan, rantı egemen kılan bu politika modeli, bir çaresizliğin değil, bilinçli bir tercihin ürünüdür. Bunu ne yazık ki sadece depremlerde değil; yangınlarda da, sellerde de her afette görüyoruz. Kamu ve hükümetler, vatandaşlarımızın afetlere karşı can güvenliğinin sağlanması noktasında birinci derecede sorumludurlar.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kocaeli İl Koordinasyon Kurulu ve bağlı odaları olarak, bilimin, planlamanın ve denetimin dışlandığı bu rant modelinin bir çaresizlik değil, bilinçli bir siyasi tercih olduğunu çok iyi biliyoruz. Yaşadığımız doğa olaylarını toplumsal birer trajediye dönüştüren bu yaklaşımlara karşı; mesleki sorumluluğumuzun, bilimin ve tekniğin gerekliliklerinin tavizsiz takipçisi olmaya devam edeceğiz."

Basın açıklamasının ardından İzmit’ten Gölcük’e kadar yaklaşık 23 kilometrelik mesafe Kocaeli Akademik Odalar Birliği’ne bağlı Oda Başkanları ve yöneticileriyle TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber ÇAKAR’ın da katılımıyla 27 temsilci İzmit’ten Gölcük’e yürüdü. Gece saat 03.02'de 17 Ağustos 1999 depremi için düzenlenen törene katılım sağlandı.

Anıt önünde TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber ÇAKAR, bir konuşma gerçekleştirdi. Çakar; Artık 1 dakika bile zaman kaybetmenin doğru olmadığını bir an önce kentlerimizin dirençli hale getirilmesi, deprem gerçeğini unutmayarak rantsal dönüşüm değil kentsel dönüşümün bir an önce tesis edilmesi gerektiğini vurguladı.

Çakar ayrıca; bu süreçlerle ilgili özellikle meslek odalarının, üniversitelerin, bölge halkının, muhtarlıkların kentsel dönüşüm süreçleri içerisinde birlikte karar alıp; bütüncül planlamayla bilim ve tekniği esas alarak sürecin hızlandırılması gerektiği konusuna vurgu yaptı. Bu noktada TMMOB’ye düşen her türlü görevin üstlenileceğini dile getirdi.