METEOROLOJİMO: 2025 YAZINDAKİ SU AZLIĞI VE 2026 KIŞINDAKİ SEL/TAŞKINLAR BİZE NE ANLATIYOR?

17.02.2026

TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası17 Şubat 2026 tarihinde "2025 Yazındaki Su Azlığı ve 2026 Kışındaki Sel/Taşkınlar Bize Ne Anlatıyor?" başlıklı bir basın açıklaması yaptı.

2025 YAZINDAKİ SU AZLIĞI VE 2026 KIŞINDAKİ SEL/TAŞKINLAR BİZE NE ANLATIYOR?

 

2025 yazı ve 2026 kışı, su kaynakları, enerji arz güvenliği ve afet risk azaltım stratejilerinin kurumsal ve teknik kapasitesini sınayan kritik örnekler oluşturmuştur. Ardışık kuraklık ve taşkın olayları; havza ölçeğinde entegre planlama eksikliklerini, rezervuar işletme optimizasyonundaki zafiyetleri ve kentsel drenaj altyapısının tasarım debileri karşısındaki yetersizliğini her yönüyle görünür hale getirmiştir.

Doğal verilerin mühendislik ve ekolojik parametreleri ile güvenilir hidrolojik projeksiyonlar dikkate alınmadan doğayla barışık yaşayabilmek mümkün değildir. Yıllardır ilgili kurumlar ve kamuoyuyla paylaştığımız teknik uyarıların karşılık bulmaması ise kurumsal öğrenme kapasitesini sorgulatmaktadır. Sorunların döngüsel biçimde tekrarlanması, politika düzeyinde kalıcı bir revizyon ihtiyacına işaret etmektedir. Son yağışlar kuraklık gerçeğini perdelememeli; kurak dönemler de taşkın riskinin unutulduğu gibi. Bu çerçevede mevcut su, enerji ve arazi kullanım politikalarının bütüncül ve performans esaslı biçimde yeniden değerlendirilmesi zorunludur.

Yaşananları teknik verilerle değerlendirmek gerekirse;

Şubat 2026 Sel ve Taşkınları

12–13 Şubat 2026 tarihlerinde özellikle Ege ve Akdeniz bölgelerinde etkili olan yağışlar sonucunda birçok yerleşim alanı, tarım arazisi ve ulaşım altyapısı yaşanan sel ve taşkınlardan etkilenmiştir.

9–10 Şubat tarihlerinde ülke genelinde, yağışlar özellikle batı ve güney bölgelerde zaman zaman kuvvet kazanarak geniş bir alanda hissedilmiştir. Bu yağışlar bazı bölgelerde kar, bazı bölgelerde yağmur şeklinde gerçekleşmiştir. 12–13 Şubat tarihlerinde ise lokal olarak yüksek günlük yağış değerleri ölçülmüştür. 12 Şubat yağışları; Antalya İbradı 127,2 mm, Muğla Fethiye 124,3 mm, Isparta Davraz 109 mm, Mersin Gülnar 106,1 mm ve 13 Şubat yağışları; Adana Aladağ 136,1 mm, Mersin Toroslar 111,5 mm, Antalya Gündoğmuş 111,2 mm olarak ölçülmüştür.

Bölgedeki ana istasyonlarda geçmiş yıllarda günlük maksimum değerler; Antalya 418,1 mm, Mersin 216,0 mm, Adana 204,4 mm, Muğla 170,6 mm, İzmir 145,3 mm, Isparta 132,0 mm olarak ölçülmüştür.

12-13 Şubat tarihlerinde ölçülen yağış değerleri etki bakımından yüksek olmasına rağmen, geçmişte ölçülen maksimum günlük yağışlarla karşılaştırıldığında daha düşük seviyededir. Son yağışların meteorolojik açıdan “olağanüstü” değil, geçmişte ölçülmüş ekstrem değer aralığında olduğunu göstermektedir.

Dolayısıyla taşkınların nedeni yalnızca yağış şiddeti değildir. Esas belirleyici faktör; arazi kullanımındaki değişim, yüzey akış katsayısının artması ve dere yataklarına yapılan müdahalelerdir.

2025 Yılı Kuraklığı ve Tarihsel Süreç

Bölgesel meteorolojik veriler incelendiğinde; 1972, 1992, 2008 ve 2009 yıllarında şiddetli kuraklıklar yaşanmıştır. 1987–1994 döneminde 8 yıl üst üste kurak koşullar görülmüştür. Son sekiz yılda ise 5 yıl kurak, 3 yıl ise nispeten yağışlı geçmiştir.

Bu veriler, 2025 yılı kuraklığının tarihsel kuraklık periyotlarıyla karşılaştırıldığında istisnai bir durum oluşturmadığını, beklenen bir süreç olduğunu göstermektedir.

Kuraklık ve aşırı yağış olayları, ölçülmüş meteorolojik parametreler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Mevcut veriler, gerçekleşen yağışların geçmişten beri yapılan ölçümler aralığı içinde olduğunu ortaya koymaktadır.

İklim Değişimi Tartışması

İklim değişimi küresel ölçekte bir gerçektir. Ancak her kuraklık ve her taşkın olayını doğrudan iklim değişimi ile açıklamak, teknik sorunların tespitini ve çözümünü geciktirmektedir.

Meteorolojik olarak beklenen aralıkta gerçekleşen yağış ve kuraklıkları “iklim değişimi” başlığı altında genellenirken; Arazi planlaması hataları, yetersiz altyapı tasarımı, havza yönetim eksiklikleri gibi sorunların görmezden gelinmesine neden olmaktadır.

İklim değişimi tartışmaları sürecinde, “iklim değişimine dirençli kentler” söylemi ile hareket edilirken, yeni yapılmakta olan deprem konutlarının sel suları altında kaldığına tanık olmaktayız. Bu yaşananların iklim değişimi süreci ile nasıl açıklanacağı ise merak konusu olmaktadır. 

Su Azlığı ve Belediyelerin Rolü

İçme ve Kullanma Suyu

Mevzuata göre içme ve kullanma suyu temini merkezi idarenin planlaması çerçevesinde yürütülmesi gereken bir süreçtir. İçme ve kullanma suyu sağlanması konusunda yerel yönetimler teknik ve yasal yetki sınırları içerinde kalmalıdır. Belediyelerin su sağlanması konusunda alanını genişletmeye çalışması yeni sorunları beraberinde getirir.

Hava Modifikasyonu / Yağmur Bombası

Bulut tohumlama, yalnızca uygun sinoptik ve mikro-fiziksel koşullarda yağış verimini marjinal düzeyde artırabilen bir atmosferik müdahaledir; havza ölçeğinde içme suyu arz güvenliğini sağlayacak kanıtlanmış ve tekrarlanabilir bir kapasite sunmaz. Kurak dönemlerde nem sınırlı olduğundan etkinliği düşer. Buna karşın politik söylemde “hızlı çözüm” olarak sunulması, talep yönetimi, kayıp-kaçak azaltımı ve bütüncül su politikalarının ertelenmesine yol açabilmektedir. Ayrıca yerel idarelerin asli yetki ve görev alanı dışında kalmaktadır.

Deniz Suyundan Arıtma

Deniz suyunun arıtılması teknik olarak mümkündür. Yüksek enerji tüketimi, yatırım amortismanı ve konsantre deşarjının çevresel yükü dikkate alındığında maliyet-etkinliği tartışmalıdır. Mevcut yüzey ve yeraltı suyu rezervlerinin işletme performansı, kayıp-kaçak oranları ve sektörel tüketim dağılımı analiz edilmeden çözüm olarak sunulamaz. Bu nedenle karar süreci; talep yönetimi, su verimliliği ve havza su bütçesi optimizasyonu tamamlandıktan sonra, ulusal ölçekte bütüncül planlama çerçevesinde değerlendirilmelidir. Su sorunu, yerel ölçekte siyasi tercihlere indirgenmemelidir.

Sel ve Taşkınların Esas Nedeni

Son yıllardaki taşkın olayları; arazi kullanımına bağlı olarak, yüzey geçirimsizliğinin artması, dere yataklarının daraltılması, taşkın alanlarının yerleşime açılması, yetersiz altyapı boyutlandırması ile doğrudan ilişkilidir.

Merkezi idare, ulaşım ve büyük altyapı yatırımlarında taşkın risk analizlerini güncellemelidir.
Yerel yönetimler ise imar planlarını ve drenaj sistemlerini mevcut maksimum yağış değerlerine göre revize etmelidir.

“İklim değişimine uyumlu kentler” söyleminden önce, kentler mevcut meteorolojik parametrelere uyumlu hale getirilmelidir.  Kentler mevcut meteorolojik verilere uygun planlanır ve projelendirilir ise iklim değişiminin etkisi de giderilmiş olur.

Meteorolojik Hizmetler ve Ticari Yaklaşımlar

Su azlığı ile sel ve taşkın sonrası belediyelere çeşitli yazılım ve danışmanlık hizmetlerini pazarlamaya çalışanların sayları artmaktadır. Oysa meteorolojik değerlendirme; yalnızca yazılım değil, alanında yetkin meslek insanlarının teknik analizini gerektirir. Ayrıca yerel yönetimlerin merkezi idareler tarafından sağlanan hizmetlerin isim değişikliği ile kendilerine pazarlanmasına dikkat etmesi gerekir. 

Su Yönetimi ve Mevzuat

Su yönetimi yalnızca suyun depolanması ve dağıtımı değildir. Havza ölçeğinde tüm süreçlerin birlikte ele alınmasını gerektirir. Mevcut uygulama su ile ilgili süreçler konusunda yeterli değildir.

Su Kanunu;

Su ile ilgili yaşanan sorunlarda sürekli olarak “Su Kanunu Eksikliği” söylemi gündeme getirilmektedir. Mevcut mevzuat; Havza koruma, taşkın alanlarının yerleşime açılmaması, su tahsis öncelikleri, atıksu arıtımı, kaynakların korunması, suların kirletilmemesi gibi pek çok konuları kapsamaktadır.

Özellikle belirtmek gerekir ki; 1943 tarihli 4373 sayılı Taşkın Kanunu etkin biçimde uygulanabilseydi, bugün yaşanan birçok sorun ortaya çıkmayacaktı.

Sorun, mevzuat eksikliğinde değil uygulama eksikliğidir.

Sonuç olarak; 2025 yazındaki su azlığının ve 2026 kışındaki sel ve taşkınların; İklim değişimi gerekçesine indirgenmesi ve mevzuat eksikliğine bağlanması yönetimsel sorunların sonucudur. Hangi kurumun hangi yetki çerçevesinde ne yapacağı bellidir. Yerel yönetimler yetki sınırları içinde kalmalı, merkezi idare ulusal planlama sorumluluğunu yerine getirmelidir.

Sorunları doğru teşhis etmek, çözümün ilk adımıdır. Sorun iklim değişiminde olmadığına göre; 2025 yazından ve 2026 kışında yaşananlardan yukarıda açıkladığımız bilim, teknik, mevzuat ve yönetim konusunda dersler çıkartmamız ve ortak hareket ederek çözüm bulmamız gerekmektedir.

Su sorunu; arz artırımı ile değil, bütüncül planlama ve tüketim disiplini gerektirir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Meteoroloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu