NADİR TOPRAK ELEMENTLERİ; DÜNYADA VE TÜRKİYE'DE MEVCUT DURUM VE GELECEK SENARYOLARI SEMPOZYUMU/10 Ocak 2026/ANKARA
Değerli Konuklar,
Saygıdeğer Bilim İnsanları,
Değerli Meslektaşlarım,
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği adına hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Ülkemiz ve dünyamız için son derece kritik bir başlığı, "Nadir Toprak Elementleri - Dünyada ve Türkiye’de Mevcut Durum ve Gelecek Senaryoları"nı ele aldığımız bu sempozyumda sizlerle bir arada olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum.
Bu anlamlı etkinliği özveriyle hazırlayan Metalurji ve Malzeme Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu’na, çalışanlarına, sempozyumun tüm kurul üyelerine, bilgi ve birikimlerini bizlerle paylaşacak değerli bilim insanlarına ve katkı sunan herkese, TMMOB ve üyeleri adına en içten teşekkürlerimi sunuyorum.
Bugün burada yalnızca bir maden grubunu veya teknolojik bir girdiyi tartışmayacağız.
Sempozyumumuzun alt başlığında da belirtildiği gibi, “Dünyada ve Türkiye’de Mevcut Durum ve Gelecek Senaryoları” üzerinden; enerji dönüşümünü, yüksek teknoloji üretimini, küresel güç ilişkilerini, emperyalist bağımlılık mekanizmalarını ve bunların emek, doğa ve toplum üzerindeki etkilerini bütünlüklü bir şekilde ele alacağız.
Geleceğimizi doğrudan etkileyen bu kritik konuları tartışmaya açmış olacağız.
Değerli Arkadaşlar,
Bu salondaki pek çok meslektaşımız hatırlayacaktır; geçtiğimiz ay Birliğimiz adına Makina Mühendisleri Odamızın yürütücülüğünde düzenlediğimiz Sanayi Kongremizin ana teması “Emperyalizmin Yeni Biçimleri ve Sanayileşme Stratejileri” idi.
Oldukça verimli tartışmaların ve sunumların gerçekleştiği kongremizde de ısrarla altını çizdiğimiz gibi, emperyalizm artık yepyeni, çok daha sinsi, çok daha saldırgan, çok boyutlu ve iç içe geçmiş bir evreye girmiş durumda.
Karşımızda artık sadece geleneksel askeri işgaller veya açık ekonomik sömürü yok. Şimdi, dijital çağın olanaklarıyla donanmış, çok daha sofistike bir tahakküm mekanizmasıyla karşı karşıyayız.
Bugün Venezuela’da yaşananlar, bu yeni emperyalist evrenin en çıplak örneklerinden biridir.
Yıllardır süregelen kuşatma, yaptırım ve müdahalelerle yetinilmemiş bir ülkenin Başkanı tüm dünyanın gözü önünde askeri müdahaleyle başka bir ülkeye kaçırılmıştır.
Bu saldırı, yalnızca bir ülkenin siyasal liderliğine değil, aynı zamanda bir halkın iradesine, ulusal egemenliğine ve uluslararası hukuka yönelmiş açık bir saldırıdır.
Venezuela’da yaşanan, basit bir rejim tartışması veya uyuşturucu ile mücadele konusu değildir.
Asıl mesele, petrol ve diğer stratejik kaynaklar üzerindeki denetim mücadelesidir.
Siyasi liderliğe yönelik tasfiye girişimleri de dâhil tüm müdahaleler, bu emperyalist hedefin birer parçasıdır. Yeraltı zenginlikleri, küresel güç mücadelesinin temel hedefi haline getirilmektedir.
Benzer şekilde Trump’ın açık bir tehditle dile getirdiği; Grönland’da Arktik bölgedeki stratejik konum ve yeraltı kaynakları; Meksika’da enerji, emek ve göç rejimi; Kolombiya’da ise askeri üsler, doğal kaynaklar ve bölgesel kontrol hedefi aynı emperyalist hattın parçalarıdır.
Tüm bu örnekler, ABD emperyalizminin son yıllarda açıkça kurumsallaştırdığı, kaynaklara ve jeopolitik alanlara doğrudan müdahaleyi esas alan yeni stratejik yönelimin sahadaki yansımalarıdır.
İşte tam da bu noktada, nadir toprak elementlerinin stratejik önemi katbekat artıyor.
Çünkü bu elementler, çağımızın yüksek teknolojili üretiminin vazgeçilmez girdileridir.
Savunma sanayinden yenilenebilir enerji teknolojilerine, rüzgâr türbinlerinden elektrikli araçlara, dijital cihazlardan iletişim altyapılarına kadar pek çok alanda bu elementlere olan ihtiyaç hızla artmaktadır.
Tam da bu sebeple, ABD ile Çin arasındaki küresel hegemonya mücadelesinin en kritik cephelerinden birini oluşturmaktadır.
Özellikle Çin’in bu alandaki hâkimiyeti, yalnızca ekonomik bir üstünlük değil; tedarik zincirleri üzerinden şekillenen, siyasal ve jeopolitik sonuçlar doğuran bir güç aracına dönüşmüştür.
Bu yoğunlaşma, yalnızca piyasa koşullarının değil; küresel rekabetin emperyalist karakterinin, aralarındaki hegemonya mücadelesinin ve hammaddeye erişim üzerinden kurulan bağımlılık ilişkilerinin doğrudan bir sonucudur.
Batılı ülkelerin yıllar önce çevresel maliyetleri gerekçe göstererek bu üretim ve işleme süreçlerini kendi ülkelerinden uzaklaştırmaları; kirli, riskli ve emek yoğun aşamaları çevre ülkelere ihraç etmeleri, bugün yaşanan tedarik krizlerinin ve tekelleşmenin temel nedenleri arasındadır.
Bu tercihler, çevresel ve toplumsal bedelleri başka coğrafyalara yıkan; nadir toprak elementlerini ise küresel güç mücadelesinin merkezine yerleştiren bir emperyalist iş bölümünü yeniden üretmektedir
Değerli Arkadaşlar,
Ülkemiz, bu çok boyutlu tabloda; yıllardır sürdürülen yanlış tercihler ve derinleştirilen bağımlılık ilişkileri nedeniyle, emperyalizmin güncel ve daha karmaşık biçimlerine karşı neredeyse bütünüyle savunmasız hale getirilmiştir.
Ülkemiz, bugün yalnızca ekonomik ya da yönetsel bir krizle değil; siyasal iktidarın toplumsal meşruluğunu yitirdiği derin bir rejim kriziyle karşı karşıyadır.
İçeride tükenen bu meşruiyet, dışarıda kurulmaya çalışılan yeni rıza kanallarıyla telafi edilmek istenmektedir.
Tam da bu bağlamda, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından Eskişehir–Beylikova ve Sivrihisar çevresinde nadir toprak elementlerinin tespit edildiğine ilişkin açıklamalar gündeme getirilmiştir.
Rezervin niteliği, miktarı, işletilebilirliği, çevresel ve toplumsal etkileri kamuoyuna bilimsel ölçütlerle açıklanmamış olmasına rağmen; söz konusu bulgu, iktidara yakın medya aracılığıyla “stratejik atılım”, “küresel güç olma” ve “enerji bağımsızlığı” söylemleriyle pazarlanmıştır.
Burada dikkat çekici olan, bu söylemin içeriğinden çok, kime ve neye hitap ettiğidir.
Siyasal iktidar, içeride yitirdiği toplumsal rızayı yeniden üretemediği için; bu tür açıklamaları, ABD ile Çin arasındaki küresel güç mücadelesi bağlamında konumlandırarak, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere emperyalist merkezlerden siyasal onay ve rıza devşirmeye yönelmektedir.
Nadir toprak elementleri söylemi, bu anlamıyla, bir kalkınma programının değil; meşruiyet arayışının diplomatik ve jeopolitik aracıdır.
İktidar, kendisini küresel güç dengeleri içinde “vazgeçilmez”, “stratejik ortak” ve “kritik tedarikçi” olarak sunarak; içeride sorgulanan varlığını dış politikada tahkim etmeye çalışmaktadır.
Bu yaklaşım, ülkenin doğal varlıklarını kamusal yararın konusu olmaktan çıkarıp; emperyalist güçler arası pazarlıkların nesnesi haline getirmektedir.
Oysa biliyoruz ki bir ülkenin gerçek gücü; emperyalist merkezlerden alınan onayla değil, toplumun rızasıyla, emekçilerin yaşam koşullarıyla, kamusal hizmetlerin niteliğiyle ve demokratik işleyişle ölçülür.
Bilimsel veriden, toplumsal faydadan ve demokratik denetimden yoksun her “stratejik atılım” söylemi; ülkeyi güçlendirmez, onu daha derin bir bağımlılık ilişkisine sürükler.
Değerli Arkadaşlar,
Bu kirli hesaplar ve pazarlıklar içerisinde TMMOB’nin tavrı açık ve nettir.
Nadir toprak elementlerinin çıkarıldığı ülkelerde yaşanan deneyimler son derece açıktır. Bu ülkeler çoğu zaman çevresel yıkım, su kaynaklarının kirlenmesi ve tarım alanlarının tahribiyle baş başa bırakılmakta; yüksek katma değerli üretim ve gerçek kazanç ise merkez ülkelere aktarılmaktadır. Bunun günümüzdeki adı sömürge madenciliğidir.
Bu nedenledir ki tıpkı altın madenciliği konusunda olduğu gibi TMMOB olarak nadir toprak elementleri meselesini de, dar anlamda bir maden işletmeciliği konusu olarak ele almayacak, kamu yararını esas alarak, sömürge madenciliğine karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.
Çünkü söz konusu olan; ülkemizin doğal varlıkları üzerindeki tasarruf hakkıdır.
Çünkü söz konusu olan; bu kaynakların kimlerin denetiminde, hangi amaçlarla ve hangi toplumsal önceliklerle kullanılacağı meselesidir.
Çünkü söz konusu olan bağımsızlık ve kamusal egemenlik meselesidir.
TMMOB olarak 70 yılı aşkın tarihimizde olduğu gibi, bundan sonra da madenlerimizin uluslararası hammadde savaşlarının bir aracı haline getirilmesine, sermaye ve tekellerin çıkarları doğrultusunda pazarlık konusu yapılmasına karşı durmaya, hepimizin ve gelecek nesillerin ortak zenginliği olan doğal varlıklarımızın toplumun genel çıkarı için kullanılması ve ülkenin tüm ortak zenginliklerinin hakça paylaşılması için mücadele etmeye devam edeceğiz.
Değerli Arkadaşlar,
Sözlerimi bitirirken şunu tekrar vurgulamak isterim: Yaşadığımız dünyanın ve ülkenin koşullarını tam olarak anlayamazsak, geleceğini de kuramayız.
Bu nedenle bu sempozyumdaki tartışmaları ve açığa çıkacak fikirleri oldukça önemsiyoruz.
Bu buluşmanın; bilimsel bilginin güçlenmesine, toplumsal farkındalığın artmasına ve ülkemiz için gerçekten kamucu, gerçekten sürdürülebilir bir yol haritasının oluşmasına katkı sunacağına inanıyorum.
Sempozyum boyunca söz alacak tüm bilim insanlarına, meslektaşlarıma ve katkı sunan herkese teşekkür ediyor; tartışmaların ülkemiz, mesleğimiz ve geleceğimiz adına verimli sonuçlar üretmesini diliyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Emin Koramaz
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı


